Browsing Category Uncategorized

Atatürk ve basın

Bugün 24 Temmuz Basın Bayramı. 

Aslında Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü.

24 Temmuz 1908 tarihi basından sansürün kaldırıldığı tarihtir. Bu tarihte gazeteler ilk kez sansürsüz olarak yayımlanmaya başlamıştır. O gün bugündür de basın özgürlüğü bayramı olarak kutlanır.

Bugün yüzlerce gazeteci yazdıklarından, düşündüklerinden ya da yaptığı haberler yüzünden hapiste ya da sürgündeler; en masumu sindirilmişler.

Basın tarihi istibdat yönetimiyle müsemma Abdülhamit döneminden bu yana en sıkıntılı günlerini yaşıyor.

AKP ülkenin aydın yüzüne karabasan gibi çöktü. Yalama basın özgürlüklerinin farkında bile değil, çoktan dizlerinin üzerine düşerek teslim oldu. 

Yalamaya teşne ancak yalatılmayan basın ise çaresizce ya korkuyor ya da yalama basın olamadığı için hayıflanıyor.

Patronunun kredi kartını kullanmanın normal olduğunu düşünen gazeteciler türedi, canlı yayında AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’dan fırça yiyen acizler kendilerine duayen gazeteci diyorlar. 150 yıl önce havaalanlarından Mekke’ye vizesiz uçulduğunu anlatan kör cahiller televizyon programlarının gözbebeği. Ordudan kovulmuşlar askerî, topu görse bomba diye karakola götürecek garibanlar spor otoritesi.

Anlayacağınız ülkede basın işi boka sarmış vaziyette.

SİLKİN VE KENDİNE GEL!

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün basın hakkında söylediklerini kendilerini satmış meslektaşlarım için bir kez daha yıllarıyla hatırlatıyorum, belki silkinir ve kendilerine gelirler.

– Basın, milletin müşterek sesidir. Bir milleti aydınlatma ve irşatta, bir millete muhtaç olduğu fikrî gıdayı vermekte, hulâsa bir milletin hedefi saadet olan müşterek bir istikamette yürümesini teminde, basın başlı başına bir kuvvet, bir mektep, bir rehberdir. 1922

– Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir. 1925

– Basının tam ve geniş hürriyeti iyi kullanmasının, ne derecede nazik bir vaziyet olduğunu söylemeye lüzum görmem. Her türlü kanuni kayıtlardan evvel bir kalem sahibinin ilme, ihtiyaca ve kendi siyasi telakkilerine olduğu kadar vatandaşların hukukuna ve memleketin, her türlü hususi telakkilerin üstünde olan, yüksek menfaatlerine de dikkat ve hürmet etmek manevi zorunluluğu, asıl bu mecburiyettir ki umumi düzeni temin edebilir. Bununla beraber bu yolda yanılma ve kusur olsa bile; bu kusuru düzeltecek etken ve vasıta; basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir. 1924

– Cumhuriyet devrinin kendi anlayış ve ahlâkını taşıyan basınını yine ancak Cumhuriyetin kendisi yetiştirir. Bir taraftan geçmiş devir gazetelerinin ve adamlarının düzeltilmesi mümkün olmayanları ulusun gözünde belirlenirken, öte taraftan Cumhuriyet basınının temiz ve feyizli sahası genişleyip yükselmektedir. Büyük ve soylu ulusumuzun yeni çalışma ve uygarlık yaşamını kolaylaştırıp özendirecek işte ancak bu anlayıştaki basın olacaktır. 1 Kasım 1925, TBMM

– Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır. 1929

– Gazeteciler, kanunun ve umumun menfaatlerinin aksine muamelelere şahit ve vakıf oldukları takdirde gerekli yayında bulunmalıdır. 1923

– Matbuat hiçbir sebeple tahakküm ve nüfuza tabi tutulamaz. 1923

– Önem ve yüceliği cihan medeniyetinde açıkça kendisi gösteren basına, hükümetimizin birinci derecede önem vermesi; bu hususta sarf edeceği mesaiyi, millete ifa ile mükellef olduğu hayırlı hizmetlerin baş tarafına koyması yüksek Meclisin kesinlikle isteyeceği hususlardandır. 1 Mart 1922

– Özel maksatla neşriyat yapan bazı gazetelerin, halkın ekseriyeti üzerinde yaptığı tesir, her memlekette olduğu gibi o gazetelerin lehinde değildir. 1924

– Türkiye basını milletin gerçek ses ve iradesinin doğduğu yer olan cumhuriyetin etrafında çelikten bir kale oluşturacaktır. Bir düşünce kalesi, düşünce yolu kalesi. Basın görevlilerinden bunu istemek, cumhuriyetin hakkıdır. 5 Şubat 1924, İzmir’de gazetecilerle sohbette

Bakamayan!

2023 seçimlerinden bu yana Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.

Göreve geldiği günden bu yana dini kullanarak eğitim sistemini kaşıyor da kaşıyor.

Ne oldukları tam belli olmayan gruplar çocukları cami temizlemeye götürmeye başlayınca ortalık karıştı. Ama Bakan “Okullara tarikatlar girdi” tepkilerine 2024 bütçe görüşmelerinde “Sizin ‘tarikat, cemaat’ dediğiniz, bizim ‘STK’ dediğimiz yapılarla toplasanız 10 tane protokolümüz vardır. Onlarla protokol yapmaya da devam edeceğiz” dedi.

STK dedikleri Hayrat Vakfı, Ensar Vakfı, Server Yaşam Vakfı, Hizmet Vakfı falan; hepsinin ortak noktası din odaklı faaliyetler.

Hizmet Vakfı faaliyetleri içinde Fetullah Gülen’in imzası olan mutabakat metinleri bile var.

Bu vakıfların elemanları ilkokullarda çocuklara kefenlemeyi falan öğretmeye kalktılar, “Anneniz öldü gibi üzülün” tavsiyelerinde bulundular.

Tamamı bu bakanın daha doğrusu bakamayanın eseri.

Eğitim sistemimizi, çocukların eğitim seviyesini 100 değil 200 yıl geriye taşımak isteyen bir tip. Gerçi kabahat onda değil onu oraya oturtanda.

AKP’nin ana amacı eğitim sistemini bozmak, gelir dengesini bozmak.

Hakkını arayamayan karın tokluğuna ne istenirse yapan nesiller elde ettiler.

Daha 15-20 yıl önceye kadar makarna dağıtan siyasi parti duymuş muydunuz?

Ya da çıkma (Çürük) meyve-sebze satan market, askıda ekmek?

Hepsi AKP’nin icadı. Cahil bırak, aç bırak; bir paket makarna, bir paket nohutla ruhunu pipetle iç.

Harry Potter’daki Dementor bile bu arkadaşların emdiklerine bakıp kıskançlıkla yutkunuyordur!

SİSTEMLE OYNADI

Bakamayan aynı zamanda “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adını taşıyan müfredat taslağını partisinin seçim sloganından devşirip uydurdu.

“İnanç temelli düşünce” diye dini öne çıkardı. Seçmeli din kültürü derslerinin sayısı artırıldı. Diyanet’in okullarda verdiği konferans sayılarıysa Bakamayan’ın hayallerini bile aştı. Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınıvı öncesinde Ankara Mamak’ta öğrenciler ve veliler ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) yıl sonu “Kültür etkinlikleri! ” kapsamında namaza çağrıldı. İmam hatipler, en çok kaynak ayrılan okul türleri içinde yer aldı.

Ama diretme her zamanki gibi ters tepti. Üniversite sınavında öğrenciler dinden sınıfta çaktılar. AYT (Alan yeterlilik testi) sonuçlarına göre din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde doğru yanıt ortalaması altı soruda 1.275 oldu.

Yani ülke ortalaması dinde 10 üzerinden 2 seviyesinde!

Türkçe hariç ki o bile limitlerde, 10 üzerinden 5 alınan branş yok!

SONUÇLAR REZALET

İşte 2024 TYT (Temel yeterlilik testi) ortaöğretim son sınıf öğrencilerinin doğru cevap sayısı ortalamaları:

Türkçe (40 soru) testinde 21.427

Sosyal bilimler (20 soru) testinde 9.001

Temel matematik (40 soru) testinde 7.955

Fen bilimleri (20 soru) testinde 3.478

AYT matematik (40 soru) testinin ortalaması; 5.547

AYT fen bilimleri testinin ortalamaları:

Fizik (14 soru) alt testinde 2.247

Kimya (13 soru) alt testinde 1.457

Biyoloji (13 soru) alt testinde 2.324

AYT Türk Dili ve Edebiyatı-Sosyal Bilimler-1 testinin ortalamaları:

Türk dili ve edebiyatı (24 soru) alt testinde 5.935

Tarih-1 (10 soru) alt testinde 2.484

Coğrafya-1 (6 soru) alt testinde 2.103

AYT sosyal bilimler-2 testinin ortalamaları:

Tarih-2 (11 soru) alt testinde 2.076

Coğrafya-2 (11 soru) alt testinde 2.416

Felsefe grubu (12 soru) alt testinde 1.964

(DKAB) din kültürü ve ahlak bilgisi/ek felsefe grubu (6 soru) alt testinde 1.275

YDT’nin (Yabancı dil) ortalamaları:

Almanca testinde 39.393

Arapça testinde 27.939

Fransızca testinde 46.334

İngilizce testinde 35.638

Rusça testinde 52.332

TOPLUCA SINIFTA KALDILAR!

Bu sonuçlara göre lise son sınıf öğrencileri yarım yamalak bir Türkçe haricinde hiçbir şey öğrenmeden üniversiteye geçtiler.

Modern bilimin gerektirdiği matematik, fizik, kimya, biyolojiden nefret ettiklerini biliyorduk. Çocuklara özellikle öğretmiyorlardı pozitif bilimleri ama görüyoruz ki en fazla dinde çuvallamış AKP’nin tornasına sıkıştırılmaya çalışılan çocuklar!

Bu işte ne Darwin’in ne integralin ne de bezelyeci rahip Mendel’in suçu olmamasına rağmen yasaklılar Bakamayan sevmiyor diye!

Ne anladık bu işten; zorla güzellik olmazmış, eğitim sistemi komple yanlış, çocuklar bir şey öğrenmeden mezun oluyorlar. 

Ben bu durumu beceriksizlik olarak görmüyorum. Kasıtlı ve bilinçli bir şekilde eğitimsiz nesiller yetiştiren zalim bir dönem yaşıyoruz.

After party biraz sıkıntılı olacak ama sadece tekrar ayağa kalkmaya çalışan Türkiye için değil, onu bu hâllere düşünenler için de!

DOĞRU SÖYLEMİYOR

Doymadı, ülkede 62 senedir faaliyet gösteren yabancı okullara da salça oldu. Saldırdığı nokta tamamen yaygara çıkarmak üzere. “O okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na kayıtlı olmadıkları için öğrencilerin okuyup okumadıklarını bilmiyoruz” diyor.

Benim oğlum da o okullardan birinde okuyor. 2015 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’na “Oğlum Pierre Loti Lisesi’ne başlamıştır, bilginiz olsun” diye dilekçe verdim.

Her sene indirimli toplu taşıma kullanabilmesi için Pierre Loti’de okuduğuna dair ıslak imzalı bir belgeyi devletin çeşitli kurumlarına veriyorum.

Bakamayan sağına soluna bakabilse bu bir avuç çocuğun nerede olduğunu bulacak ama neerdeee o liyakat! 

Cahil!

Önceleri İlber Ortaylı’ya kızardım beğenmediği bir olay ya da kişi ile karşılaşınca kolayca, “Cahille muhatap olmayacalsın kardeşim” dediği için.

Derdim ki kendi kendime, “Ulan herkes senin kadar şanslı mı! İpek dona doğmuşsun vıdı vıdı yapıyorsun”.

Sonra bu konudaki düşüncelerim tamamen değişti!

Ülke son 20 yılda her şeye teslim oldu ama en çok  cehalet karşısında diz çöktü.

Ünlü ekonomist gider, ekonomimiz düzelir. Devran döner, ülkenin gelirlerinin tırtıklanmadığı bir an gelir dış borç da kapanır. 80 bin kişilik fakir bir şehre 2 milyon yolcu kapasiteli havaalanı yapanlar hesaplarını verirler, modern haramilik sona erer.

Uzatmayalım çalanlar çırpanlar yakalanır, çaldıklarını geri alsak ülke ekonomisi uçar.

Memlekete mancınıkla yerleştirilen 13 milyon asker kılıklıdan daha büyük sorunumuz cehalet. Kaldı ki bu 13 milyonun çoğunluğu da aynı dertten muzdarip.

ATATÜRK’E “AYYAŞ” DİYEN BAŞBAKAN GÖRDÜK

Anlayacağımız bir an önce ülkeyi cehaletten temizlememiz gerek.

Yazmayı çözememiş başbakan gördük bu son 20 senede, ülkeyi kuran Mustafa Kemal Atatürk ve yâreni İsmet İnönü’ye “Ayyaş” diyen başbakan da!

150 yıl önce dedesinin Mekke’ye vizesiz rötarsız uçtuğunu sanan gazeteci gördük, patronunun kredi kartını kullanmanın normal bir şey olduğunu sanan televizyoncu da!

Neler görmedik ki!

Tahâretlenirken orucun bozulabileceğini söyleyen mi istersin, depremi hoşt diyerek durduran şeyhi anlatan mürit mi ararsın, anasının karnında konuşandan, Ramazan’da süt emmeyen bebek hikâyelerinden bahseden çakma sarıklılar mı ararsın.

En beteri ağızları bir karış açık bunların karşısında oturan binler on binler mi ararsın.

İşte esas mücadele etmemiz gereken yaşadığımız bu sınırsız cehalet.

BAKAN’DAN JET GERİ VİTES!

AKP tam 22 yıldır eğitim sistemini çürüterek bu sonuca ulaştı. Kafadakiler açık etmiyorlar ama aşırı güçten zehirlenen üçüncü beşinci dalgalar, “En kötüsü okumuş olanlar. Ben her zaman cahil halkın ferasetine güveniyorum” diyebilme cesaretini bile gösterebiliyorlar.

Bugünkü milli eğitim bakanı felaketin son halkası.

Yönettiği okulları tarikatların kontrolüne sokmak gibi bir isteği var. Kokuşmuş din tüccarlarına STK (Sivil toplum kuruluşu) diyebilecek kadar bağnaz. Doymuyor yabancı okullara da salça oluyor. Aslında milli eğitime bağlı okullarda bile seçmeli olması gereken din dersini İstanbul ve Ankara’daki Fransız okulları Pierre Loti ile Carles de Gaulle‘de de müfredata alınmasını istemiş. Yoksa o okullarda Türk öğrenci okumasına izin vermeyecekmiş havalarında esip gürlemiş. Fransız Konsolosluğu da, “Bak koçum, bu işler Türkiye ile Fransa arasındaki ticareti de bozar” minvalindeki ültimatomla taaa Saray’ı bile titretmiş. Sonra bu tuhaf bakan boşanmış olmalarına rağmen son yılların en sevilmeyen gazetci çiftinin dişisiyle röportaj yaparak tüm söylediklerini tek lokmada yutmuş.

Kıssadan hisse…

Yumruk yediğinde devrilmeyeceğini hatta asla yumruk yemeyeceğini düşünen bir boksör ne kadar çok maç kazanmış olsa da nakavt olmaya mahkumdur.

Gaflet mi, dalalet mi, hıyanet mi!

Gaflet “Aymazlık”, dalalet “Sapkınlık”, hıyanet ise “Hainlik” demek.

Nereden mi çıktı?

Türkiye’nin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 1927 yılında, yani bundan neredeyse 100 yıl önce kaleme aldığı Gençliğe Hitabesi’nde geçen kelimeler.

İsterseniz kısaca hatırlayalım.

“Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.”

İlk cümle çok açık, ikinci cümlede ise “Ülkeyi yönetenler ülkeyi istila etmek isteyenlerin dümen suyuna uyabilir” diyor Atam. Son cümle ise çok açık, halkın fakir bırakılmış olabileceğini anlatıyor.

Bugün bu ülkeyi yönetenleri tam 97 yıl önceden tarif etmiş.

“KÜÇÜĞÜN RIZASI VAR” KAFASI!

Bir kişi çıkıp da aksini iddia edebilir mi?

Halk ucuz ekmek için sabahın köründe kuyruklarda donarken Cuma’ya 100 araç ve binlerce korumayla gitmek gaflet değil mi!

Kuran kurslarında çocukları taciz eden takkeli cüppelilerin hükümetin koruma kalkanının altında olması dalalet değil mi!

Ekonominin çökertilmesi, tarımın ve hayvancılığın bitirilmesi, liyakatsız eşin dostun çoklu maaşlarla çalıştırılması, ormanların madencilere peşkeş çekilmesi, bir tane bile yolcusu olmayan şehirlere havaalanı yapılması, ülkeye 13 milyon eğitimsiz askerlik çağında eli kılıçlı canilerin kontrolsüzce alınması hıyanet değil de nedir!

ÇARESİZ DEĞİLSİNİZ, ÇARE SİZSİNİZ!

İşte tüm bunları öngörmüş Atam, gençliğe reçeteyi de vermiş Hitabe’nin son paragrafında.

“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Cehennemde odun kıtlığı!

Üç-beş senedir durmadan yazıyorum şu Pinokyo TÜİK’i. Emekçinin, emeklinin parasını çalan Pinokyo TÜİK’ten bahsediyorum.

Enflasyon yüzde 200’lerde; çarşıda pazarda net hissediyoruz ama bu kösele suratlılara göre 60-70!

Gazeteci Alaattin Aktaş, Pinokyo TÜİK’in enflasyonu hesaplarken kullandığı madde sepetini ve madde fiyatlarını ele geçirip yayımlamış.

Pinokyo TÜİK’e göre yumurta 2.5, zeytinyağı 113, peynir 147, ev kirası ise 5 bin 844 lira!

“Hadi lan oradan” diyorsunuz değil mi! Bi durun iki dakika! Uzman doktor muayenesi kaç paraymış bu ülkede biliyor musunuz!

Tamı tamına 33 lira 69 kuruş!

Artık bizi kandırmak için uğraşmayı bırakıp işi kafa bulmaya taşımışlar.

HEP BERABER VAN’A TAŞINALIM!

Bir de bu Pinokyo TÜİK’in başkanı var; Erhan Çetinkaya. O da dün Alaattin Aktaş’ın ifşa ettiği rakamların yanlışlığını savunmak adına basın toplantısı düzenledi. Yumurtadan, gezen tavuktan, 30’lu koliden bahsetti. Van’da kiraların İstanbul gibi olmadığını falan açıkladı. Uzun uzun laf salatası yaptı ama, “Bu rakamlar gerçek değildir” diyemedi.

Ne diyeyim, böyle başa böyle tarak, böyle kuruma böyle başkan,

Van şehir merkezinde 1+1’ler 8-10 bin lira. İnanmazsanız girin internete aratın, 2+1’ler 12-14, 3+1’ler 15-20 bin lira civarında. 5 bin 844 liraya Van merkezinde tavuk kümesi bile yok! Belki köylerinde vardır ama bizim de ülkece Van’ın köylerine taşınma niyeti ve imkanımız yok!

REİS’İN ÇITI ÇIKMIYOR!

Gerçekten bizimle kafa yapıyor bu Pinokyocular!

Cebimizdekileri çatır çatır çalıyorlar, her hırsızın elinde silah olmaz; kimi kalemle, kimi teraziyle kimi de madde sepetindeki rakamlarla işi halleder.

Her konu için söyleyecek lafı olan AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın çıtı çıkmıyor.

“Şu Erhan’ı çağırın bakayım bana da uzman doktor muayenesi nasıl 33 lira 69 kuruş oluyormuş hele bir anlatsın” demez mi koskoca cumhurbaşkanı!

Bu kadar yanlışlarla bir ülkeyi yöneten ve kendini iyi bir Müslüman olarak gören, cennetin ve cehennemin varlığına inanan insanlar günü geldiğinde zebanilerin kendileri için odun yetiştirmekte zorlanacaklarını hiç düşünmezler mi!

RTÜK!

– Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek ve denetlemekle görevli, Anayasanın 133. maddesi kapsamında üyeleri TBMM Genel Kurulunca seçilen, özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliğidir. Üst Kurul, Türkiye Büyük Millet Meclisince seçilen dokuz üyeden oluşur.

Görev tanımı bu!

Bir aralar memeye falan karışırlardı, şimdi her şeye karışıyorlar.

Rakı-bira şişesi, sigara, kül tablası, kadeh ve aklınıza gelecek kafalarına göre sakıncalı ne varsa blurluyorlar.

Bu tiplerin hayranı olduğu şekilde yönetilen İran bir ara atletizm müsabakası göstermişti televizyondan; kadınlar 100 metre finaline öyle bir sansür koymuşlardı ki ekranda üst üste binmiş sekiz kara ve kalın kibrit çöpü eğilip bükülüyordu. Ona bile tepki gelince İranlılar’ın son seyrettiği normal dünya kadın atletizm görüntüleri olmuştu.

Bu yolda ilerlememiz ülkenin en az yarısında hatta artık yüzde 70’inde dehşet hisleri uyandırıyor.

Sosyal medyada AKP’nin tutumu sayesinde kendilerini dokunulmaz sanan binlerce sarıklı-sakallı-cübbeli, görmüşler gibi cenneti anlatıyorlar. Bir tanesi de, “Çok huzurlu bir yer, bilginin doruklarına tırmanacağız” diye tasvir etmiyor. Neredeyse tamamı kaç kadınla sevişeceğimizden, üzerlerinde ne olacağından, aylarca erekte gezeceğimizden; gezerken de elimizde şarap kadehi olacağından bahsediyor. Kahvaltıların yıllarca süreceğini iddia ediyorlar.

Detaylara nasıl ulaşıyorlar bilmiyorum ama; her erkeğe 72 cariye düşecekmiş, her ilişkiden sonra yeniden bakireye dönüşecekmişler, orgazmlar sıkılana kadar sürecekmiş vs.

Cennet bu kadar sığ hedefleri olan bir yer olmamalı, ebedi huzur vaat etmeli. Ama bunların kafasına göre yiyip içip sevişeceğiz!

Bir tanesi de, “Ölümlü dünyada okuyamadığınız kitaplara ulaşacaksınız, özür dilemeye fırsat bulamadığınız dostlarınız için bir şansınız daha olacak, sarılamadıklarınıza sarılabileceksiniz” demiyor; hep seks hep yemek.

Akıl alır gibi değil!

GELELİM KONUMUZA

RTÜK, Açık Radyo’nun yayın lisansını iptal etmiş. Artık Ömer Madra dinleyemeyeceğiz.

Daha önce para cezası vermişler, yayın durdurma cezası vermişler yetmemiş, kökten kapatmayla kendilerini tatmin, göreve getirenlerini de memnun etmişler.

Konu ne olursa olsun bir radyonun, televizyonun, gazetenin, derginin sesini kesmek büyük adaletsizlik.

İstedikleri gibi düşünmeyeni, konuşmayanı ellerinde yetki olsa öbür dünyaya göndermekten çekinmezler.

Siyasal İslam tam olarak da bu şekilde işliyor; senin gibi düşünmüyorsa bir daha konuşmasına izin verme.

Bu ülkenin halkının büyük bölümü böyle muamele görmeyi hak etmiyor, diğer bölümü de hak etmiyor ama ne yazık ki onlar neyi hak edip etmediklerinin bile farkında değiller.

Sınırsız kahvaltı ve sınırsız seks vaatleriyle kandırılmış vakitlerini bekliyorlar!

NOT: Cennete gidip, görüp, geri gelen bu tiplere bir sorum olacak!

– Erkeklere sürdürülebilir 72 bakire kız vaat eden cennetin kadınlar için ne gibi bir planı var, 72 kadına bir erkek!? 

Pinokyo TÜİK

40 IQ sahiplerinin bile anlayacağı bir oyun var ortada. Sülün Osman bunların yanında Külkedisi kalır.

Ünlü ekonomist komşularla, ABD’yle ve Dünya’nın geri kalan tüm ülkeleriyle iç siyaseti idare edebilmek adına didişti. Sonra, “Dur şu ekonomiyi de halledeyim” dedi ve sözünü tuttu.

Çaresiz TÜİK de Pinokyo’ya dönüşmek zorunda kaldı. Kısaca emekliye memura Pinokyo TÜİK rakamlarıyla zam yapılıyor ama elektiriğe, köprülere, harçlara ENAG’ın bile üzeri, sokak enflasyonu oranında geçiriveriyorlar zamları.

İki gün önce elektriğe yüzde 38 zam yaptılar. Bugün altı aylık enflasyonu 24.73 olarak açıkladılar.

Bir hafta sonra böbürlenerek emekliye yüzde 20-25 zam yapacaklar.

Bir şey yapmış havalarında, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan da, “Eyyy emekli, 5 de benden” deyip yüzde 30’a çıkarır en fazla!

Kendi uydurmaca rakamlarıyla bile köprüye 76, elektiriğe 38.

Bize gelince 25-30!

Daha peynire, ete, süte, simide girmedim.

ENAG’a göre altı aylık enflasyon 41.6. Hiçbir rakam hiçbir şeye uymuyor, delirmemek elde değil!

AYNALAR KIRIK ŞİMDİ!

TÜİK Başkanı Erhan Çetinkaya’ymış. Birilerinin damadıymış falan ama baktım eğitimli bir tip. Ortada dönen tiyatronun farkında olmama ihtimali yok.

Tek merak ettiğim eve gidince karısının, çoluğunun çocuğunun, anasının babasının yüzüne nasıl bakıyor?

Hadi bunları da geçtim, sabah yüzünü yıkarken aynada gözlerinin içine nasıl bakıyor; çok merak ediyorum!

NOT: Aynı şeyleri bir önceki TÜİK başkanı için de merak etmiştim!

BRAVO MİLLİ TAKIM

Çok eleştirildiler, siyasisinden yalama basınına kadar giren çıkan kalmadı. Turnuvada Galatasaray üzerinden bir adım öne çıkma, popüler olma sevdasıyla yanlışlarla dolu yazı yazan gazete spor müdürleri bile oldu.

Basın zaten bitti de spor basını maalesef sefilleri oynuyor.

İki lafı üst üste koyamayan eski futbolcularla AKP’nin yarattığı yalama bir de yalamaya teşne ama yalatılmayan basın boylarını aşan Milli Takım hakkında atıp tutuyorlar.

Liyakatlılar “Ödenek yok” bahanesiyle sizin bizim gibi evden takip ediyorlar Avrupa Futbol Şampiyonası’nı.

Üst kat zaten evlere şenlik, bakanı, başkanı galibiyet sonrası AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’a futbolcu, hoca yetiştirme peşindeler.

Bu havada önüne geleni deviren oyuncularımızı kutluyorum. Avusturya bana göre turnuvanın favorisiydi. Geçen mart ayında 6-1’le dağıtmışlardı bizi.

“Avusturya’yı geçersek kupayı alırız” demiştim geçen hafta, fikrim güçlenerek aynı.

Bir de Hakan Çalhanoğlu’nun cezası bitmese ne şık olurdu😊

Tarikatlar!!!

1. Menzilciler

2. Nakşibendi

3. İskenderpaşa C.

4. İsmailağa C.

5. Süleymancılar

6. Hazneviler

7. Yahyalı C.

8. Erenköy C.

9. Tufancılar

10. Kıbrısiler

11. Zilan C.

12. Reyhaniler

13. Hacegan C.

14. Işıkçılar

15. Arvasiler

16. Akfırat C.

17. Halidiye

18. Şeyh Muhammed

19. Nayır Erzincani

20. Bilvanis Grubu

21. Kadiri

22. Galibiler

23. İcmalciler

24. Tillocular

25. Muhammediye

26. Halisiye

27. Üveysler

28. Şeyh Osman C.

29. Zenbililer

30. Hüseyniler

31. Farukiler

32. Bilal-i Nadir

33. Kesnizani

34. Şettariye

35. Halveti

36. Cerrahiler

37. Uşşakiler

38. Şabaniye

39. Mısriyye

40. Ticaniler

41. Ruşeniye

42. İpek Yolu Gurubu

43. Sünbüliye

44. Nasuhiyye

45. İbrahimiye

46. Rifai Tarikatı

47. Kubbealtı C.

48. Çorum Dergahı

49. Mehmet Efendi C.

50. Maafiriler

51. Antakiler

52. Marufiler

53. Ayderussiyye

54. Sayyadiye

55. Zeyniyye

56. Sebsebiyye

57. Kantaniye

58. Bayramiler

59. Maşukiler

60. Aksarayiler

61. Edirneviler

62. Yakubi

63. Kabayiler

64. Kemaliler

65. Sühversiyye

66. Zeyniyye

67. Çeştiyye

68. Sabiriye

69. Nizamiyye

70. Fetullah Gülen C.

71. İlim Yayma C.

72. Kırkıncı Hocacılar C.

73. Yeni Asyacılar Grubu

74. Yeni Nesilciler Grubu

75. Aczimendiler

76. Meşveretçiler

77. Medzehra Gurubu

78. Zehra Vakfı

79. Okuyucular (Kurtoğlu)

80. Yazıcılar

81. Sungurcular Grubu

82. Medrese Alimleri

83. Vakfı

84. Şalvarlı Efe C.

85. Hayrat C.

86. Norşin Dergahı  (Şeyh Nurettin Mutlu)

87. Arif Efendi üfürükçü tarikatı

88. Hiranur

89. Adnan Oktarcılar

 

Alt alta yazınca uzun gibi görünüyor, ne yazık ki gerçekten uzun bir liste. Birkaçı hariç adlarını hiç duymadım ama Google’a, “Türkiye’deki tarikatlar listesi” yazınca bu çıkıyor.

Demek ki bu kadar tarikat var ülkede!

Daha fazla sayıda tarikatin olduğunu iddia eden siteler de var ama en sadesi bu liste olduğu için tercih ettim; reklamsız, açıklamasız, kopyalaması kolay!

Sadece alt alta isimlerini okumak bile 120 saniye sürüyor.

Bazılarının yüzlerce bazılarının milyonlarca müridi var.

“NE İSTEDİLER DE VERMEDİK”

Siyaset sahnesinin bugünkü karakterlerinin çoğunu kandırmayı başaran Fetullah Gülen Cemaati ülkenin başına en fazla problem açan tarikatti.

Kanmayanların bas bas bağırarak uyarmasına rağmen Fetullah Gülen önce bir haftada, sonra da bir akşam üzeri son yılların en ciddi tehlikesini yaşattı Türkiye’ye.

O günlere kadar, “Ne istediler de vermedik” kafasıyla yağmurda beraber ıslanarak yürüyenler bir anda şemsiyeye ihtiyaç duydular.

“Bitsin artık bu hasret” diye yurda çağrılan Fetullah Gülen bir anda FETÖ oldu.

Doğru ancak vaktinden çooook sonra gelen bir akıldı.

Doğru akıl bir konuda gelirse aynı konudaki başka bir sıkıntıda da işliyorsa hem akıldır hem de doğru.

Ne yazık ki bizi yönetenler yine kendi hallerindeler. Akıldan da doğrudan da yana değiller.

Dünün kandırılamayanları yine yırtınıyorlar, “FETÖ’nün yerini METÖ, NATÖ, İTÖ, ETÖ vs. aldı” diye.

Doğru bir akılla dinleyen var mı?

Yok tabii ki! Entarili dolaşmayı hayal edenler yönetiyor çünkü Atatürk’ün Türkiyesi’ni!

NE AFGANIZ NE DE SURİYELİ

Biraz alakasız olacak ama akla ve doğruluğa hizmet etmediklerini “Kamuda tasarrufu” okullarda öğretmenlerin çay yapmak için kullandıkları su ısıtıcılarını yasaklayarak başaracaklarını sanmalarından anlıyoruz.

Başlı başına bir yazı hatta kitap konusu “Kamuda tasarruf” ama bugünkü baş problemimiz tarikatlar. Mülteci yağmasıyla harmanlanarak bin “Kamuda tasarruftan” milyon kere daha önemli.

Parayı her zaman buluruz, bulamazsak da taş kemiririz.

Günde bir tas üzüm hoşafı içerek Çanakkale’de destan yazmış kahramanların torunlarıyız biz. Yeri geldi mi bir araya toplanıp öyle bir yumruk oluruz ki yiyen daha da iflah olmaz.

Ne uçakların tekerleklerine sarılarak ülkeyi Taliban’a bırakıp kaçan Afganız ne de ülkesi elden giderken Bakırköy sahilinde nargile üfleyen Suriyeli.

SOL ANAHTARI ERKEN SEÇİM

Önce Kafasına Jöle Sürdükten Sonra Aklını Yitiren, CHP’nin Gizli İktidar Olduğunu Kavrayamayan Genel Başkanı Özgür Özel yumuşamayı bırakıp erken seçim isteyecek.

Sonra o erken seçimde selefi gibi yalama ve yalamaya teşne ancak yalatılmayan basının gazına gelip çılgınlık yapmayacak ve aday olmayacak.

Gönüllerdeki aday ya da adaylarla memleketi tarikat zihniyetinden kurtaracak.

Anca ondan sonra sokaktaki tarikatlarla mücadele edebilir bu ülke!

Bugünkü kafayla maalesef yeni 15 Temmuzlar çok yakın!

İyi bayramlar

Kurban Bayramı’nı çocukluğumdan bu yana pek anlamamışımdır. Bir can alarak nasıl cennete gidiş kolaylaşır, hiç kafam basmadı.

Şeker Bayramı ise mantık abidesi; avuç avuç yenilen şekerler zaten yeryüzünde cenneti yaşamanın en kolay yolu.

Kurban Bayramı’nın tek sevdiğim yönü ünlü ekonomistin bitirdiği ülkede fakir fukaranın boğazından bir lokma etin geçecek olması.

Hâli vakti yerinde olup da kurban kesecekler; sizle aynı maddi imkanlara sahip akrabalarınıza, komşularınıza dağıtmayın o etleri.

Fakir bulmak için zorlanacağınızı sanmıyorum.

Umarım bir sonraki bayramı kurban olarak değil, Atatürk’ün hayalindeki özgür Türk vatandaşı gibi kutlarız.

Hepinize sağlıkla, sevdiklerinizle mutlu bir bayram geçirmenizi diliyorum.

Proxima Centauri

Dünyamıza en yakın yıldız, 4.22 ışık yılı uzaklıkta. 40 trilyon küsür kilometre ediyor ve günümüzün son teknolojisiyle ulaşmak 30 bin sene sürüyor.

Eğer ülkemizin çılgın gündemini hıza çevirebilseydik 3 saatte inerdik Proxima’ya.

Kardeşim bir hafta tatil yapalım dedik; neredeyse başka bir ülkeye döndük.

İktidar ile ana muhalefet kanka olmuş, küçük muhalefet ise hem kanka hem de sarışın.

En kötü günlerin yıldızı Borsa buhran yaşamaya başlamış.

AKP Kızılcahamam kampından sızan haberlerde; parti içinde AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’a ufak ufak diklenmelerin başladığı fısıldanıyor. Sanırım bir devrin sonuna gelindi. Bu ülke verdiği tahribatın etkilerini kısa sürede tedavi edecek güce sahip. Yeter ki iyi yönetebilecek, çalıp çırpmayacak birini çıkartabilelim.

A Milli Futbol Takımı Avrupa Şampiyonası öncesi tel tel dökülürken Filenin Sultanları tüm dünyanın kafasına smaçları indirmeye devam etmişler.

İstanbul’a yaz tüm acımasızlığıyla gelmiş, Güneş tekme tokat dalmış zaten sıkıntılı olan ahaliye.

Reis’in bir kilo şeker fasulyesi 354 lira 50 kuruş olmuş, bildiğimiz kuru fasulye ⚡🌀💤⁉️, dansöz çıkmıyor paketten!

Tasarruf için emeklilere temmuz zammı yapmamak gündeme gelmişken AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’a Kasımpaşa’da yeni bir külliye (Ne demekse artık, tamamen padişah özentisi bir jargon oturtmaya çalışıyorlar) inşası kararı alınmış.

Boğaziçi Üniversitesi mezunlarına güvenlik sebebiyle kampüslerinde mezuniyet töreni yasaklanırken Beykoz Üniversitesi mezunları, Boğaziçi Üniversitesi’nin kampüsünde 6 Temmuz’da mezuniyet töreni yapacaklarını açıklamışlar. Bu artık hainliğe, kindarlığa, vicdansızlığa girer, başka lafa gerek yok.

Hesapta tatil anlatacaktım size; yolda, Marmaris’te gördüklerimi aktaracaktım ama ülke yerinde durmuyor ki, ışık hızının milyon katı fazlasıyla beton bir duvara sürükleniyor.

GELELİM TATİLE

Yollar birkaç sene önce yapılmasına rağmen yama içinde. Belli ki o yolları yapan beşli çetenin bir eli cebimizdeyken öbür eli de öbür cebimizdeymiş. Malzemeden yürütmüşler; iki-üç yılda kuru soğan kabuğu gibi dökülür mü asfalt!

İzmir-İstanbul, otoyol artı köprü ücreti 984 lira tutuyor. Yol doğal olarak bomboş. Hep diyorlar ya, “Geçmediğimiz yol, inmediğimiz havaalanı için de boşa para ödüyoruz” diye. Biz bu sene için yırttık; parasını ödediğimiz yoldan çatır çatır geçtik. Boşa değil doluya ödedik bu kez hanımla🤪

Marmaris Selimiye öyle abartıldığı gibi şahane değilmiş, bizi sarmadı. Kaldığımız otel (Solto) tatilin en güzel parçasıydı. İsim hafızam zayıftır ama birkaç günde Zerrin, Vedia, Mustafa, Murat, Kadir aklıma mühürlendi. Çözüm aramaları, ararlarken de yüzlerinden gülücüğü eksik etmemeleri benim gibi huysuza bile huysuzluk yapma olanağı sağlamadı.

Tüm otel personeline teşekkürlerimizi sunuyoruz❤

Yiyip içip yan gelip yatmadık, neredeyse gezilecek her yeri gezdik. Bizi her an tokatlamaya hazır bir nüfusa sahip bir köye gittik. Tüm aktarlarda satılan Çin malı şişeli kekik, adaçayı vs yağlarını büyülü elleriyle sıktığını söyleyen, ucuzcu marketten alıp şişelediği zeytinyağını taş sıkım diye kaskallayan dayılar gördük.

Tabelaları takip ederek bir antik kent (Sryna) peşine düştük ancak sadece bir sıra taş görebildik. Keçi gibi dağlara tırmandığımızla kaldık. Sonra nur yüzlü bir teyzenin bahçesine daldık, “Merhaba” diyerek. Söyleştik, bize antik kentte eskiden bir sürü mermerin olduğunu ancak hepsinin götürüldüğünü anlattı, içimiz bir kötü oldu. “Çiftlik’e gidin, oranın denizi çok güzeldir” dedi, gittik.

Deniz ve sahil güzel ama denize deniz gözlüğüyle bakmadığın sürece. Toplam 4 istiridye kabuğu vardı; ikisini çıkarabildim ikisi kaldı. Artık eskisi gibi derinlere dalamadığımı da esefle öğrenmiş oldum😊

Bunun yanı sıra binlerce gazoz-bira kapağı, şişe, kutu, ip, plastik bir şeyler vardı. Ama günün yıldızı dev gibi bir çöp konteynerıydı. Hangi öküz attıysa öbür dünyada kirpikleriyle toplasın inşallah😡

Cennetleri cehenneme çevirme uzmanı bir halkız, umarım birbirimizi de kirpiklerimizle toplatırlar tahtalı köyde.

ESNAF KAN AĞLIYOR

Gözümüze bir kebapçı çarptı, girdik dükkana. Saat 20:00 civarı, tam akşam yemeği vakti. Saydım, 84 sandalye var terasta; sadece ikisi dolu, o da biziz.

Dondurmacı, pansiyonlar, barlar, takocu, marketler bomboş. İmarı olduğu şüpheli 3 dönüm arsaya 1.5 milyon dolar istenen yerde simidin zor satılması ne kadar ironik değil mi!

Dönüşler hüzünlüdür ama biz çok neşeli çıktık yola. Seneler geçtikçe ev daha cazip geliyor herhalde.

Doğa harikası yollardan ağzımız bir karış açık geçtik. Bal, sabun vs aldık her coşkulu turist gibi.

Ama beni en çok etkileyen sıkma portakal içmek için durduğumuz seyyardı. Esasen balcılık yapıyormuş, üç sene önceki büyük yangında tüm arıları yanmış. “Ağabey, birileri sanki arıların nerede olduğunu bilerek yaktı ormanı” dedi. En değerli çiçeğin böceğin, endemik bitkilerin olduğu yerler kömür olmuş, izleri hâlâ duruyor. O manzarayı görünce insanın oturup hüngür hüngür ağlayası geliyor.

Yöre halkına göre o seneki yangınlar kasıtlı çıkarılmış. Faili bulmak için de, “Yanan yere kim otel dikiyorsa o yakmıştır” diye olayı çözmüşler. Merkezinden yereline bu işte parmağı olan ne kadar siyasetçi varsa😡…

Yolda tarlaların ve ağaçların yandığını gördük, kontrol noktasında durmayan araca polislerin silah çektiğini gördük, bankette tozlar arasında Hollywoodvari takip gördük, tilki, yılan, kaplumbağalar gördük.

Bir de gölgede 42 derece gördük.

Akhisar’da bir dinlenme tesisinde durduk, uyumayalım diye elimizi yüzümüzü yıkayacağız, kahve falan içeceğiz. Arabadan inince tuhaf bir his sardı ikimizi de. Dereceye baktım, 42’yi gösteriyor, koşarak klimalı salona kaçtık gayriihtiyari.

Tesla şarj merkezi kondurmuş bir kenara, belki başka elektrikli araçlar da yararlanıyordur, bilemem. Yollar bomboş olmasına rağmen şarj istasyonunda kuyruk var. Bir de 42 derece sıcakta arabalarının yanında bekliyorlar sahipleri. Nedenini çözemedim ama sanırım şarj olurken arabalar savunmasız oluyor. Eee boşuna, “Mal canın yongasıdır” dememiş atalarımız.

ALİ KOÇ YENİDEN BAŞKAN

Fenerbahçe’de başkanlık seçimi de sıkıştı tatil takvimimize.

Mourinho’nun imzasının tazyikiyle Ali Koç yeniden seçildi, Fenerbahçeliler’e hayırlı olsun.

Ancak seçim sürecini takip edebildiğim kadarıyla lafı uzatmadan tek diyebileceğim şey:

İyi ki Galatasaraylıyım❤🧡❤