Browsing Category Uncategorized

Ağır manyak!

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump X’ten yaptığı son paylaşımıyla acil psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu ilan etti.

Venezüella’ya ve petrolüne bir gecede çöken, Grönland’ı defaatle Danimarka’dan isteyen, Kanada’ya 51’inci eyaleti olmayı öneren, Filistin’i komple yıkıp tatil köyü yapma hayalleri olan; son olarak da açık açık söyleyerek İran’ın petrolüne çökmek için Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren Trump yapay zekaya yaptırdığı illüstrasyonla tedavi altına alınmasının şart olduğunu kesin olarak ispatladı.

KENDİNİ PEYGAMBER İLAN ETTİ

İllüstrasyonda kendisini İsa Peygamber olarak betimledi. Arka plan Marwel filmi afişi gibi; ABD Bayrağı, uçan süper kahramanlar, savaş uçakları, askerler, hemşire, dua eden bir sarışın veeeee ışıklı elleriyle şifa vermeye çalıştığı finansör, iş insanı, çocuk cinsel istismarcısı, seri tecavüzcü ve insan kaçakçısı Jeffrey Edward Epstein.

Gündemi biraz takip ediyorsanız sapık Epstein’in suratını hayal edin, illüstrasyondaki kirli sakallı; tıpkısının aynı.

TRUMP VE MOLLALARA DERS

İran’a saldırı kararı aldığında isminin karıştığı Epstein davasının gazını kaçırmayı amaçladığı iddia edilmişti. Canlı yayında 10 yaşındaki kıza, “Büyüyünce benimle randevulaşacaksın” diyebilen bir tipin sapıklıklarla bezeli Epstein Adası’ndan uzak durabilme ihtimalinin olmadığını düşünüyorum.

Ne diyeyim, umarım cesur İran halkı önce bu manyağın sonra da ülkeyi yaşanmaz hâle getiren mollaların dersini verir.

KARBON KAĞIDI

Dünya gündeminin bir başka maddesi de Macaristan seçimleri. Viktor Orbán’ın 16 yıllık ceberut yönetimini Peter Magyar devirdi. Orbán’ın kendisi için geliştirdiği ucube seçim sistemi bu kez aleyhine çalışarak parlementodaki koltuk sayısını 55’e düşürdü. Magyar’ın partisi Tisza ise 138 sandalyeyle 3’te 2’lik çoğunluğu ele geçirdi.

Buraya kadar, “Ne yapalım kardeşim, bu kadar derdimiz varken bize ne Macaristan’daki seçimlerden” diyebilirsiniz ama az bekleyin hele😊

Orbán 1998-2002 arası 4, 2010’dan 2026’ya kadar da 16 sene Macaristan’ı yönetti; toplam 20 yıl. Özellikle ikinci dönem neler yapmış pertavsızla (Büyüteç) bakalım…

ÖNCE MEDYA!

Göreve gelir gelmez medyanın yüzde 85’ini satın almış. Tabii ki parasını cebinden vererek değil, bütün devlet ihalelerini verdiği iş insanlarına aldırmış, aleyhinde milim haber yapılamıyor. Devlet televizyonunu borazanı yapmış.

Bu arada Trump, Orbán’ı inanılmaz destekliyordu. Hatta seçim propagandası için yardımcısı James David Vance’i direkt mitingine gönderdi Orbán’ın. İran’daki hayal kırıklığına Macaristan da eklendi. İlk kez dünyada Trump’ın desteklediği bir aday kazanamıyor. 

Orbán’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de destekledi, İsrail Başbakanı Binyamin Netenyahu da. Hatta 2022’deki seçimlerden önce Putin Macaristan’a, “Kardeşim Orbán” diyerek kelepir doğalgaz bile pompaladı; tanıdık geldi mi; ama durun, daha yeni başladık…

SEÇİMLE GİTMEZ

Macaristan’da şöyle bir kanı oluşmuştu, “Orbán ülkeyi 16 senedir yönetiyor, tüm köşebaşlarını kendine bağladı, seçimle gitmez; kaybetse bile gitmez.”

Ama kazın ayağı öyle değil, kaybedince kimse yanında kalmıyor. Henüz oyların yarısı bile sayılmamışken Orbán, Magyar’ı arayarak tebrik etti, peşinden de seçmenlerine veda konuşması yaptı. 16 yıllık yolsuzluklarından yargılanmamak için ülkeyi terk edeceği konuşuluyor. Yine de mağlubiyetin hemen ardından partisi Fidesz’den istifayı düşünmediğini ve asla pes etmeyeceğini söyledi.

ORBAN YARGISI

Magyar ilk işlerinin anayasayı değiştirerek başkanlığı 2 dönemle (8 yıl) sınırlandıracaklarını söyledi. Parlementoda böyle bir çoğunlukları var ve eğer bu değişikliği yaparlarsa Orbán’ın bir kez daha aday olabilme ihtimali yok. 

Magyar ülkenin artık kararnamelerle yönetilmeyeceğini, Avrupa Birliği ile bozulan ilişkilerin düzeltileceğini, Macar Televizyonu’nun iktidar borazanlığına son verip bağımsızlaştırılacağını, yolsuzlukların bitirileceğini söyledi. Ancak Macaristan Halkı’na en çarpıcı müjdesi yargının tekrar tarafsız olacağı oldu. Çünkü ülke uzun süredir “Orbán Yargısı” denilen mahkemelerce, hakimlerle, savcılarla yönetiliyor.

6’LI MASA HER YERDE

Bir önceki seçimde Orbán kazanırken karşısında 6’lı masa vardı. Macaristan’ın tüm muhalif partileri birleşerek seçime girdi ve yanlış bir adayla Orbán’a teslim oldular. Vallahi uydurmuyorum, Google’a sorun🤣

Karbon kağıdının bile “Çüş” dediği bir nokta var. Tüyleriniz öyle bir dikilecek ki Artemis Projesi’nden önce Ay’a ayak basacaklar.

Orbán bakmış bu Magyar denilen genç politikacı ileride başına bela olacak, “Attırayım şunu zindana” demiş. Kurcalamış, bir şey bulamayınca suç icat etmiş. Ancak Avrupa Birliği ülkesi olduğu için Avrupa Parlamentosu’ndan onay gerekiyormuş bir siyasetçinin seçilme hakkının elinden alınması için. Son bölümü tam çözemedim; ya yememiş Avrupa Parlamentosu’na başvurmaya ya da Avrupa Parlamentosu Orbán’ın söylediklerini yememiş. Neticede Magyar zindana girmemiş ve seçimde Orbán’ı devirivermiş.

Şimdi anladık mı neden hâlâ Avrupa Birliği üyesi olmadığımızı, neden uyum yasalarını kabul etmediğimizi.

ÇÖZEMEYEN GİDER

Macaristan küçücük ülke; 9.6 milyon nüfusu var, yüzölçümü bizim 8’de birimiz. Başkent Budapeşte 1.6 milyon nüfusla kalabalık bir ilçemiz kadar. Rekor katılımla halkın verdiği mesaj çok basit…

– Trump’la kanka olmayacaksın. 

–  Aşırı otoriterlik aşık usandırır.

– “Patron nasıl olursa olsun bir yol bulur” devri geçti. İnsanlar problemleri çözemeyen lider istemiyor.

– Yeni nesil eskisi gibi değil, “Erimdir” diye katlanmıyor, yenisini buluveriyor.

– Ekonomik sıkıntı her derdin üzerinde, cep ve mide liderden önemli. 

Bakalım görelim, Macaristan’da başlayan değişim rüzgârı nerelerde esecek🤗

Kocaeli!

Bir dünya cenneti, tabii ki coğrafi olarak. Körfeziyle, Karadeniz kıyılarıyla, ikisi arasındaki yemyeşil tepeleri, ormanlarıyla cennetten düşen bir damladır Kocaeli. Sulak ovalarıyla, adım başı usul usul akan dereleriyle adeta bereket fışkırtır üzerinde yaşayanlara.

İşte tam da problemin başladığı nokta; üzerinde yaşayanlar! 

Hayatımın hiçbir döneminde güçlüden yana olmadım, kovboy filmlerinde hep kızılderililerin kazanmasını isterdim. Mahallede kafama tavuk tüyü takar kovboy olan akranlarıma karşı kızılderili olurdum. Şiarımı Tom Miks vermişti, “Ne bütün beyazlar iyi ne de bütün kızılderililer kötüdür” diyerek.

Mississippi’de geçen filmlerde siyahilere yapılan haksızlıklara kıl olurdum. Kökler dizisini seyrederken Kunta Kinte‘yle kendimi özleştirip her tüydüğünde neşe dolardım, tekrar yakalandığında hicran. Köle İsaura‘ya binbir çeşit entrikalarla eziyet eden Leoncio’dan nefret ederdim.

Falkland Savaşı’nda Arjantinli, Brezilya – İngiltere maçında sambacıydım.

HAYAL ALEMİ GİBİYDİ

Sonra büyüdüm ve foto muhabiri olarak basın hayatıma atıldım. İlk deplasman maçım için uçağa bindiğimde o güne kadar hayal kahramanı gibi gördüğüm Berlin Panteri Turgay Şeren ve Hocaların Hocası Coşkun Özarı‘nın, “Evlat üç bira al da boğazımızın pasını silelim” demesi adeta bir rüyaydı. Hangi şehre gitsek iki efsaneyi oturtacak taht bulamıyordu ahali. Samsun’da, Bolu’da, Bursa’da, Ankara’da, Konya’da, İzmir’de ve daha birçok şehirde şöhretlerinin meyvesini çok yedim yancı olarak.

Hiçbir ilde, “Vay efendim hep Galatasaray lehine yazıyorsunuz” diyen bir kişi bile olmadı, biri hariç; Kocaeli!

SAKSI FIRLATAN TEYZELER

Hiç unutmuyorum, 1992-93 sezonuydu. Kocaelispor lige yeni çıkmış, efsane başkan Sefa Sirmen’le uçuyordu. Nitekim o sezon ligi dördüncü bitirdiler. Ama benim aklımda tribündeki beton zemini tekmeleye tekmeleye kırıp Galatasaraylı futbolculara fırlatanların analarının, ninelerinin Turgay ve Coşkun ağabeylerin kafasına pencerelerden saksı fırlatmaları kaldı.

Yeni çıktıkları ligi dördüncü bitiren takımın, hocanın, başkanın başarısını hatırlayacağıma havada uçan, efsanelere nişanlanmış saksıları ve pencerelerden ağıza alınmayacak küfürler eden teyzeler kalmış aklımda.

GELELİM GÜNÜMÜZE

Belli ki şehrin havası başkanını da yönetimini de hocasını da ele geçirmiş. Ligin ilk devresinde kendilerine göre dünya devi olan Galatasaray‘ı mağlup etmenin sarhoşluğuyla başkanı da hocası da çiğ ifadelerle maksadını oldukça aşan sözler söylemişlerdi. Maçtan önce ne başkan ne de yönetim Galatasaray kafilesini karşılama nezaketini göstermediği gibi sonrasında da dakikalarca stat hoparlörlerinden ağıza alınmayacak küfürler ettirilmişti Galatasaray’a.

Yarın bu maçın rövanşı var, daha doğrusu ilk devre Kocaeli’de oynanan maç için ikinci yarının İstanbul saati geldi çattı. 

GERİ VİTES

İlk maçtan sonra coşan başkan ve hoca ikinci maç öncesi tam manasıyla geri vites yaptılar. Yok efendim stat hoparlörlerinden haberleri yokmuş, karşılamak için gelmişler ama karşılanacaklar saklanmış, şehrin onuru, kimse bizi küçük görmesin vs. diye söylemlerle ortamı yumuşatmaya çalışıyorlar. Mağduru oynayıp hem atar gider hem de demagoji yapıyorlar.

Ammmaaaa…

Duyduklarıma göre hem taraftar hem takım ekstra motive yarınki maça.

Umarım taraftarın hazırladığı sürpriz bana yanlış aksettirilmiştir. Yapılacak her şiddet eylemi geri teper, 6’ncı yıldız yolculuğu başlangıcına zarar verir.

Yarın Kocaeli’de yapılan çirkinliklerin tek cevabı farklı bir galibiyetten başka bir şey olmamalı.

Kocaeli yönetimi de futbolcuları da çiçeklerle karşılanmalı, küfürsüz yolcu edilmeli kafile ki…

Galatasaray’ın neden çok büyük bir kulüp olduğunu görsün koca bir şehir.

Bir de utanıp sonraki misafirlerine misafir gibi davranmayı öğrenirler belki.

I love you Luce

1988 yılından bu yana spor basınının içindeyim. Yüzlerce yabancı futbolcu, onlarca da yabancı hocayla teşrik-i mesaim oldu.

Yabancıların çoğu Türkiye’de sadece para için vakit geçirirler. Ceplerini ve egolarını şişirip geldikleri yere dönerler. Avrupa’daki ederlerinin kat be kat fazlasına çalışır gibi, koşar gibi, coşar gibi yapıp vergilerini bile kulüplere yığarlar.

Tabii ki istisnalar var, yüzde yüzüyle gelirler Türkiye’ye; Mircea Lucescu da bu isimlerden biriydi.

6 YABANCI DİLLİ ADAM

Sıralı ölümler beni pek sarsmaz ama Luce’nin gidişi içimi burktu. Dimdik ayakta 80 fena bir yaş değil, kontratı olsa derhal imza atarım. Yine de günümüz kriterlerine göre gencecik gitti Luce.

Rumence‘nin yanı sıra 6 yabancı dili; İngilizce, Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca ve Rusça’yı çatır çatır konuşuyordu. 

Ötesinde iyi bir insandı, Galatasaray’dan sonra Beşiktaş’ı çalıştırdı. Siyah Beyazlılar’ın hocası olarak Ali Sami Yen‘e geldiğinde de, “I love you Luce” diyerek bağırlarına bastı Galatasaraylılar Rumen futbol insanını.

Dar bütçeyle; Capone, Radu, Perez, Fleurquin, Victoria, Spehar, Horvath, Mpenza, Batista, Gonzalez, Kingston’lu yabancılardan kurulu kadroyla Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final yaptı. Hepsine verilen para toplansa; Drogba’nın sağ, Sneijder’ın sol ayağına, İcardi’nin kafası ve Osimen’in kırık koluna verilene yetişmez.

Bilmem anlatabildim mi nasıl bir hoca olduğunu, elindeki az malzemeyle ziyafet sofrasına oturttu Galatasaraylılar’ı 2000’li yılların başında.

KÖPEKLER İSTEDİ DİYE ATLAR ÖLMEZ

Tanıştığıma, konuştuğuma, aynı sofraya oturduğuma, itişip kakıştığıma çok memnunum. Adam gibi adamdı, oyunculara pahalı restoranlarda dolaşmaları yerine kitap okumalarını, sinemaya ve tiyatroya gitmelerini söylerdi hep. Eğitimlerine devam etmeleri için teşvik ederdi, yabancı dil bilmeyen futbolcusuna çok kızardı. Bir futbolcunun ayrıca başka bir konuda da fikri olmasını, bir üniversite bitirmiş olmasını isterdi.

Milyon satır yazsam bitmez ama uzun uzun konuşmazdı Luce. Bir konu hakkında en iyi sözün en kısa söz olduğunu savunurdu. Galatasaray’a üçüncü yıldızı armağan ettiği yıl rakiplerden gelen çirkin eleştirilerin tamamına tek bir cümleyle cevap vermişti…

– Köpekler istedi diye atlar ölmez. 

Huzur içinde uyu, toprağın bol olsun Luce, Özhan Ağabey’imi de görürsen oralarda selam söyle.

Ayvayı yedik

Önce ne demek ona bakalım.

– Kötü duruma düşmek, başı derde girmek, işleri bozulmak veya çıkmaza girmek anlamlarında kullanılan argo bir ifadedir.

Hikâyesi ise hayli ilginç.

– Bir hırsız gece vakti bir eve girer, fakat ev Yeni Türkiye’nin emeklisininki gibi tamtakırdır. Çalınacak hiçbir şey bulamayan hırsız gözüne takılan ayvayı yer. Tam o sırada çeteler ve tarikatlarla ilişiği olmayan acar polisler evi basar, hırsızı suçüstü kıskıvrak enselerler. Hırsız aşiret reisinin oğludur ve bir şey çalmadığına da emin olduğu için ceza almadan bu işten sıyrılacağını düşünüyordur. Lakin hikâye bu ya, hakim cankurtaranların köpekler tarafından çekildiği, oksijenin henüz AKP tarafından ülkeye getirilmediği yıllardan gelmiştir. Eski Türk Filmleri’nin babacan hakimi Hulusi Kentmen’i andıran İrreis Bey kürsüde bıyıklarını burarak gülümsüyordur. Bir yandan da aşiret reisi babasının gücüne güvenerek yavşak yavşak sırıtan hırsıza ayar oluyordur. Hırsızın avukatı sonsuz güvenle, “Efendim, müvekkilim yanlışlıkla girdiği evden bir şey çalmamıştır, beraatini talep ediyorum” der. Babacan hakim bu kez bıyıklarını sol elinin ayasıyla sıvazlayarak, “Maalesef aynı kanıda değilim, müvekkiliniz girdiği evdeki ayvayı yemeseydi hırsızlığa teşebbüsten küçük bir ihtarla davayı kapatacaktım. Çalmanın büyüğü küçüğü yoktur. Ne yazık ki müvekkiliniz ayvayı yemiş” diyerek eylemin gece vakti de işlendiğini göz önünde bulundurarak suçun tam olarak oluştuğu intibasıyla hapis cezasını yapıştırır. Böylece de muhteşem benzetme 60’lı yıllarda dağarcığımıza girer.

EN UCUZCU MARKETTE!

Aşiret reisinin aç gözlü oğlu bugün bir emeklinin evine girseydi ceza almadan yırtacaktı.

Neden mi?

Çok fesatsınız, ne düşündüğünüzü hemen anladım ama onlardan değil. Hangi emekli iki tanesi 1.5 kilo çeken ayvayı alabilecek kudrete sahip. Allah’ın ayvasının kilosu olmuş 200 lira! Yalnız da değil ha, pink lady elma 170, çavdır portakal 120 lira. Daha bibere falan girersek gözyaşlarımızı tutamayız, 300’leri zorluyor. Lüks manav fiyatı değil haaa bu rakamlar, ucuzluğuyla müsemma bir market zincirininkiler.

Emeklilerin çok büyük bölümü 20 bin lira, çalışanların da çok büyük bir bölümü 28 bin lira maaş alıyorlar.

Eskiden maçlarda sırtta küfeyle satarlardı ayvayı, yarısını yer yarısını da kararlarını beğenmediğimiz hakemin kafasına atardık. Babamızdan aldığımız harçlıkla bile alırken parasını düşünmezdik, koymazdı. Yaklaşık 50 kilo ayva alıyor bir küfe. Emekli 2, asgari ücretli 3 küfe ayvaya bir ay geçinmeye çalışıyor bu ülkede; daha doğrusu hayatta kalmaya çalışıyor.

Sordum yapay zekaya, “Kız bizi kıskanan ülke var mı dünyada?” diye. Bayağı bayağı dalga geçti benle çipine tükürdüğümünün sahte okeyi.

CAN ERİK CAN YAKIYOR

Ülkenin durumu bu şekil arkadaşlar, yanını iyi seçersen, surat derin kösele ayarındaysa 100 dolarlarlık banknotlardan bigudi yapar sınırsız şımarırsın. Sade vatandaşsan da tüyünü sevdiğimin ayvasına ağzının suyu aka aka bakarsın.

Bazı sebze ve meyveler bende başka hisler uyandırır, mesela kavun, mesela roka, mesela turp (Küçüğü makbuldür, büyüğü çiğne çiğne ağzı yorar sadece). Ayva da onlardan biri, oy kaşıkla sık üzerine limonu; bir büyük içirtir vallahi.

Ağız tadıyla içilebilecek 70’lik rakının ortalama fiyatı bin 500 lira. Peyniri, ciğeri, cacığı (Aynı markette hıyar 100 kayme), salatası falan cazip bir çilingir sofrası çeyrek emekli maaşına denk geliyor. 

“Ulan zındık, aklın fikrin rakıda rokada” diyen mutlaka çıkacaktır. Manda yoğurtlu, Medine hurmalı, kestane ballı mütevazı ve helal bir atıştırmalık yap bakalım kaç kere yapabiliyorsun emekli maaşınla.

Ekonomik çöküşün dibinin de dibindeyiz; sabit gelirli, emekli, işçi artık ölmemek için çabalıyor. Ekmek mideye girenin yüzde 80’ini oluşturuyor. Et, süt, tavuk, yumurta ülkenin büyük bölümünün sadece rüyalarında var. Orta gelirlilerin yaşadığı mahallelerdeki semt pazarlarında tezgâhların yarısı yok oldu. Para olmayınca satış da olmuyor, ekonomi duruyor.

Şahlanma, kıskanılma yerini, “Darbeci cehapeye” bıraktı. Seçime doğru, “Teröristlerle halay çeken cehapeye” tekrar dönülürse hiç şaşırmam. Bu sebeple yalama ve yalamaya teşne basın mensuplarına o konulara girerken açılmamalarını, dizkapak adalarında oyalanmalarını salık veririm.

Son olarak…

Sakın unuttum sanmayın BİR BÜYÜK’ün en iyi arkadaşını.

Geçen sene 2 bin 500 lira ile nisan başında sahneye çıkan can erik bu sene taksimetreyi 9 bin liradan açmış lüks manavlarda, cümleten gözümüz aydın.

AKP’den önce…

AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın zaman zaman, “AKP’den önce şu bu yoktu” sözünü liderlerine yaranmak adına birçok AKP figürü komediye varacak derecede çiğleştirdiler.

Hatta bizzat liderleri büyük bir ciddiyetle AKP’den önce ambulans olmadığını söyledi. Tabii ki imam aksırırsa cemaat sıtma olurmuş benzetmesi bu kez de şaşmadı. Mesela Meclis’teki bir kadın milletvekili AKP’den önce kadın haklarının olmadığını utanmadan söyledi. “Ellerini kaldır” dendiğinde ellerini kaldırarak İstanbul Sözleşmesi’ni iptal edenlerin önünde söyledi bu lafı. Hem de kadına seçme seçilme hakkını dünyada neredeyse ilk veren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çatısı altında çapariye atlayan kıraça ciddiyeti bir surat ifadesiyle kaşlarını kaldıra kaldıra söyledi.

TÜM OKULLARIMA…

Tarikatçılara aşık eğitim bakanı Yusuf Tekin, AKP’den önce okullarda tuvalet olmadığını söyledi sıkılmadan. 1975 yılında ilkokula başladım, 96 yılına kadar da çeşitli okullarda okudum. Okuduğum her okulun içindeki tuvaletlere çatır çatır hacetimi giderdim. Yüzde yüz eminim tarikatçılara aşık eğitim bakanı Yusuf Tekin de her okuduğu okulun içindeki tuvaleti kullanmıştır.

Ancak siyasal İslam işte tam da böyle bir şeydir, doğru olmayan bir hikâyeyi yüzü kızarmadan doğruymuş gibi anlatmaktır.

AKP’li figürler de utanmadan, sıkılmadan, “AKP’den önce şu bu yoktu” diye sınırsızca sıkıyorlar. 

ACI GERÇEK ÇOK FARKLI

Evet, küçücük bir zihin taramasıyla AKP’den önce olmayan şeyleri aktarayım size.

Mesela askıda ekmek yoktu AKP’den önce, çıkma meyve, çıkma sebze yoktu, boş baklava yoktu. Sokağa çıktığınızda bir simit bir çay alırken düşünmek yoktu.

Bebeklerin açlıktan, vatani görevlerini yapan askerlerin susuzluktan ölmeleri yoktu.

Emekli öğretmenlerin hava karardıktan sonra pazar çöplerinden çürükleri toplamaları yoktu.

Asgari ücretin açlık sınırının altına düşmesi yoktu.

Askere, savcıya, hakime güvenmemek yoktu.

Geçmediğimiz köprüye-otoyola, uçmadığımız havaalanına para ödemek yoktu.

Ülkenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk dahil hiçbir cumhurbaşkanının düzinelerce uçağı, sarayı yoktu. Yüzlerce araçlık konvoyu yoktu.

Hediye çikolata gondolunun içinden yüzbinlerce dolar çıkması gibi bir düşünce bile yoktu.

Bakan oğullarının evlerinde para sayma makineleri yoktu.

PARSEL PARSEL…

Bir de olanlar vardı AKP’nin yok ettiği. Yüzlerce fabrikamız vardı, satıldı.

Limanlarımız vardı, satıldı.

Zamanında satılsa neredeyse Türkiye’nin tüm dış borçlarını ödeyebilecek kapasitede dev şirketlerimiz vardı, bir kasa boş gazoz şişesi fiyatına satıldı.

Sümerbank’ı vardı satıldı.

Ziraat Bankası vardı, satılmadı ama çiftçi yerine yandaş işadamına basındaki son kaleyi ele geçirmesi için kredi sağlamakla görevlendirildi.

Halk Bankası vardı, satılmadı ama Reza Zarrab davasında ülkemizin utanç kaynağı oldu.

Kısacık düşünmeyle akla gelenler bunlar. Ne yazık ki ülkede çok büyük bir kandırmaca var; tuhaf şeyler gündem oluyor ve sürü gibi peşinden koşturuyoruz.

Dünyanın sayılı ekonomilerinden biri olan ülkemizde bu derece bir sefalet varsa, belli bir kesim dışında Ramazan pidesi alamayan, torununa harçlık veremeyen, etin kokusuna hasret kalanlar varsa; ciddi ciddi ülkenin iyi yönetilmediğini konuşmaktan başka hiçbir şey konuşmamamız en mantıklısı olacaktır. 

Geçmiş bayramınız kutlu, şeker ikram

edenleriniz çok olsun.

Kendin ol yeter!

Kendi adıma en çok kendisi olamayanlardan hoşlanmam. Hayatın her noktasında  görürüz bu tipleri; en önemli koltuklarda da olabilirler, kahvehanenin oksijensiz bir köşesinde de.

En meşhuru başkalarının ülküsü için kendi ülküsünden vazgeçen Devlet Bahçeli. Sonra evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu geliyor. Bu ikili asla kendileri olamadılar. Uzun uzun anlatmaya gerek yok, anladınız kime kulluk ettiklerini bir saat daha o parıltılı koltuklarda oturabilmek için.

Değer mi be, yazık. Eşin, dostun, çoluk çocuğun yüzüne bakamaz insan. Bir de sabah traş olurken aynada gözlerinin içine.

“Ne alaka şimdi Galatasaray sevincinin altına neler yazıyorsun” diyorsunuzdur ama bu dünyada her şey birbirine görünmez halatlarla bağlı.

İsterseniz biraz o dar sokaklarda dolanalım.

SKORDAN ÖNEMLİSİ

Galatasaray yine büyüklüğünü gösterdi ve milyar euroluk Liverpool’u aynı sezonda ikinci kez mağlup etmeyi başardı. Garip bir maç oldu ama hiçbir zaman futbolun kendisini konuşmak benim için cazip olmadı.

Galatasaray Türk olmayan bir takımı yendi mi; oh ne âlâ, benden mutlusu yok. Hele hele bir dünya deviyse rakıya atılan buz gibi keyfimden çıtırdarım.

Maç öncesi statta iki muhteşem taraftar grubu vardı. Koreografi ustası Galatasaray taraftarı yine döktürmüş, çekemeyenlerin bile kıskanacağı bir tablo. Kendisine yapılan çalışma karşısında gözyaşlarına boğulan Osimhen‘i görüp de iki damla gözyaşı dökmeyen literatürümde iyi bir Galatasaraylı değildir. 3 yaşında annesini kaybeden, dehşet bir fakirlik içinde büyüyen çocuğun müthiş hikayesini bir karede anlatabilmiş Galatasaray taraftarı. Benim için skordan bile güzel.

YURTTA SULH CİHANDA SULH

Bir müthiş hikaye daha var maç önü; Liverpool taraftarı dev bir pankart açtı. Üzerinde ülkemizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün İngilizcesi yazıyor.

Neredeyse 100 yıl önce söylemiş, al bugün kimin suratına yapıştırırsan yapıştır. Liverpool’lu liman işçileri bu kez asrın şeytanı Donald Trump, yamağı Binyamin Netenyahu ve İngiltere’yi yönetenlerin kafasına çakmışlar Atam’ın sözünü. Her ne kadar bu insafsız savaşta İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in yanında olsa da İngiliz halkı onlarla aynı kanıda değil. 

Al sana maç önü iki ayrı romanlık hikâye.

Bir de rezalet var romanlık, başrolde TRT! Ulan o lafı bebek katili söylememiş, ülkenin kurucusu söylemiş. Neden ekrana getirmiyorsun adam gibi. Bu kadar mı korkuyorsunuz iplerinizi elinde tutanlardan! Ya da bu kadar mı korkuyorlar iplerinizi elinde tutanlar Atam’dan! 

Aczin itirafıdır son hikâye.

KÜFÜRBAZA YÖNETİCİ AVUKAT!

Bir başka hikaye daha var ama bu gerçek bir utanç kahramanları için.

Galatasaray, Beşiktaş’ı yeniyor; kendini bilmez bir Beşiktaş taraftarı maç sonunda Galatasaray’a, camiasına, başkanına, hocasına ağzına geleni söylüyor. İvedilikle gözaltına falan alınıyor. Buraya kadar çok bir şey yok, “Hastanın biri ağzına geleni söylemiş” deyip geçiştirilecek bir konu. Ne yazık ki Beşiktaş Yönetimi, taraftarı adına Galatasaray Camiası’ndan özür dileyeceğine, yöneticisi İbrahim Şafak Sağlam küfürbaz taraftarın avukatlığını üstleniyor. Apar topar da serbest kalmasını sağlıyor.

Bitmiyor, Beşiktaşlı Hukukçular Derneği de yaptığı açıklamayla gözaltının hızlı olmasını eleştiriyor. 

Yaptıklarının ne kadar nahoş bir şey olduğunun bile farkında değiller, hatta kendilerinde değiller, hatta ve hatta kendileri bile değiller; içlerindeki kötülük, haset ve ağır kıskançlık beyinlerini ele geçirmiş. 

BARİ GALATASARAY GİBİ YAP

Neticede Galatasaray rövanş için çok avantajlı bir skor elde edemese de büyük bir umudu İngiltere’ye taşıdı. Gününde bir Galatasaray’ın Liverpool’u eleyebileceğini Liverpool’lular da düşünüyor. Hatta Galatasaray’ın farklı mağlup olmasını dileyen ezeli rakiplerin fanatik taraftarları da düşünüyor.

Bu fanatikler de kendileri olamıyorlar ne yazık ki. Her seferinde Galatasaray’ın rakiplerini destekleyerek mağlubiyet sayılarını artırıyorlar. Kendilerine üzülecekleri yeni cepheler açıyorlar.

Halbuki kendileri olabilseler, kendi takımlarındaki eksiklikleri görebilseler, kendi kulüplerine daha iyi yöneticiler seçebilseler ziyadesiyle mutlu olacaklarından en ufak bir şüphem yok.

Örnek ortada, Galatasaray 3 gün arayla hem Beşiktaş’ı hem de Liverpool’u yeniyor. Hocasından golcüsüne en ağır şekilde eleştiriliyor.

Sakın başarının sırrı olmasın bu tavır. 

Kendin olamıyorsan Galatasaray gibi olmaya gayret et, belki tutar.

Kardeşim Pedro

AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın görüştüğü liderlere, “Kardeşim falan filanla ölümüne kankayız” dediğine defaatle tanık olduk.

Bir aralar “Kardeşim Esat” olan Suriye eski devlet başkanı Beşşar Esad kısa bir süre sonra “Esed” olmuştu. Aynı şekilde “Kardeşim Kaddafi”, “Kardeşim Maduro”, “Kardeşim Mursi” benzetmelerini de sıklıkla duyduk. Ne yazık ki bu kardeşlerin sonları hiçbir zaman iyi olmadı. Ya öldürüldü ya linç edildi ya sürgüne ya da hapse gönderildiler.

DOST VE KARDEŞ İSPANYA

Şimdi bambaşka bir kardeşi var Türkiye’nin. Bu kez AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan değil, bir gecede lider olan Özgür Özel diyor yabancı bir lidere, “Kardeşim” diye; İspanya Başbakanı, İspanyol Sosyalist İşçi Partisi genel sekreteri, 2022’den bu yana Sosyalist Enternasyonal dokuzuncu başkanı Pedro Sanchez‘e.

Adam bir çıkışıyla Türkiye ile İspanya’yı kardeş ülke yaptı. Psikolojik hastalığı olduğu aşikar Donald Trump’a’ın ağzının payını verivermesi Türkiye’de dünyadan çok farklı destek gördü. Bizimki dahil tüm dünya liderleri İran’a yapılan alçak saldırıyı ıslık çalarak izlerken Sanchez’in, İspanya’ya dil uzatan, psikolojik hastalığı olduğu aşikar Donald Trump’ın suratına, “İspanya’nın pozisyonu açıktır. Ukrayna ve Gazze’dekiyle aynıdır. Uluslararası hukukun ihlaline hayır. Dünyadaki sorunlar sadece bomba atarak çözülemez. Geçmişteki hatalar tekrarlanmamalı. Bizim pozisyonumuzun özeti, savaşa hayır” şamarını patlatması ülkemizde İspanyol siyasetçiyi başka bir boyuta taşıdı.

DİNİ YOK AMA…

Sanchez 55 yaşında, eski basketbolcu alışılmışın dışında bir siyasetçi. Saraylarda değil, karısı ve 2 çocuğuyla mütevazı evinde oturmaya devam ediyor. Kiliseye 300 araçlık konvoyla gitmiyor, hatta kiliseye hiç gitmiyor; çünkü ateist. Ateist ama Müslüman İran’a saldıran Amerika Birleşik Devletleri ve Katil İsrail’e en sert tepki ondan geldi. Müslüman aleminin liderleri neredeyse psikolojik hastalığı olduğu aşikar Donald Trump’ı omuzlara alıp Basra Körfezi kıyılarında tur attıracaklar.

Demek ki merhamet, cesaret ve devlet adamlığı dinle alakalı bir şey değilmiş. Adamın dini yok ama diğer her şeyi tam olması gerektiği gibi.

İşte bu sebeple son birkaç gündür sosyal medya hesaplarınızda İspanyollar’ın mesajlarını görmeye başladınız. Ne paella-kebap birlikteliği kaldı sofrada ne Deportivo la Coruna’nın “El Turco” lakabını benimseyerek stadını Türk Bayrakları’yla donatması. Anında ölümüne kanka olduk İspanyollar’la.

Gazze’ye, İran’a saldırılara en çok biz Türkler kıl olduk, tepki gösterdik; bir de İspanyollar. İspanya hükümeti de halkın tepkisine kayıtsız kalmayarak anında Katil İsrail’le olan tüm ticari faaliyetlerini askıya aldı. Biz ne yaptık, katlayarak artırdık ticaretimizi Katil İsrail’le.

GEL ERKEN SEÇİM GEL

Halkın sesine kulak veriyor İspanya’yı yönetenler. Türkiye’yi yönetenlerin kulakları ise halk hariç her frekansa açık. Hadi içeride alıştık çeyrek asırdır koçan kemirmeye ama dış politikada da arada sırada gurur duymak istiyoruz.

Psikolojik hastalığı olduğu aşikar Donald Trump’ın çılgınlıklarını dudak büzerek izleyen, suya sabuna dokunmayan lider değil “Kardeşim Pedro” gibi cesur lider istiyoruz. Son gelişmeler açık açık gösteriyor bize bu gerçeği.

Arkamızda, hatta tüm haksızlıkların karşısında durduğunu hissettiğimiz bir liderin yönettiği ülkede salatalık 150 lira değil de 250 lira olsa bile gıkımız çıkmaz. 

Bu sebeple…

Erken seçim artık kaçınılmaz olmuştur, ülkenin etrafımızdaki ateş çemberinde boşa geçirecek bir günü bile kalmamıştır.

KADINLAR GÜNÜ

Bugün kadınların gününü kutlayacak olan ne kadar iktidar partili karakter varsa tekmiline, “2026’nın ilk 65 gününde yakınları tarafından öldürülen ve ölümlerinde şüphe olan 60 kadına anlat derdini hacım” demezseniz bozuşuruz!

Bu ülkeye dayanan tüm kadınlar başımızın tacıdır. 

Asrın katilleri

Aslında bugünlerde AKP’nin ve ünlü ekonomistin yanlış ekonomik kararları nedeniyle milletçe yaşadığımız pahalılıktan başka bir şey yazmamak gerek. Maalesef öyle bir coğrafyada yaşıyoruz ki; kafamıza füze düştüğünü de yazmasak yüreğimiz kurur. Çok uzatmazsam yazının son bölümünde ne denli fakirleştiğimizi birkaç cümleyle anlatmaya çalışacağım.

DÖNELİM SAVAŞLARA

Amerika Birleşik Devletleri ve yamağı İsrail; Afganistan, Irak, Ürdün, Libya, Mısır, Suriye, Lübnan ve Tunus’tan sonra İran’a da daldı.

Bir haftadır ekranlarda gökyüzüne yükselen dumanları seyrediyoruz. Başımıza gelse altımıza sıçacağımız felaketi heyecanlı bir dizi film gibi çay-bisküvi eşliğinde izliyoruz.

Saldırının ilk günü de aynı şeyi düşünüyordum şimdi de. Savaşa karışan tüm karakterler birbirlerinden karaktersiz. Tek amaçları var, ülkelerini güçlü kılarak erkek olduklarını ispatlamak, bir de para!

DÖRT YANIMIZ SAVAŞ

Üç yanımız denizlerle dört yanımız savaşlarla çevrili. ABD-İsrail-İran-Suriye güneyden, Pakistan-Afganistan doğudan, Rusya-Ukrayna kuzeyden, tökezleyelim diye aportta bekleyen Yunanistan batıdan hayatımızı kâbusa çevirdi. Yerimizde başka bir ülke olsaydı çoktan boğulup gitmişti emenike!

Düşünün, etrafı savaşlar nedeniyle bok çukuru; oksijen bile kirlenip geliyor rüzgar ne yönden eserse essin. İçerisi ise gerilim filmi gibi; ballı müteahhitler var, rejimi değiştirmeye çalışan siyasetin içine kadar girmiş tarikatlar var, 13-15 yaşında katil çeteleri var, adaletsizlik diz boyu vs.

CİNSİNİ SEVDİĞİM!

Savaşın karaktersiz karakterlerine gelelim.

Trump üşütüğün teki, saati saatine uymuyor. Para nereden gelecekse o tarafa yatıveriyor rüzgar yemiş başak gibi. Amacına ulaştı, Venezuela’nın petrolüne konduğunda varili 60 dolardı, şimdi 85. Günde 800 bin varil üretimi var gençliğimizde sadece güzellik kraliçeleriyle tanıdığımız Venezuela’nın. Yani Trump, İran’a saldırmakla çöktüğü Venezuela petrolünden bugün 800 bin çarpı 25 dolar daha fazla kasaya atıyor her gün.

“Manyak Trump” diye geçilecek bir konu değil ABD saldırganlığı; Afganistan, Irak, Vietnam, Guatemala ve daha onlarca operasyonda Trump kumda oynuyordu.

Cinsini sevdiğim cinsine çeker! 

KİNDARLARIN BAŞKANI

Netenyahu ise kin ve intikam yumağı bir manyak. 1976’da Uganda’da yaşanan meşhur Entebbe baskınında ölen ağabeyinin öcünü almak için yaşıyor. 

Hikaye kısaca şöyle; İsrail’den Fransa’ya giden bir uçağı Filistinli ve Alman teröristler kaçırır. Önce Libya’ya indirirler yolcu uçağını sonra da Uganda Entebbe Havaalanı’na. İsrail askeri de her ne kadar o zamanlar rakiplerinin kalplerini çiğ çiğ yemesiyle ünlü Uganda Başkanı İdi Amin‘den destek alamasa da operasyonu gerçekleştirerek 106 rehineden 102’sini sağ kurtarırlar. Teröristlerin tamamı, düzinelerce Uganda askerinin yanı sıra İsrail askerlerinden sadece ekibe komuta eden Yonatan Netanyahu ölür. Kardeşi de o günden sonra Filistinliler’i katletmek için yaşar.

Hani kini bir türlü bitmeyen insanlar vardır ya, aradan yıllar geçse de içindeki o hissi zavallılığından, acizliğinden söküp atamaz; Binyamin Netenyahu başkanıdır onların.

EN TEHLİKELİSİ

Putin ise Trump’ın karakterlisi. Trump ne kadar MAGA’cıysa (Make America Great Again) Putin de bir o kadar Rusyacı. Ülkesini eski gücüne, Sovyetler Birliği günlerine yükseltmeye çalışıyor. Önce Kırım’ı Ukrayna’nın elinden aldı, şimdi de ülkenin tamamının peşinde. Yalnız çok kısa sürede amacına ulaşmayı düşünürken batıdan aldığı destek ve yardımla Ukrayna, Putin’in başına düzinelerce çorap ördü. Aslında en çok endişe edilmesi gereken isim Putin; geri vitesi yok ve ajan (KGB) geçmişiyle dünyada korktuğu hiçbir şey yok.

Elinde müthiş bir nükleer güç olduğu için de göründüğünden çok daha tehlikeli. 

İKİNCİ KURŞUNU ATAMAZSINIZ

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in şu aşamada sesi pek çıkmasa da işlerinin ehli ekonomistler ABD operasyonlarının gerçek hedefinin Çin olduğunu düşünüyorlar. Çin kullandığı petrolün yüzde 85’ini dışarıdan alıyor. Bunun da neredeyse tamamını Venezuela ve İran’dan ithal ediyor. Bugün itibarıyla tek bir varilin bile Çin’e sevki imkansız. 

ABD’nin son birkaç ayda yaptığı askeri operasyonlardan sanırım en çok etkilenen ülke Çin. Canına tak ettiği an bir çılgınlık yapacak kadar da gözü kara bir lider, halkının da gözü liderlerinkinden daha açık renk değil. Cinping ve Çin de elindeki nükleer güçle büyük bir tehlike. Geçtiğimiz günlerde dünyaya verdiği mesaj ise kan donduran cinsten, “Çin, ilk kurşunu atmayacaktır ama sizin ikinci kurşunu atmanıza da asla izin vermeyecektir.”

SÜTTEN ÇİKMİŞ AK KAŞIK DEĞİL

İran yeni bir lider seçti, Ayetullah Arafi. Kaç saat daha havaya uçurulmadan o koltukta oturabilir şüpheli, yapabilecekleri ise çok kısıtlı. İran’ın tek stratejisi Körfez ülkelerini bombalayıp bölgeyi kargaşaya sürüklemek.

Her koyun kendi ayağından asılır diye güzel bir atasözümüz var. İran zaten yeterince yalnızken, belki de dünyada arkasında duracak tek ülke olan Türkiye’ye de füze göndermesiyle yapayalnız kaldı.

Mağduriyeti aşikar ama İran da sütten çıkmış ak kaşık değil. Daha birkaç hafta önce rejime karşı gösteri yapan binlerce vatandaşını kurşunlayarak öldürdü. Kimine göre 7, kimine göre 30 bin vatandaşını katleden zihniyet bir ülkeyi yönetmemeli. 

Bununla beraber mollaların yönettiği İran’da bir tek orta hâlli molla yok, otoparkları bile mollalar işletiyor. Hayatlarının öbür dünyaya yolculuk olduğunun her fırsatta şovunu yapanların harcayamayacağı kadar dünyalığı olması mide bulandırıcı. Yani siyasal islamın ana kuralı mollalar için de aynı, sat dini doldur kasanı! 

SARIMSAK 400 LİRA

Ne yazık ki iyi bir şey yok, hatta en iyi günlerimizi yaşadığımızı söyleyebiliriz. Dünya bir çılgınlığın rüzgarına kapılmış sağa sola savrulurken iç dünyamız ise maalesef dışarıdakinden beter. 

Siyaset hiç bu kadar kirli olmamıştı bizim topraklarımızda. Rakip gördüğünü hapse at taktiğini çok kısa bir süre önce yaşadık, sanırım kimseye faydası olmadı. Kandırılarak Kozmik Oda sırlarını teröristlerin emrine verdik, karşılığı kuru bir özür olmamalıydı.

Yazının başında bahsettiğim pahalılık ise dayanılır gibi değil. Sarımsağın kilosu 400 lira, sarımsak ulan bu, sadece sarımsak. Mevsiminde pırasa, ıspanak, karnabahar 110 lira. Dün et suyuna çorba yaptım, iki küçük kuzu gerdanla tencere 950 liraya kaynadı. Kıymalı makarna yapsan 500 lira. Ramazan ya, bir paket güllaç 450 lira; sütü, cevizi, narıyla; sen hesapla!

Aile ve sosyal hizmetler bakanlığı matah bir şeymiş gibi açıklama yapmış; 2021 yılından bu yana 26 milyon kişi yardım için başvurmuş, aile fertlerini de say ülke nüfusunun yüzde 70’ine tekabül ediyor. Şimdi daha iyi anlayabiliyor muyuz anketlerdeki o yüzde 30’u!

Daha beter iki şey kaldı gerçekleşmemiş; dev bir meteorun Dünya’ya çarpması ve uzaylı istilası.

Unutmadan, bu günlerde haftada bir ya da iki; birini gülerken görüyorsanız bilin ki Galatasaraylıdır. 

Umarım hem dünyanın hem de ülkemizin görecek güzel günleri pek yakındadır.

En şeytan kim!

Bölgemiz öyle bir yer ki; önüm, arkam, sağım, solum foseptik çukuru. “Coğrafya kader” diyenlere hep, “Yok canım, Kuzey Kore ile Güney Kore’ye bak” diye bilmiş bilmiş cevap veririm ama sanırım bizim buralarda sıkıntı dev boyutta.

Bir kere İsrail var, her melanetin müsebbibi. Irak’ından Lübnan’ına, Suriyesi’nden Ürdün’üne hır gür olmayan ülke yok. Kendimi bildim bileli oralarda hep savaş var. Rahmetli babam da kendini bildi bileli orada savaş var, onun babası da. Hatta yüz, hatta 5 yüz nesil önceki büyük büyük dedelerim de kendilerini bildi bileli o topraklarda savaş var.

Çoğu zaman sebepsiz; herkes birbiriyle mütemadiyen savaşıyor. Kimi zaman otu, kimi zaman suyu, kimi zaman tanrıyı paylaşamadıkları için, kimi zaman bir kadın için, kimi zaman ise sadece can sıkıntısından girmişler birbirlerine.

İRAN TEK YUMRUKTA NAKAVT

Şimdi ise problem daha büyük. Asrın şeytanı Trump çoğu liderin yaptığı gibi içte gücünü korumak için dışarıda ona buna sataşıyor. Maalesef sadece üfürmekle kalmıyor, elinde dünyanın en güçlü ordusu var; istediği yere çöküyor! Şimdi de İran’a musallat oldu. Gerçi tüm selefleri de çöküyordu ama bunun bir de diline vurmuş, abuk sabuk konuşarak, aşağılayarak çöküyor. Enerjisini biraz kıçını tutmaya harcasa donunu doldurmayacak!

İran sandığımdan çok daha zayıf çıktı. Trump’ın yellene yellene söylediği gibi değil 4 gün, 4 dakikada bitirdiler tüm mollaları. Okudukça, izledikçe çıldırası geliyor insanın. Bağıra bağıra gelen saldırıları evlerinde çay içerek beklemiş İran’ı yöneten zevat. Yetmemiş; halefleri, haleflerinin halefleri de hazır bulunmuş çay partisinde. Sonra Büyük Şeytan ve yamağı yok etmişler İran erkânını.

VENEZUELA’YA BOŞUNA ÇÖKMEMİŞ

Büyük Şeytan ile yamağının yatacak yeri yok, para uğruna yapmayacakları pislik yok. İran’a dalmadan boşuna silkelemedi Venezuela’yı.

İran’la beraber dünyada harcanan petrolün yarısından daha fazlasını üretiyordu Venezuela.

Bu saldırı karşısında İran bir çılgınlık yapıp Hürmüz Boğazı’nı ateşe verirse Venezuela’nın petrolü değerini katlayacak. Trump, “İran nükleer bomba yapacak” ayağıyla  ülkesinin cebini Venezuela’nın petrolüyle dolduruyor, İran’ınkine de çökmek üzere. Plan bu kadar sade ve alçakça.

50 yıldır beyni uyuşturulan İran halkını yöneten mollaların nükleer silah yapabilme ihtimali yok aslında. 2 kilo uranyumla oynarlarken Büyük Şeytan ve yamağı tek tek temizliyor liderlerini. Yakında hiçbir molla yönetici olmayı kabul etmeyecek. Aynı Hamas’ın başsız kalması gibi, yamak da Hamas’ı; başına geçeni vura vura bitirmişti.

TÜRKİYE LAİKTİR LAİK KALACAK

Umarım AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan ve ekibi ABD – İran – İsrail sürecini iyi yönetirler de bizi bulaştırmazlar o cehenneme.

Bitirirken size bir soru, ama cevaplarken İranlı olduğunuzu varsayarak düşünmenizi rica ediyorum…

– İran halkına en büyük kötülüğü Donald Trump mı yoksa 50 yıl önce ülkeyi karanlığa gömen Ayetullah Humeyni mi yaptı? 

Zor değil mi, 2 saniye bile tereddüt ettiyseniz en kötünün Trump olup olmadığına, karşısındaki de en az onun kadar kötüdür. 

Şimdi o imzayı çakan ve anında yobaz bakanın goygoyuyla haklarında halkı kin ve düşmanlığa tahrik iddiasıyla soruşturma açılan 168 laiklik savunucusunun aslında liyakati, bağımsızlığımızı ve ülkemizin bekasını savunduğunu daha iyi anlıyoruz değil mi!

FENERBAHÇELİLER’E TAVSİYE

Savaş, bomba falan varken çok alakasız ama gazı kaçmadan, unutmadan yazmak istedim. Gerçi büyük çoğunluk için Galatasaray-Fenerbahçe rekabeti daha önemli savaştan mavaştan ya neyse.

Dün akşam Antalyaspor- Fenerbahçe maçı vardı Öncesinde zap yaparken Fenerbahçe TV’ye rastladım, “Torreira, Singo, Sacha Boey, Davinson Sanchez” falan diyorlar. Kulak kabarttım, yok biri tribündeki taraftara sarılmış, öbürü korner direğine vurmuş, diğeri kırmızıymış da mışmış; Kudüs’teki ağlama duvarından beter hâl. Maça kalmış dakikalar sen hâlâ rakibin dünkü maçındasın.

Bir kulübün başkanı, yöneticisi, teknik heyeti, futbolcusu, televizyonu, takip eden muhabiri, sosyal medyası kahvehanedeki fanatik taraftardan farklı düşünemiyorsa, farklı stratejisi yoksa 11 sene de şampiyon olamaz 111 sene de!

Önce kendini eleştireceksin, rakiplerini yenecek iyi bir takım kuracaksın, sidik yarışı için transfer yapmayacaksın, futbolcularına saygı duyacaksın, dünya yıldızlarına tesislerin mutfağında tüple tavayla veda etmeyeceksin, vizyonu büyüteceksin. Hayatın anlamını ezeli rakibi mağlup etmeye indirgemeyeceksin; sonrasında istediklerin olur zaten.

Çatla da patla😊

Elbette yukarıdaki fotoğraf yapay zeka ürünü. 1989’dan bu yana yayımlanan çizgi film Simsonlar’ın hiçbir bölümünde Galatasaray’ın 2026 Şampiyonlar Ligi’nde mutlu sona ulaşacağını gösteren bir sahne yok.

Birileri yapay zekayı kullanarak Galatasaraylılar’a rüya, ezeli rakiplerine ise kâbus yaşatmak istemiş. Kısaca izah etmek gerekirse Simsonlar’da uydurulan bazı hikayelerin onlarca yıl sonra gerçek hayatta aynen vücut bulmasını Galatasaray’a uyarlamış bir şakacı😊

Hikaye mikaye, yalan dolan ama günümüzde artık gerçekle sanal hayat birbirine girmiş durumda. Benim gibi teknolojiye sıcak bakmayan ve anlamayan birinin bile adını tam bilmediği adreslerde sanal fotoğraflar oluşturabilmesi olayın dehşetini gözler önüne seriyor.

“Ne anlatıyon sen hacım” dediğinizi duyar gibiyim, sebeple konuya balıklama dalıyorum😊

EN ÇOK KENDİME KIZARIM

Dün akşam muhteşem bir maç izledik. Galatasaray, İtalyan devi Juventus’u evire çevire 5-2 mağlup etti ki devreyi 2-1 geride tamamlamıştı Sarı Kırmızılılar.

Alkol de var tabii biraz, maç bitiminde, “Ulan sanal alem bana bir puştluk mu yaptı” diye aklımdan geçirmedim değil. Ancak sağdan soldan gelen naralarla beraber gerçeklik benliğimi kapladı. Sonra kızdım kendime, takımın Juventus’u farklı yenmesine bu kadar şaşırdığım için.

Uğurcan‘dan Osimen‘e, Davinson‘dan Barış‘a, Sallai‘den Noa‘ya, Sara‘ya, İcardi‘ye, Torreira‘ya, Eren‘e, Barış‘a, Jacobs‘a, Abdülkerim‘e, Singo‘ya, Sane‘ye; hepsi gencecik yaşlarına rağmen son hücrelerine kadar inançla çıkmışlardı sahaya. Sonradan girenler de aynıydı; masif bir güçle görünmez haladı çekmek için bir aradaydılar, Türk olmayanı alt etmek için oradaydılar. Boey kaldığı yerden devam edeceğini gösterdi. Attığı golden sonra da ona hak ettiği değeri vermeyen tribündeki Bayern Münih temsilcisinin içinden yumruk şovla geçti😊

YUNUS ATEŞLE OYNUYOR

Nasıl olsa maçı izlediniz, nasıl olsa hikayeyi biliyorsunuz. Methiyelerle vaktinizi almayayım. Maçın Hollandalı tecrübeli hakemi Makkelie, 6’ya 7’ye gidecek maçı sadece 2 dakika uzattı. Ulan sana mı kaldı Juventus’u daha ağır bir hezimetten korumak. İkinci devre 4 gol olmuş, 9 değişiklik olmuş, kırmızı olmuş, kartlar havada uçuşmuş, sakatlıklar olmuş; 2 temdit dakikası! Galatasaray rakibini grogi duruma getirmiş, 2-3 dakika daha uzasa atacak birkaç tane daha🔥

Yandığımız şeye bak; ne güzel dertlerimiz var lan bizim! Böyle oynayan Galatasaray insanı kanatlandırır, çatlayın da patlayın da.😊

Yunus’un ya kendine gelmesi lazım ya da formaya hasret kalması🤔

Başka ne var, iki takımı da lise öğrencileri kurmuş. Bu sebeple Juventus yönetimini Galatasaray Lisesi‘nde ağırladı Başkan Dursun Özbek. Yani tüm hatlarımızla pek havalıydık dün😎

Rövanşta bir sakatlık yaşayacağımızı sanmıyorum🧿

Bir sürü it uluyacaktır, “Juventus eski Juventus değil” diye, sallamıyorum🤣

Son olarak da, oluyor mu lan çakma Simsoncular’ın hayalleri gerçek🙏