Browsing Category Travel

Katil LİMAK!

Önce katil ne demekmiş sözlüğe bakalım.
İlk anlamı ad olarak “İnsan öldüren kimse.”
İkinci anlamı sıfat olarak, “Ölüme yol açan, öldürücü.”
Bugün Akbelen’de dün Türkiye’nin her yerinde arkadaşları holdinglerle (Bizim tam oramıza koymaya meraklı 5’li çete) yaptıkları itibarıyla bu ada da sıfata da uyuyorlar.
Bugün başrol LİMAK’ın. Cengiz Holding, Kalyon Holding, Kolin Holding ve Makyol Grubu suç ortakları.
Bu şirketler gerçekten memleketin tam da orasına koydu Cengiz Holding’in patronu Mehmet Cengiz’in vaat ettiği gibi.
Bu şirketlerin dünyanın en çok devlet ihalesi aldığı uluslararası değerlendirmelerde kaşelendi.
Demek ki patronlarının milyar dolar seviyesinde paraları var.
Her bir işi yapıyorlar.
Maden işletiyorlar, yol, bina, köprü, tünel, viyadük, teleferik, tren yolu, gemi ve daha akla gelmedik her işi yapıyorlar.
Sanırım yetmiş sülalelerine yetecek kadar dünyalık yaptılar çok iyi anlaştıkları AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan sayesinde.
Buraya kadar bile iğrenilecek çok şey var ama esas tiksindiricisi bundan sonra!

NE İÇİN AĞAÇ KATLİAMI YAPILIYOR

Muğla-Milas’taki İkizköy, Akbelen Ormanı’nda YK Enerji’nin maden sahasını genişletmek için ağaçlar kesiliyor.
Yani İÇTAŞ-LİMAK ortaklığında olan YK Enerji, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerini besleyebilmek için Akbelen Ormanları’nın altında olduğu rivayet edilen linyit kömürüne gözlerini dikmiş vaziyette.
Ayrıca bu iki çağ dışı santralin ülke genelindeki elektrik üretimine yüzde 1’lik bile katkıları yok!
LİMAK’ın esas patronu futboldaki yıvışıklıklarıyla tanıyacağınız Nihat Özdemir. Şu anda yönetim kurulu başkanı babamın parası var beni de patron yaptı Ebru Özdemir!
Yani ağaçları katletme emrini Ebru hanım verdi.
Ne var bunda, babasının kızı demeyin, sıkı durun!
Ebru hanım ayrıca dünyanın en önemli çevre örgütlerinden biri olan Doğal Hayatı Koruma Vakfı Mütevelli Heyeti Türkiye üyesi!
Güler misin sabaha mı bırakırsın; Ebru hanım da yıvışıklıkta babacığını aratmamış!
Doğal Hayatı Koruma Vakfı kapının önüne koymanın yollarını arıyormuş şimdi Ebru hanımı!
Milyar dolarlarınıza yüz milyonlar daha eklemek için yaptığınız katliama vicdanınız nasıl katlanıyor.
Milyonların ahını alıyorsunuz; çoluğunuzdan, çocuğunuzdan, torunlarınızdan çıkabileceğini her fırsatta belirttiğiniz gibi iyi bir müslüman olarak nasıl düşünmüyorsunuz?
Ne kadar daha paranız olursa tatmin olup duracaksınız?
Hepimizin sonunun kara toprak olduğunu bildiğinizi umuyorum ancak arsızlığınızı görerek gözünüzü onun bile doyurabileceğini sanmıyorum!

TÜRK ASKERİ KAÇMAZ

Akbelen Ormanı şu anda şov yeri. Bir ağacın bile kesilmesine engel olmaya gücü, cesareti olmayan ne kadar siyasetçi varsa orada.
CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır parmak sallamaya cüret etti halka, halkın o parmağı ne yapacağını düşünmeden!
Bir diğeri ise arsız davranışları nedeniyle önceki gün vatandaşlar tarafından yuhalanan CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal.
Halkın üzerine yürüdüğü için tepki alan Tanal dün kendisini affettirmek için yine Akbelen’deydi.
Öyle ya da böyle iyi ki de oradaymış, yüzyılın rezaletinin gözler önüne serilmesine vesile oldu.
Jandarmanın orman girişinde halkı kanunsuz şekilde fişlediğini gören Tanal duruma müdahale ediyor.
Rütbeli jandarma komutanları da sinirli ancak haklı milletvekillini kandırmaya çalışıyorlar.
Tanal bir ara jandarmanın elindeki fişleme listesini alıyor ancak sonra kaptırıyor. Arbedede, “Üzerinizdeki üniformadan utanın, eşkiyalık yapmayın” diyerek fişleme listesini alan sözde askeri kovalamaya başlıyor!
Komedi filminde olmaz, filmi çekilse genelkurmay filmi çekenlere, “Türk askeri kimseden kaçmaz, yalancılar” diye dava açar.
Ama oldu, hem de gözlerimizin önünde oldu.
Bir Türk askeri bir milletvekilinden yüzlerce metre koşarak kaçtı!
Hâlâ öyle bir makam kaldı mı bilmiyorum bu tek adam rejiminde ama eğer ben jandarma genel komutanı olsaydım, birazcık da şerefim olsaydı bugün istifamı vermiştim! Aynı orada kendini komutan sanan görevli rütbelilerin de yapması gerektiği gibi!
Söz verdiğiniz gibi bir adamın etrafında birleşip memleketin tam da orasına kodunuz!

Erdoğan: 0 Kabzımallar: 3

Bu ülke gerçek anlamda kanla kuruldu. Çanakkale’si Conk Bayırı, Sakarya’sı Dumlupınar’ı, Menemen’i İzmir’i!
Hepsinde gözyaşı var!
Hepsinde dökülen kan var.
Hepsinde düşenin ardından düşmeye hazır vatan evlatlarının canı var.
29 Ekim 1923’te iş cumhuriyetin ilanıyla da bitmemiş. Kuruluş aşamasındaki arsız nursuzlarla uğraşmaya devam ediyor Mustafa Kemal Atatürk ve evlatları.
Kimi zaman günümüzde hükümetin gözeneklerine kadar nüfuz etmiş Nakşibendi tarikatının baş pisliği Şeyh Esat kılığında Menemen’de çıkıyor karşılarında.
Kimi zaman da Nasturi, Şeyh Sait, Raçkotan, Raman, Eruhlu Yakup Ağa ve Oğulları, Pervari, Koçuşağı, Hakkari, Sason, Mutki, Ağrı, Hoybun, Oramar, Tendürek, Savur, Resul, Bicar, Batuş, Zeylan, Pülümür, Dersim isyanları diye kafa ütülemiş. Terakkiperver adı altında kankaları bile kuyusunu kazmaya yeltenmiş Atam’ın.
Elinin tersiyle hepsinin dersini vermiş, arada Hatay’ı topraklarımıza dahil etmiş. Bugünkülerin kucaklarından kalkmadıkları hiçbir tarikata, şeyhe, şıha papuç bırakmamış Atam.
Bakmış tek tek kafalarını ezmekle olmuyor, topyekûn çözüm için tekke ve zaviyeleri yasaklayan kanunu çıkartmış.
Sıkı mı şimdi, dünya terse dönüp de Kemal Bey başımıza geçse; o da tekke ve zaviyelere dokunamaz.
İktidar ile muhalefetin al gülüm ver gülüm oynadığı bir tiyatronun arka sıralarında uyukluyoruz ahalice, dönen dolaplardan haberimiz yok!
Neyse konumuza dönelim.
Kesmemiş, köy enstitülerini kurmuş, cumhuriyetin mottosunu; “İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kitleyiz” olarak belirlemiş. Dağ köylüsü çocuğun da bir müzik aleti çalmasını sağlamış.
Yeni doğmuş bir ceylanın ayaklarının titremesi gibi kırılgan bir ülkeden aslan yaratmış aslan!

ATATÜRK’ÜN FABRİKALARI

1- Ankara Fişek Fabrikası (1924)
Atatürk’ün açtığı fabrikalar
2- Gölcük Tersanesi (1924)
Atatürk’ün açtığı fabrikalar
3- Şakir Zümre Fabrikası (1925)
Atatürk’ün açtığı fabrikalar
4- Eskişehir Hava Tamirhanesi (1925)
5- Alpullu Şeker Fabrikası (1926)
6- Uşak Şeker Fabrikası (1926)
7- Kırıkkale Mühimmat Fabrikası (1926)
8- Bünyan Dokuma Fabrikası (1927)
9- Eskişehir Kiremit Fabrikası (1927)
10- Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1928)
11- Ankara Çimento Fabrikası (1928)
12- Ankara Havagazı Fabrikası (1929)
13- İstanbul Otomobil Montaj Fabrikası (1929)
14- Kayaş Kapsül Fabrikası (1930)
15- Nuri Killigil Tabanca, Havan ve Mühimmat Fabrikası (1930)
16- Kırıkkale Elektrik Santrali ve Çelik Fabrikası (1931- genişletildi)
17- Eskişehir Şeker Fabrikası (1934)
18- Turhal Şeker Fabrikaları (1934)
19- Konya Ereğli Bez Fabrikası (1934)
20- Bakırköy Bez Fabrikası (1934)
21- Bursa Süt Fabrikası (1934)
22- İzmit Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1934 temel atma)
24- Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası (1934)
25- Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1934)
26- Isparta Gülyağı Fabrikası (1934)
27- Ankara, Konya, Eskişehir ve Sivas buğday siloları (1934)
28- Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası (1935 – tamamlandı)
29- Kayseri Bez Fabrikası (1934 temel atma)
30- Nazilli Basma Fabrikası (1935- temel atma)
31- Bursa Merinos Fabrikası (1935 temel atma)
32- Gemlik Suni İpek Fabrikası (1935 temel atma)
33- Keçiborlu Kükürt Fabrikası (1935)
34- Ankara Çubuk Barajı (1936)
35- Zonguldak Taş Kömür Fabrikası (1935)
36- Barut, Tüfek ve Top Fabrikası (1936)
37- Nuri Demirağ Uçak Fabrikası (1936- ilk Türk uçağı NUD-36 üretildi)
38- Malatya Sigara Fabrikası (1936)
39- Bitlis Sigara Fabrikası (1936)
40- Malatya Bez Fabrikası (1937 temel atma- bu fabrika hariç bütün bez ve dokuma fabrikaları Atatürk’ün sağlığında açılmıştır.)
41- İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası (1934- temel atma)
42- Karabük Demir Çelik Fabrikası (1937- temel atma)
43- Divriği demir ocakları (1938)
44- İzmir Klor Fabrikası (1938- temel atma)
45- Sivas Çimento Fabrikası (1938-temel atma)

ERDOĞAN BECEREMEDİ!

Yukarıdaki ve daha sonra açılan birçok fabrikayı AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan sattı.
20 yılda 80 yıllık ülkenin mirasını yedi.
Padişahlar dönemini bile dahil etsek; tarihimizde hiçbir zaman böyle bir napotizm yaşanmadı.
“İtibardan tasarruf olmaz” ayağına onlarca saray, onlarca uçak aldı kendine. Yüzlerce lüks araçla halkını yara yara camiye gidiyor, binlerce koruması var.
Günlük koruma maliyeti 30 milyon lira!
Sadece evinin giderleri günlük 18 milyon lira!
Aklımıza bile gelmeyen neler neler vardır daha!
Ak Saray’da hastane var diyorlar; onun masrafları da dahil mi acaba bu paralara. Dün pansuman malzemesi aldık. 2-3 kere anca yeter. Baticonu, gazlı bezi, flasteri, Rif’i 300 lira. Yan eczane bin 200’e kakalamaya çalıştı.
Yavaş yavaş konumuza geliyoruz; tutan tuttuğunu öpüyor.
Beyni olan kitle olarak zaten neyin ne olduğunu biliyoruz, lafı uzatmaya gerek yok.
AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan ne ekonomiyi ne dış politikayı ne de ülkenin demografisini yönetememiştir. Bunu biz net biliyoruz. Adaletin, hukukun, basın özgürlüğünün, eşitliğin parçalanması zaten ayrı hikaye!
Şekeri çıktığı zaman “Ayyaş” diye bahsetmeye cüret ettiği adam ülkeyi kurarken otuz çeşit nursuzla başa çıkmış!
Asrın lideri, dünyanın kıskandığı, çıbanının kılı olmak için sıra beklenen Zat-ı Şahaneleri ise kabzımallarla bile mücadele edemiyor!
Tarlada 4 lira olan hıyar pazarda markette 35-40 lira olamaz. Olursa bu işte bir terslik vardır. Kabzımallar ülkeyi yönetenlerden daha güçlü demektir.
Mesela ben ülkeyi yönetsem ve ekonomi bu durumda olsa ülkede ne kadar kabzımal varsa önüme dizer gerekeni yaparım.
Peki AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan niye yapmıyor?
Çünkü umurunda bile değiliz!
Cumhuriyet’ten de, laiklikten de, modern dünyadan da bizden de hoşlanmıyor. Yerimize koymak için Suriyeli, Afgan, Pak, Somalili ve Arapları boşa doldurmuyor memlekete!

Haydarlar ıslatılmış!

Argoda, “Adam dövmekte yahut kavgada kullanılan sopa” demek haydar. Bir gece suda bırakırsan vurduğun yerde yaylanıp lastik cop etkisi göstererek görevini layıkıyla yapar.
Sabahtan bu yana Kayserispor-Galatasaray maçı hakkında ulusal basında yazılan tüm köşe yazılarını okudum. Gerçekten kalite yerlerde sürünüyor. 80’li yılların sonunda mesleğe başladım; o zaman da skor yazarlığıydı geçerli akçe bugün de aynısı devam ediyor. Sadece yazarlar değil, spor servisi mutfakları da geri gitmiş bunca yılda!
İcardi’nin kafası girse bambaşka şeyler yazılacak gazetelerde ya da Cardoso’nunki!
Ortak fikrin başlığı, “Buruk başlangıç”. Ne yaratıcı değil mi Okan Hoca’nın soyadıyla kakofoni yapmak.
Hepsi de haydarı hazırlamış, “Okan’a mı patlatsam, Dubois’ya mı?” diye ikilem yaşıyorlar.
Neticede mevcut spor basınını beğenmiyorum. Katılmayan olur, saygı duyarım. Ancak fikrim spor yazarlığı iyice skor yazarlığına dönüşmüş, yavan bir dille sürünüyor. Tabii ki istisnalar da yok değil, konuya dozerle girmek mantıksızlık olur.

OKAN BENİ UTANDIRDI!

“El âlemi o kadar doğradın, sen ne bırakacaksın bakalım avcumuza?” dediğinizi duyar gibiyim.
İşte benim acı gerçeklerim:
Geçen sene Okan Buruk takımın başına geçtiğinde kendisinden hiç umudum yoktu. Yıldızları idare edemeyip takım içinde bölünmelere yol açacağını düşünüyordum. Yanılan ben oldum, beklentinin üzeri çıktı Okan Hoca. Başka sebeplere bağlı, istemeye istemeye de olsa tebrik etmek zorunda kaldım kendisini.
Şans da çok önemli, hâlâ ağır bir travmadan çıkamayacağını düşünüyorum. Umarım yanılan ve yine ben olurum. Galatasaray benim için milyon başka şeyden daha önemli çünkü.
Hocanın, yönetimden de alacağı güçle bu sezonu da başarıyla, travmasız atlatacağını düşünüyorum. Elinde asrın kadrosu var çünkü. İki 11 yapsa ikisi de şampiyonluğa oynar bu ligde.
“Galatasaray’ın kalitesini bundan sonraki haftalarda daha yüksek seviyede göreceğiz, onu görmezsek zaten oyuncular bizimle birlikte olmayacak” gibi maç sonu beyanı takımın ahenkini bozar, aman dikkat. Ne yap ne et futbolcuları aç sırtlanların önüne atma, sonuçları felaket olur.
Ayrıca bir ay sonra transfer sezonu bitiyor (15 Eylül). O tarihten sonra birlikte olmayacağın oyuncuları ne yapacaksın, Başkan Dursun Özbek’in oteline bellboy mu!

GELELİM FUTBOLCULARA

İki kere iki dört, Torreirasız olmuyor, derhal alternatifi üretilmeli, yaratılmalı. İki maçtır karın ağrısından oynayamıyormuş, umarım o karın ağrısı gerçekten ilk anlamındadır.
Barış Alper kardeşim, Galatasaray’a geldiğin gün sıçtığın bok henüz Marmara Denizi’ne ulaşmadı. Biraz sakin olmazsan ve ayakların yere basmazsa kendini bir anda elinde bavul, Anadolu’yu dolaşırken bulursun. Oysa ki bu takımın 10 yıllık geleceğinde yerin var, biraz akıllı ol.
İcardi zaten parti çocuğu, form morm pek önemli değil. Değil iki, altı ay da partileyip gelse sakatlığı yoksa kulübede oturmamalı.
Muslera gidince yeri çok zor dolacak. Alınan bir puanın büyük bölümü onun.
Nelsson da kararını verse artık iyi olacak. Gideceksen git, kalacaksan kal ki o eski neşene kavuş. Suratından akan mutsuzluk takımın aptestini bozuyor.
Keremler’den birinin acilen elinde sihirli çubuk olduğunu hatırlaması şart. Diğeri ise ağır ağabeyliği yanlış anlamış; ortamlarda ağır olacaksın, sahada değil.
Zaha kaliteli kumaş tartışmasız. Koridorundakiler de ona ayak uydurursa Zaha-İcardi ikilisi bu sene çok konuşulur.
Mertens ile Oliveira antrenmanlara yeniden başlamalı.
Berkan hakkında bir türlü kati kararımı veremiyorum. Bir öyle bir böyle ama genelde negatif.
Dubois bence yerinde ağır, onunla fantezi peşinde anca Polyanna koşar.
Angelino ve Bakambu şu aşamada beklentinin altındalar ama 25 gün önce karaya ayak bastıklarını unutmamak gerek. İkisinden de çok umutluyum ben, yeter ki çalışsınlar.
Abdülkerim ve Boey’e ise söylenecek laf yok, yerleri İcardi’den bile sağlam.
Son söz de taraftar ve camiaya…
Herkes teşne zaten takımı ve hocayı yerden yere vurmaya, bari siz yapmayın.
Az sabır hepimize çok iyi gelecek.

Hooop, ağır ol!

80 milyonun yarısı değerini bilmiyor ama Cumhuriyet, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı biran bile aklımızdan çıkartılmaması gereken kelimeler.
101 yıl önce bir önceki gece hiç uyumamış Mustafa Kemal Atatürk ve askerleri yurdumuzu işgal eden düşmanları bozguna uğratarak 9 Eylül’de denize dökerek sonuçlandıracağımız bağımsızlık maceramızın ilk dakikalarını yaşıyorlardı.
Adı bile her duyduğumda tüylerimi diken diken eder, Büyük Taarruz. Atamız’ın, “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz, ileri” sözleriyle tam 101 yıl önce bu sabah başladı.
En irisinden sinek sikletine bugün kendilerini bir şey (Şey, bulabildiğim en kibar kelime. Siz istediğinizle devam edin) sanıp kabararak dolaşanlar, fırsatta ceplerini dolduranlar, liyakatsız olmalarına rağmen subaşlarını tutanlar, birkaç kuruş için bir üstündekinin kıçını yalayarak çoğalan amip silsilesi, halkı cahil bırakanlar, din satarak politika yapanlar, cüppeli takkeli sapıklar vs, dinleyin…
101 yıl önce bu sabah Atatürk ve silah arkadaşları komutasındaki ecdadımız bize bu vatanı ve bağımsızlığımızı hediye ettiler.
Aksi hâlde ne mi olacaktı?
Ayasofya kilise, Sultan Ahmet katedral, İstanbul Konstantin, Serdar Serotiris, Ahmet Apostolos, Mehmet Metsitis, Ayşe Arete, Fatma Eleadora, Emine Helena, Bilal Vasili, Recep de Refailitis olacaktı.
Bilmem anlatabildim mi!
Her şey için sonsuz teşekkürler Atam. Merak etme, günü geldiğinde muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızdaki asil kanda olduğunu dahili ve harici bedhahlara anlatmasını biliriz.
Azıcık yalpaladık o kadar, kusurumuza bakma.

BİRAZ DA FUTBOL

Dün akşam tüm futbolseverler gibi ben de Galatasaray – Molde maçını izledim. Galatasaray deplasmanda 3-2 yendiği rakibini Ali Sami Yen’de de 2-1 mağlup ederek Şampiyonlar Ligi’ne 17’nci kez katılmaya hak kazandı.
İki maçı da seyretmemiş biri, “Galatasaray güle oynaya turlamış” der.
Ancak kazın ayağı öyle değil. Liginde 30’a yakın maç oynamış, sezonlarının sonuna gelmiş Norveç ekibi canını aldı Aslan’ın.
Muslera, İcardi ve Boey’in olağanüstü çabaları olmasaydı şimdi el sallıyorduk kalkan gemiye.
Çok uzatmadan…
Evet Galatasaray henüz hazır değil. Yeni transferler Angeliño hariç uzun bir yolculuktan sonra yaşamsal sıvıdan kusarak uyanan uzay gezginleri kadar şaşkınlar.
Maçlara ayık çıksalar bile geçen senenin sonundaki performansından çok uzak takım.
Ben de beğenmiyorum oynanan oyunu ama 6 maçta 5 galibiyet 1 beraberlik almışlar, amaca da ulaşılmış.
Dost basınından ağır düşmanlarına kadar kılçığını didiklediler takımın. “Barça, Real, Manchester falan olsa karşılarında felaket olurdu” dediler de, “Molde, Fenerbahçe ya da Beşiktaş’ı hallaç pamuğu gibi atardı” demediler hiç.
Adını sıklıkla duymadığımız için Karamürsel sepeti sandığımız Molde’nin oyuncuları biraz daha şanslı olsa ya da Galatasaray biraz daha şanssız olsa havada uçuşan pamuk parçası olabilirdi.
Unutmayın ki iki maçta da kritik goller baraja çarpıp filelere giden toplardan geldi.
Bence bu kadarı yeterli durumu özetlemeye.

KAZANMA İHTİMALİ İÇİN SEVDİK!

Sosyal medya ergenlerini saymıyorum, kazana doğmuş onlar. Ben ilk bilinçli şampiyonluğumu 18’imde yaşadım ama bugünün tüysüzlerinin binde biri kadar eleştirmedim Galatasaray’ı. Basketi voleybolu, her maçına gitmeye gayret ettim. Sonra büyüdüm, Olimpiyat Stadı işkencesini çektim bir yıl, gıkım çıkmadı ki o zaman bayağı palazlanmış basındım.
Eksikleri söylersin ama futbolcuna, hocana, yöneticine, başkanına sövmezsin. Söversen zaten Galatasaraylı değilsindir. Evet ben de mesela Muslera’yı, Torreira’yı, İcardi’yi çok seviyorum ancak başka nedenlerle Okan Hoca’ya hiç ısınamadım. Ne var ki Galatasaray’ın hocası odur ve ayrılana kadar her Galatasaraylı gibi arkasında durmak görevdir.
Küfürle kafirle bir santim mesafe alınmaz.
Her Galatasaraylı gibi ben de biliyorum Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray’ın işinin çok zor olacağını. Bunları düşünmek yerine, “Hooop ağır ol, sen Galatasaray’ı her maçını kazansın diye sevmedin ki, kazanma ihtimali olduğu için sevdin” diyorum kendime.
Hiç merak etmeyin, bu takım form da tutar, devlere kök de söktürtür, yeni bir tarih bile yazar.
Dediydi dersiniz:)