Kendileri istemiyor sultan multan denmesini, direkt, “Bize Atatürk’ün kızları deyin” diyorlar.
Son yıllarda yüzümüzü güldüren ender unsurlardan biri Atatürk’ün kızları. Güldürmekle de kalmıyorlar, hüngür hüngür ağlatıyorlar.
Sevinçten, mutluluktan, gururdan.
O kadar ihtiyacımız var ki böyle şeylere şu karanlık günlerde.
Ekonomimizi ekonomiden anlamayanlar çökertiyor, eğitimimizi eğitimden anlamayanlar, siyasetimizi siyasetten anlamayanlar, diplomasimizi diplomasiden anlamayanlar, futbolumuzu futboldan anlamayanlar, basınımızı gazetecilikten anlamayanlar; kısaca her şeyimizi hiçbir şeyden anlamayanlar yönetiyor ve çökertiyorlar.
Bu dönemde Atatürk’ün kızları ilaç gibi geldi vallahi, ne muradları varsa kabul ola.
SAF EMEKLE GELEN BAŞARI
Öyle tesadüf eseri değil gelen bu başarı, 15 senelik emeğin ürünü.
Gelin size çok az yerde duyacağınız kadınlarımızın voleyboldaki başarısının sırrını çıtlatayım. Konu sakillik ve liyakatsizlik olsa çarşaf çarşaf yer alırdı gazetemsilerde ama konu saf emek olunca ve avantası da olmadığı için pek itibar görmüyor.
İSTİFA ONURLU BİR EYLEMDİR
Efendim yıl 2006, Erol Ünal Karabıyık voleybol federasyonu başkanı seçiliyor. Kimseye yalakalık yapmadan işini yapıyor, hatta 2012’de dönemin AKP’li spor bakanı Suat Kılıç’la ters düşüp basıyor istifayı. İlk istifası da değil, 1975’te tüm eğitimlerini alıp adım attığı polislik mesleğinden de 77’de gördüğü çarpıklıklara dayanamayıp istifa ediyor.
Düzgün bir tip, nereden mi biliyorum; Milliyet’te çalıştığım yıllardı ve devamlı ödül alırdı Milliyet’in geleneksel spor ödülleri yarışmasında. O ödülleri de okurlar belirlerdi, net liyakatle dağıtılırdı. Şimdi kim bilir ne oldu o yarışmaya; umarım devam etmiyordur! Her sene kimin yılın spor adamı olacağını tahmin edebiliyorsunuzdur diye düşünüyorum. Bu arada birkaç merhabadan başka bir tanışıklığım yok hiçbir voleybol federasyonu çalışanıyla, bilmiş olun da.
Neyse dönelim voleyboldaki başarıların sırrına…
FABRİKA VOLEYBOL
Karabıyık başkanlığı süresince sayısız tesisin kazanılmasını sağladığı gibi Fabrika Voleybol projesini de hayata geçirmeyi planlıyordu ki siyasetin çirkin yüzünün kurbanı oldu. Neyse ki yerine gelen Özkan Mutlugil, “Benden öncesi yerin dibine batsın” demedi projeyi geliştirip 1 Temmuz 2013’te açtı fabrikayı.
Nedir Fabrika Voleybol, çok basit; Türkiye’nin dört bir yanında (özellikle dezavantajlı veya spor imkanlarına erişimi kısıtlı bölgelerdeki) 6-12 yaş arasındaki çocukların voleybol oynamalarını sağlamak.
Bugün sahada gördüğünüz kızların büyük bölümü bu fabrikanın ürünü. Vargas da liyakatini bir sonraki federasyona aktarabilen voleybola gönül vermiş insanların kazandırdığı bonus.
HÂLÂ FUTBOL OYNANMASI MUCİZE
Yaaa işte böyle, hiçbir başarı tesadüfen gelmiyor. Tabii ki sahada ter döken kızların payı tartışılmaz. Ancak onlara uygun zemini hazırlayan gerçek spor insanlarının da şampiyonluklarda azımsanmayacak kadar emekleri var.
Bilin bakalım yaz başındaki dünya kupasında neden döküldük!
Bir önce katıldığımız kupada dünya üçüncüsü olmuştuk. O zaman futbolun başında Haluk Ulusoy vardı. Her gelenin bir öncekini arattığı sonrakilere bakıp çay demleyebiliriz.
Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Ali Aydınlar, Yıldırım Demirören, Nihat Özdemir, Mehmet Büyükekşi veeee İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu.
Bu tiplere rağmen hâlâ ülkede futbol oynanabiliyorsa mucizelere inanmanın vakti gelmiş demektir.
Atatürk’ün kızları ile şu isimleri aynı yazıda buluşturmasaymışım iyi olacaktı ama zarlar böyle geldi kusura bakmayın kızlar, sonsuz teşekkürler her birinize.