Browsing Category Uncategorized

Ne çerçevesi!

Fotoğraftaki kişi Turgut Okyay, 1999 yılında İmralı Adası’nda kurulan Ankara 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin (DGM) başkanı olarak PKK lideri en aşağı 40 bin kişinin katili Abdullah Öcalan’ı yargılayan ve idam cezası veren hakim. 

Aradan 27 yıl geçmiş, tam da Osmanlı’nın parçalandığı Sevr Anlaşması’nın imzalandığı gün (10 Ağustos 1920) Çerçeve Yasa diye 12 maddelik PKK ve KCK’lılara af Gazi Meclis’te kabul edildi.

“Gazi“, “Sevr”, “Meclis”, “Af” ve “PKK”nın aynı cümle içinde geçmesi ne kadar hüzünlü değil mi!

Hadi AKP ve MHP’nin meclis aritmatiği peşinde olduğunu biliyoruz da Yeni Parti olayın neresinde. Parti yönetimi af için “Kabul”ü destekledi. Bu doğrultuda bir gecede lider olan Özgür Özel’in de aralarında bulunduğu 35 YP’li kabul oyu verirken 54 de ret çıktı. 2 milletvekili ise oylamaya katılmadı.

Durumu ister demokrasi isterseniz de parti içi ilk çatlak olarak nitelendirebilirsiniz. Ben milliyetçi demokratların oyunu kaybetti olarak görüyorum.

OY HIRSI VİCDANI YENDİ

Dolunaya bakıp iç geçiren biri değilim, hayatımın hiçbir döneminde yelpazenin sağ tarafında bulunmadım. Sağ politikaları onaylamam, düşüncelerine hep karşı olmuşumdur ama neden bugün kendimi tuhaf hissediyorum!

Sanırım onbinlerce şehit ve gazi, yüzbinlerce şehit yakını, milyonlarca şehit cenazelerini izlerken kahrolanlar geçiyor gözlerimin önünden. Keşke adının başında “Gazi” olan meclisin içindekiler de ellerini kaldırmadan önce vicdanlarına koysalardı. 

Neyse ki bu yasayla en az 40 bin kişinin katili Abdullah Öcalan’a af yok.

Korkarım bir sonraki adım olarak düşünülüyor.

Umarım 99’da verilmesi gereken kararı veren Turgut Okyay’a tüm sorumluluğu yükleyip bebek katiline de bir iyilik düşünmez sayın erk mensupları!

Yahu kardeşim her şey oy değil be, kahretmeyin milyonlarca yanık yüreği.

Serdar Ortaç

Uzun zamandır Serdar Ortaç yazmak istiyordum, kısmet bugüneymiş. “Ne alaka lan ortalık yanıyor, sen Serdar Ortaç peşindesin” demeden önce yazıya biraz göz gezdirin.

Mekke Anlaşması‘nı yazsam sinirinizi bozacağım; dünyada ülke kalmamış gibi Suudi Arabistan ile Pakistan’ı bulup savaş ittifakı yaptık. Yani üç ülkeden birine başka bir ülke saldırırsa diğerlerine de saldırmış sayılacak. Pakistan’a ve Suudi Arabistan’a birilerinin saldırma ihtimali bize oranla  on kat fazla. Hindistan’ı var, Çin var, Afganistan var ve bunlar zaman zaman çatışıyor da. Suudiler İran’la papaz; füzeler havada uçuşuyor. Ne yani füze sallasa İran Suudi Arabistan’a, İran’a mı dalacağız. Diğer taraftan diyelim İsrail saldırdı bize, arkamızı dönsek bir tek Suud prensi görür müyüz? Bu ittifakın bir dışişleri faciası olduğunu, olası seçim üzeri hükümete sıcak para kaynağı olarak dünya taviz verilerek yapıldığını düşünüyorum. Bunları yazsam daha mı iyi Serdar Ortaç’tan.

ÖCALAN MI ATALAY MI!

AKP-MHP-DEM ortaklığıyla getirilmek istenen affı yazsam ayrı dert. En aşağı 40 bin kişinin katili Abdullah Öcalan ve emrindeki katilleri hapisten çıkarmaya çalışıyorlar. Barışı, kan dökülmesini falan düşündüklerini hiç sanmıyorum; hesap meclis aritmatiği. Tek soruyla aklınızı karıştırayım. Şartlı martlı, 5 yıl gözetimli olması beni ilgilendirmiyor; adam başı en az bir Mehmetçik katleden terörist mi dışarda dolansın, mağdurların koruyucusu Can Atalay mı! Ya da şakayla ülkeyi parçalamaya çalışan Deniz Göktaş mı? CHP’li belediyelere yapılanları yazmaya satırlar yetmez.

Kısaca birkaçı hariç bulundukları belediye sınırlarında halka hizmet için kurumlardan bağış toplayan 31 CHP’li belediye başkanı demir parmaklıklar arkasında.

SPORUN DA TADI YOK

Muhammed Salah’ın Trabzonspor’a transferi için 30 milyon liralık forma satın alan Trabzon Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç icraatıyla gurur duyuyor, her yerde gerine gerine anlatıyor. Eskişehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Erling Haaland’ın transferi için 30 milyon liralık Eskişehirspor forması satın alsa zindan zindan dolaşır. Cebinden de verse dolaşır, iş insanlarından toplasa da. Neden, çünkü CHP’li.

Galatasaray yazsam bin türlü, son 4 senenin şampiyonunun taraftarı kadar mutsuzu yok. Destek yerine herkes komplo teorileri peşinde kendini perişan ediyor; bekleyin kardeşim mayısı. 

GELELİM KONUMUZA

Başka bin şey bulurum ama yeter bu kadar, adaşıma döneyim.

Piyasaya çıktığı günden bu yana severek dinlerim. Özel hayatı beni zerre ilgilendirmiyor. Bana ne kumarından, bana ne içip içip abuk sabuk konuşmalarından; zararı kendine.

1994’de “Karabiberim” ile patladı. Yaşı yetenlerden hangimiz konuşmadık kızın göbeğinden yediği zeytini. 

Sayısız bestesini okumayan ünlü kalmadı. Hâlâ kaskas yapanlar, “Ben Serdar Ortaç dinlemiyorum, ay çok banal” falan diyorlar ama düğünde nişanda iki duble parlatan soluğu pistte alıyor. 

Kim ne derse desin son 30 yıla damga vuran bir isim, zevk alarak dinliyorum. Hele hele araba kullanırken gerilen sinirlerimi en iyi adaşım gevşetiyor.

Sayısız melanetle karşılaştığımız son 30 yılda başımıza gelen güzel şeylerden biri Serdar Ortaç. Yaşarken hakkında güzel şeyler yazabildiğim için de çok memnunum.

Şimdi işi gücü bırakın, patlatın bir Serdar Ortaç parçası; tavsiyem çağımızı çok iyi betimleyen, “Binlerce dansöz var”.

Yatay zeka

Biz butlanla, bin yılla yargılanana bizzat mahkeme  başkanının savunma hakkı vermemesiyle, “Ana muhalefet partisi başkanı da hapise girer mi?”, “Ev kentsel dönüşüme giderse mevcut gelirimle varoşa mı düşerim?”, “O kartı bu karta çarptırsam da bu ay da iflasımı bir ay geciktirsem” gibi sorunlarla uğraşırken elalem yine Ay’a gitti.

Dünya yapay zeka ile çalkalanıyor. O kadar mükemmelini yaptılar ki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) korkudan yeni çıkan bazı versiyonlarının kullanımını yasakladı.

İyi niyetle kullanılmayacağı aşikâr olan bu lanet şey insan ömrünü baz alırsak bırak yaşı, henüz adamın kadını yemeğe çıkardığı aşamada.

Değil 5-10 yıl sonrası ertesi gün başımıza büyük bir bela açmayacağının garantisi yok.

BELEDİYEDE TANIDIK ARAR

Kafatasının içinde ceviz kadar beyni olan biri yapay zekanın terör saldırıları düzenlemesine, dinmeyen savaşlara yol açmasına, nükleer felaketler üretmesine bugünün problemi olmasa da elbette endişelenir. An itibarıyla en çok, “İşimi elimden alır mı?” sorusu insanları bunaltıyor.

Fakat bu bizim problemimiz değil, illüstratör Onur Bolat’ın yazının görselinde kullandığım harika karikatürü kadar yakınız yapay zekaya, yatayı yeterli oluyor hepiciğimize.

Mesela konuyu Cem Yılmaz, “Yapay zeka Türkiye’ye gelse belediyede tanıdık arar” diyerek mükemmel özetlemiş. Bence komedyenlerin yapay zekadan korkmasına gerek yok, espriyi anlayamayanlara dikkat etsinler yeter.

KARANLIK FABRİKA

Norveç silah sanayisinde çok ileri bir ülke.  ABD dahil olmak üzere tüm dünyaya gelişmiş füze sistemleri, hava savunma sistemleri, uzaktan komutalı silah kuleleri ve mühimmatlar satıyor.

Kongsberg Gruppen ve Nammo gibi küresel şirketlere sahip. Ve Norveç; Çin, Japonya, Almanya ve ABD ile beraber en fazla karanlık fabrikaya sahip olan ülkelerin başında geliyor.

Nedir karanlık fabrika?

Arıza halinde müdahale etmek için içinde sadece  birkaç insanın bulunduğu üretimhane. Karanlık denmesi karanlık işler çevrildiği için değil, her şey otonom olduğu için ışıklandırma sistemine ihtiyaç duymamasından kaynaklanıyor.

50 futbol sahası büyüklüğünde, tek bir lambanın yanmadığı zifiri karanlık bir fabrikanın kapısından sıram sıram füzelerin çıktığını düşünün.

BÜZÜĞE SU KAÇAR MI!

Anlaşılacağı gibi yapay zeka Norveç işçileri için bir tehdit olmaktan çıkmış, resmen içlerinden geçmiş. Buna rağmen halkın yüzde 70’i istihdam edilmiş, bizim oranımız 48.5.

Hiçbir Norveçli üniversite öğrencisinin, mezun olduktan sonra iş bulamam endişesiyle bunalıma girdiğini düşünmüyorum, Türkiye’de bu oran korkunç! 

Sonuç olarak korkmamız gereken yapay zeka değil, “Taharetlenirken büzüğe su kaçarsa oruç kaçar” diyenleri yükselten zihniyet.

Figüranların figüranları

Sabah sabah altıma işiyordum gülmekten. AKP’nin atamasıyla CHP’nin başına geçtiklerini sanan butlan sürüsü rozet takma törenine parasını ödeyerek 20 minibüs figüran getirtmiş🤣

Öncelikle haberi kepçeleyen Birgün Gazetesi muhabiri Ebru Çelik‘i yürekten tebrik ediyorum. Ortaya çıkmaması imkansız, sadece düşük IQ’lu bir beynin düşünebileceği organizasyonu tam da içlerine sızarak çökertmiş. 

Bu zevat o kadar kalitesiz ki rezil olduklarının bile farkında değiller ya da yüzsüz. Yani ya kalitesizler ya da yüzsüzler. Hâlâ ortalarda dolaşıyorlar, konuşabiliyorlar ve sosyal medya hesaplarından ahkâm kesebiliyorlar. Yemin ediyorum bu tiplerin anaları babaları, eşleri çocukları, komşuları akrabaları tiksintiyle bakıyorlardır yüzlerine.

BÜLBÜL GİBİ ÖTMÜŞLER

Detay bilmeyenler için anlatayım…

Dün butlancılar CHP’ye yeni üye olanlar için rozet töreni düzenlediler. Yoğun katılım (🤣🤣🤣) nedeniyle töreni İstanbul Sarıyer Ayazağa’da bulunan Rauf Denktaş Kültür Merkezi’ne taşıdıklarını açıkladılar. Töreni takip eden gazeteciler katılımcıların profillerinden işkillenip konuşmaya başlayınca olayın iç yüzü ortaya çıkmış. Kalabalık görünmek için cast ajansından yevmiyesi 950 liraya figüran çağırmış butlancılar. Gazeteciler konuşturmaya başlamış figüranları, onlar da bülbül gibi ötmüşler Butlancılar duruma uyanınca figüranları salona sokarak koparmışlar gazetecilerle olan bağlarını. Fakat cin şişeden çıkmış bir kere, rezilliklerine bir yenisini eklemiş oldu asrın şekilsizleri. 

HABERİN GÖBEĞİNDEKİ HABERCİ

Bu arada haberi yalanlamaya falan kalkmış butlancılar fakat gazetecilerden biri de cast ajansıyla gelmiş zaten rozet takma törenine. Haberci tam da haberin göbeğinde kaşeli haber yapıyor. 

Rezil rüsvalar suç duyurusunda falan bulunmuşlar ama nafile, çok kötü çuvallamışlar. Cast ajansı marifetiyle rozet törenine sızan gazeteci Ebru Çelik yukarıdaki fotoğrafın tam ortasındaki kızıl saçlı kadın. Tam arkasındaki siyah ceketli, güneş gözlüğünü tişörtüne asmış artist kılıklı figüranın ise geçtiğimiz günlerde Songül Karlı’nın sabah programına aynı cast ajansıyla katılan figüran olduğu da ortaya çıkmış.

AYRANIN YOK İÇMEYE…

Sonuçta direnmenin alemi yok, geri dönüş yok. Bir toplantıya katılacak 400 kişin yoksa nasıl dikileceksin sen AKP’nin karşısına seçimde. Pusuladaki 6 oka güveniyorsan o kadar cahil CHP’li bulamazsın. Olsa olsa hasta, bunak, butlan anası babası falan basar 6 oka. Bu beceriksizlikle onları da kaybedecek evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu ve goygoy arkadaşları.

Yerlerinde olsam bir günah keçisi bulur, “Kimsenin haberi yok, işgüzarlık yapmış falan arkadaşımız. Herkesten özür diliyoruz” der, en azından CHP’nin şerefini temizlerdim.

NOT: Birgün Gazetesi açıklama yapmış ve haberin doğru olduğunu, muhabirlerinin sonuna kadar arkasında olduklarını ifade etmişler. Muhabirlerinin de cast ajansının vereceği 950 lirayı almayacağını sözlerine eklemişler.

Bence alsınlar o parayı bir gecede lider olan Özgür Özel’in kurduğu yeni partiye bağışlasınlar😊

Sahte hakim gerçek vali

Ekonomi bozuk mu; ne bozuğu dibin de dibini gördü, bir ilerisi dükkanı kapatıp köye dönmek.

Adalet sistemi bozuk mu; düz vatandaş çatır çatır güçlülerin kollandığını düşünüyor. İşin siyasi bölümüne hiç girmeyelim.

Sokaklar bozuk mu; Teksas gibi, silah sesi duyulmayan gece yok. Bayağı bayağı çeteler var her mahallede, her türlü suç için fiyat listesi bile düzenlemişler. İnsanlar çocuklarını okula gönderirken bile diken üzerindeler.

Spor işleri bozuk mu; vallahi felaket. Bahis, mafya, şike, tehdit, küfür kıyamet. Federasyonların başlarındakilere bakınca tüyleri dikiliyor insanın. Mesela futbolu zamanında yönetimini beğenmediği için stadında hakemi rehin alan bir tip yönetiyor, korkunç!

Eğitim bozuk mu; her saniye felakete doğru gidiyor. Otobüs uçuruma doğru son hız gitmiyor, uçurumdan düştük. İçinde biz varız, çocuklarımız var ve zemine yapışacağımız anı bekliyoruz. Milli Eğitim Bakanı, Kurtuluş Savaşı’ndan bile rahatsız olacak kadar rahatsız bir tip. 

AHLAK ÇÖKTÜ AHLAK

Kısaca tüm hatlarımızla bozulduk son çeyrek asırda ama en çok da ahlaken çöktük. Tutan tuttuğunu öpüyor ve çok normal karşılanıyor. Günde en aşağı iki dolandırıcı telefonumu çaldırıp şansını deniyor. Hadi onlar yasa dışı, yasal dolandırıcılarımız da var! Dünyanın en yavaş internetini en pahalıya kakalıyorlar mesela tüm sağlayıcılar el ele verip. Tesisatçı, boyacı, klimacı, sinek telci vs. hepsinin gözü kulağımızın arkasında.

Dün gece ONLAR‘da Murat Ağırel‘den duydum, izlemeyenler için linki şöyle bırakıyorum…

https://www.youtube.com/live/EutNEYMHL3k?si=gGhNA7-eeZ8pka_P

Oğlunun bir cinayete karıştığı iddia edilen Tunceli eski valisinin deşildikçe tuhaf marifetleri ortaya çıkmış.

Haluk Levent dosyası her geçen gün büyüyor. İnanılmaz detaylar var.

Türlü türlü konuları ele alıp incelemiş Murat Ağırel ama bir dosyası var kiiii, gece gece çenem düştü izleyince. Hem güldüm hem kızdım hem de dehşete kapıldım.

GÜLER MİSİN AĞLAR MISIN!

Adamın biri sadece cüppe edinerek hakim ilan etmiş kendini. “Ver parayı kurtarayım seni davadan” usulüyle yakaladığını öpmüş. Geçtiğimiz günlerde de kepçelenmiş. Jandarma sahte hakimi almak için evine gidince komedi başlamış.

Adamın karısı tıp doktoru ve kocasını hakim sanıyor, keza komşular da öyle.

Sanıyorlar ki jandarma kılığında adamlar geldi memleketin hakimini kaçırıyorlar. Hemen polisi aramışlar, “Yetişin, hakim komşuyu kaçırıyorlar” diye. Polis hemen vaziyet ediyor ve jandarmayla kısa bir görüşmeden sonra işin aslı ortaya çıkıyor.

Komşular şok, yıllardır “Hakim Bey” dedikleri adamın dolandırıcı olduğunu öğreniyorlar.

Ama esas trajikomik olan yıllardır bir hakimle yatağa girdiğini sanan kadıncağızın durumu.

Filmlerde görüyoruz da, “Hassstir lan olur mu böyle şey” deyip basıveriyoruz stop tuşuna.

Yok mu şöyle fiyakalı bir tuş bizzat figüranlığını yaptığımız filmi durduracak!

Mutlak şapşallık

Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına AKP yargısıyla atandığı ilk gün yazmışım “Bayram müjdesi benden” başlığı altında; “Ne kadar da haklı çıktım” diye sınırsızca öveyim kendimi🤣

Özetle şöyle demişim…

“AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan tahtından iniyor. 

Nereden mi çıkardım, kanka olarak evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçti de ondan. Şimdiye kadar girdiği tüm seçimleri kaybetmiş birini yol arkadaşı yaparsan hüsranla oturursun. Tam 13 seçim kaybetmiş evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu. 14’üncüyü yüklüyor şimdi kariyerine.”

Daha 14’üncüye ulaşamadan patladı şambrel. Kendi kapasitesindeki yol arkadaşlarıyla tepetaklak yuvarlanıyor evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu itibarsızlık uçurumunun dibine. 

BİR MANİNİZ YOKSA🤣🤣🤣

“Tepkilerden sokağa çıkacak hâlleri yok” diyenleri yanlışlamak için sokak gezileri düzenliyorlar. Mutlaka bu organizasyonu yapan bir ekip vardır. Ne diyeyim, dur dur bir şey demeyeyim; bedava komedi hizmeti.

İlk kim kepçeledi haberi bilmiyorum ama ben son zamanlarda çok iyi işler yapan ONLAR’da (Şule Aydın, Timur Soykan, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Murat Ağırel’den kurulu ekip) izledim dün gece.

Efendim evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu sürpriz esnaf ziyareti yapacak sözde, tamamen tiyatro. Bir dükkana giriyor senaryo gereği, bir itibar bir ihtimam. Kendisine fayansa işlenmiş portresi falan hediye ediliyor sürpriz ziyarette!

Olası tepkilerde, “Hain Kemal” tezahüratını bastırmak için davulcu zurnacı getirmişler yanlarında🤣

BİTMEDİİİİİİİ…

Portreyi hediye eden esnaf Özlem Şenel’in sıkı bir AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan hayranı olduğunu ortaya çıkarmış acar gazeteci kardeşlerim. Evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’yla verdiği pozun aynısını AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’la da vermiş (Yazının görselini de Birgün Gazetesi’nden kırptırdım😊). 

Mevcut cumhurbaşlanını öven, bir sonrakini yeren sosyal medya mesajları var. 

CHP’lilerin gaz yemesiyle dalga geçen paylaşımları var. Belli ki kadın birilerinin gaz yemesinden haz alıyor. Ulan o gazı Marslı bir teyze gelip yese benim yüreğim burkulur, ne cins insanlar var yaa.

Neyse sürpriz esnaf ziyareti komedisi bu kadar.

GERİ TEPEN SİLAH

Bunları ben görüyorum ülkeyi ve muhalefet dahil her şeyi yönetmeye gayret edenler görmüyor mu sanıyorsunuz. Evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu ve saz arkadaşlarının bu kadar fos çıkacağını tahmin etmemişlerdir herhalde. “Karpuzun sapı bile değilmiş ulan” diye düşünmüyorlarsa ne olayım🤣

Sonuç olarak son zamanlarda ne yaptılarsa olmadı. AKP kan kaybetmeye devam ediyor, kaçınılmaz sonun paniğiyle yapılan her hamle ters tepti.

Bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’nu esir aldılar, 15 milyon insan 3-5 saat sonra destek için sokaklarda adaylık rozetini taktı; adamı kahraman yaptılar.

ASRIN HATASI!

CHP’li belediyelere saldırıyorlar, yatak odalarına bile daldılar, ölmüş adama iftira atacak kadar alçaldılar. Artık kimse CHP’li belediyelerde hırsızlık yapıldığını düşünmüyor, “Yargı eliyle siyasi hamle” olarak görüyor operasyonları seçmen; bir vitaminsiz hariç🤣

Bir gecede lider olan Özgür Özel’i bir gecede lider yapan yine AKP aklı oldu. Sertleştikçe iktidar, muhalefet yükseldi. Şimdi sıranın bir gecede lider olan Özgür Özel’e geleceği söylentilerini yayıyorlar aparatlarla. Yalama ve yalamaya teşne basının canına minnet zaten lapin gibi atlamak böyle bir hikâyeye.

Çubuklular galeyandan erik dalı oynuyorlar stüdyodaki dev ekranlar önünde.

Bir gecede lider olan Özgür Özel’in özgürlüğüne dokunmak iktidar adına bence asrın hatası olur.

“Asrın hatası” demişken Serdar Ortaç yazmak istiyorum en kısa zamanda. Yok yok bir şey olmadı, seviyorum adaşımı o kadar.

Antenin kopsun TRT

Öncekilere göre sönük geçtiğini sandığımız bir Dünya Kupası’nı geride bıraktık. Maçların kalitesini, hakemlerin itliklerini bir yana bırakırsak bence gelmiş geçmiş en eğlenceli Dünya Kupası’ydı 2026. Final maçı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın FIFA Başkanı Gianni İnfantino’nun elinden kupayı kapıp İspanya kaptanı Rodri’ye vermesi, sonra da podyumdan inmeyip dans etmeye yeltenmesi, İnfantino’nun çekiştire çekiştire Trump’ı zorla kenara çekmesi, tebrik için elini uzattığında bazı İspanyol futbolcuların zıııt Erenköy yapması bile yeterdi.

2022’de Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani’nin kupayı Arjantin kaptanı Messi’ye vermesini görgüsüzlük olarak değerlendirmiştik ama deveden büyük fil var, Trump görgüsüzlükte çıtayı bir daha kimsenin ulaşamayacağı noktaya çaktı.

GELELİM TRT’YE

Trump çok eğlenceli, bol malzemos bir tip ama aynı derecede de çok kötü. Onu ecelinin aceleciliğine bırakıp konumuza dönelim.

Ne yazık ki TRT’nin bağnazlığı yüzünden eğlencenin büyük bölümünü kaçırdık. Yukarıda anlattıklarımın büyük bölümünü başka ülke kanallarından izledim; ya da youtube, instagram gibi sosyal medya platformlarından.

TRT’nin parasını biz veriyoruz. Satın aldığınız her televizyon, radyo, telefon, bilgisayar, tablet hatta otomobilden TRT pay alıyor. Sonra da çılgın gibi reklam izletiyor bize. Başlar ve sonlar televizyondan maç izleyenler için en ilgi çeken anlardır. Başlarken oyuncuların suratına bakar profesyonel izleyici, sonunda da sevinç ya da üzüntüsüne. TRT o bölümleri reklamla dolduruyor; hakemin başlama düdüğüyle kesilen reklamlar devre ve maç sonu düdükleriyle geri geliyor. Parasını peşin ödedik kardeşim, o reklamları almaya hakkın yok senin. Ligimizi yayımlayan Katar’lı meslektaşların bile senden daha insaflı.

DİKKAT MEME ÇIKABİLİR

İşin bir de örümcek kafalılık ayağı var. Maç önü, maç ardı pek yayın yapmak istemiyor TRT. 2024 Paris Olimpiyatları açılışında drag queen’lere (Abartılı kadın kılığındaki sakallı adamlar) yakalanan TRT ne yazık ki artık spor müsabakalarının şov bölümlerine soğuk bakıyor, hatta hiç bakmıyor.

Çünkü sanıyor ki TRT’yi yönetenler; ekranda drug queen’leri görür görmez eteği çekiverip kıçımıza atacağız kendimizi sokağa!

Mesela dünkü finalin devre arası yarım saate çıkarıldı. Çünkü Madonna, Shakira, Jusstin Bieber ve BTS birer şarkı söylediler. TRT bu şovu vermedi bir yerden meme çıkar falan diye.

Bu kafayla devre arası şovu ıskaladık, çağı da kaçırıyoruz mantıksız bağnazlıklarla haberimiz olsun.

SAMBACI KARNAVAL KIZLARI

Mbappe iki dünya kupası gol kralı olan ilk futbolcu olmuş, güzel.

Ronaldo ve Messi de attıklatı gollerle çeşitli rekorların sahibi olmuşlar, güzel.

Arjantinli futbolcuların Trump hayranlığı ve abartılı çirkeflikleri nefret oluşturdu, güzel.

500 bin nüfuslu Yeşil Burun Adaları oynadığı futbol ve aldığı sonuçlarla şampiyon İspanya’dan daha fazla takdir topladı, güzel.

İngiltere üçüncülük maçında şampiyonanın favorisi Fransa’yı 6-4 mağlup etti, güzel.

Fas gibi, Mısır gibi, İsviçre, Belçika gibi ülkelerin futbollarının yükselişini izledik, güzel.

Hakemlerin Messi ve arkadaşlarını çatır çatır kolladıklarını izledik, güzel.

Millilerimizin olabilecek en çabuk şekilde turnuvadan elendiğine şahit olduk, hiç güzel değildi.

Ama ben binlerce kilometre yol yapıp takımlarını destekleyen taraftarların şovlarını da görmek isterdim. Çocukluğumda maç öncesinde karnaval kıyafetleriyle takımlarını destekleyen Brezilyalı kızları hatırlıyorum. O zaman TRT’den başka kanal yoktu, bu kadar bağnazlık da.

İleri gideceğimize geri gidiyoruz, umarım bir yerde bir sonu vardır.

Turbun büyüğü

Aslında yazının başlığını “Cambaza bak” diye düşündüm ama son zamanlarda çok kullandığım için vaz geçtim. Turplu başlık da kullanmıştım ama yapacak bir şey yok, ülke aynı ülke arsızlar aynı arsız mallar aynı mal. 

Ahbap bugünlerde gündem, sağır sultan bile duymuş Haluk Levent’in nasıl götürdüğünü konuşuyor. Yok ondan 20 milyon dolar borç almış yok bundan 40 daire almış öbürünün kıçından donunu istemiş; herkes de sorgusuz sualsiz teslim etmiş ahbapçıya. Akıl var mantık var, ulan insan babasının oğluna teslim etmez bu kadar parayı kayıtsız mayıtsız. Tapu dairelerinde görüyoruz imzaların nasıl simültane atıldığını. Parayı hesapta görmeden kimse satış sözlemesini imzalamıyor, satıcıyı da elinde kalemle karşısında görmeyen parayı göndermiyor. Akçeli işler hassastır, kardeşi kardeşe, eşi eşe kırdırtır vallahi.

Var bu işin içinde başka bir iş, rengi de kara! 

CAMBAZA BAK😊

Ben artık gündemi şaşırtmak için bu operasyonların teker teker yapıldığından adım gibi eminim. Aslında ülkenin sorunu ekonomik, millet açlıktan kırılıyor. Birinin 120 bin lira maaşla işe girdiğini duyarsanız, “Vay helal olsun, yırtmış çocuk” dersiniz değil mi! Halbuki o çocuğun ailesi varsa bildiğin yoksul. Vallahi de billahi de ben uydurmuyorum, Pinokyo TÜİK açıklıyor bu rakamı her ay, ya da onaylıyor. Ailesi yoksa, tek tabancaysa idare eder ama ne ev alabilme hayali kurabilir kazancıyla ne de araba. 

Yani görünüşte iyi kazanan bile yoksul anasını satayım memlekette. Ya emekli, ya asgari ücretli, ya işsiz ne yapsın; yaşasaydı Victor Hugo’ya malzeme olurlardı o kadar.

Kimse ülkenin içinde bulunduğu sefaleti konuşmasın diye her hafta yeni bir oyalanacak gündem yaratıyorlar.

Mesela yazıyı yazmaya başladığımda hür olan şarkıcı Sıla, oyuncu Levent Üzümcü ve dağ kaplanı Nasuh Mahruki çeşitli bahanelerle gözaltına alındılar az önce, birkaç günü daha idare ederler bence.

İşin pis tarafı feci alıştık bu gözaltılara. Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner’in gözaltısı haber bile olmadı neredeyse. Görünürde çocuğun tek suçu çöp toplama ihalesini 4 milyon daha az para isteyen bir şirkete vermek. Menfaati bozulan eski şirketin sahibinin iddialarından başka bir şey yok ortada ama aldılar içeri işte seçilmiş başkanı.

Hadi ben malım, yiyorum cambaza bak numarasını ama ülkeyi kurtarma iddiasındakiler de hamuduyla yutuyor be kardeşim önlerine konan ot öbeğini.

Vasat zekaya bile teslim oluyorsak milletçe işimiz çok zor.

UTANMA EVDE DERS ÇALIŞIYOR

Hırsızların çaldıkları rakamları duyunca aklımız yerinden oynuyor. “20 milyon dolar borç verdim” diyor mesela biri. 1 milyar lira ediyor neredeyse, rakamla yazayım da aklınızda kalsın meblanın büyüklüğü; 1 000 000 000 Türk Lirası.

Bu parayla tam 400 adet yerli ve milli araba alabilirsiniz, 50 milyon simit, 12 milyon litre süt, 1.5 milyon kilo orta kalite kıyma, 730 bin 70’lik Yeni Rakı alırsınız. Anlayacağımız rakamlar çok büyük ama elden ele çerez parası gibi trafiksiz dolaşıyor.

Benim bu ahbap hikayesinden anladığım iki şey var.

1) Dev paralar devlet bankaları aracılığıyla fıldır fıldır dolaşmış ancak yetkililer görmemişler. Ulan adam 1 milyar liralık bahis yapmış, kimsenin aklına gelmedi mi bi bakmak o kadar parayı basan hesaba. Buram buram daha güçlü yerlerden yardımsız olmaz kokusu var havada.

2) Haluk Levent sorgusunda, “Süleyman Soylu da…” dediği an, “Şişşşt sus bakayım ne alakası var bizim sana sorduklarımızla” diyerek ağzını Japon yapıştırıcısıyla mühürlemişler.

Akıl alacak gibi değil, “AKP’liyse mutlaka aktır” mantığıyla işlerini yapanlara ya Haluk Levent, “Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel de işin içindeydi” deseydi ne yapacaklardı; serbest bırakacaklardı Haluk Levent’i büyük ihtimal. Çamaşır makinasının bu şekilde çalıştığını anlayamadık mı daha!

Gerçekten utanma evde ders çalışıyor! 

BÜYÜK TURP BÖYLE OLUR

Ha bir de 2014-18 yılları arası Irak’tan usulsüz petrol alıp satan bir şirket var. Sahibi falan karışık ama belli ki dokunulmazlara çok yakın kişilerin operasyonu. Irak, “Bizi dolandırdılar” diye şikayet etmiş, 1 milyar 471 milyon dolar cezayı onamış Paris İstinaf Mahkemesi. Faizi bile Haluk Levent dosyasında dönen parayı küçük cebinden çıkarır.

Biraz önceki hesabı hatırlarsak burada ülkemize yazılan cezanın faizi hariç, ana parasıyla 3 milyar 457 milyon tane simit alınır.

İşte turbun büyüğü böyle oluyor, “Irak’la yeni sözleşme yaptık” diyerek kapatmaya çalışıyorlar garabeti ama kazın ayağı öyle değil ki be kardeşim. Irak senin ödeyeceğin cezayı affetmiyor, başka yolla tahsil ediyor.

Mangalda kül bırakmayan adaletin çalışıp o kadar parayı kanunsuz kazananlardan söke söke alması gerek ama neeerdee.

Nato kafa nato mermer SON

Umarım son olur çünkü kazdıkça ölü sayısının arttığı helikopterin mezarlığa düştüğü fıkradaki gibi; bitmiyor NATO zirvesi tuhaflıkları. 

Önce başlıktaki deyim ne anlama geliyor ona bir bakalım, sonra görgüsüzlüğün resmini çizenleri anlatalım.

– Bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kökeni Osmanlı döneminde konuşulan Rumcaya dayanır. Yunanca/Rumca “Ná to kefalí, náto mármaro” (İşte kafa, işte mermer) ifadesinin zamanla Türkçeleşerek dilimize yerleştiği kabul edilir. Mermer gibi sert ve şekil almaz bir kafayı sembolize eder.

KANKAYA GEL KANKAYA

Bütün yalama ve yalamaya teşne basın İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir‘in AK Saray’a hayran kaldığını yazdı çizdi. AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ı örnek alacağını söyleyenler oldu. İmam öksürünce kusmaya başlayan trol ahali kadının kapanıp müslüman olacağını bile uydurdu.

Bu kadar ezik, bu kadar kompleksli bir zihniyet düşünemiyorum. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, “Türkiye’yi çok seviyorum, Erdoğan harika bir lider vs.” diyerek Türkiye’nin lehine hiçbir karar almıyor. Parasını ödediğimiz F35’lere kesik attı, yerli ve milli uçağımız Kaan’a takılacak motorları satmıyor. Elinde olsa şalteri indirecek vanayı kapatacak ama sorsan kankamız.

Olmaz olsun böyle kanka olmaz olsun böyle pış pış. 

GELELİM İZLANDA’YA

Türkiye’nin çeyreğinin yarısı kadar (100 bin kilometrekare) yüzölçüme, 250’de birimiz (360 bin) kadar da nüfusa sahip. Yani 2.5 Konya kadar toprağı var Rize kadar da nüfusu. Kilometrekareye en az insan düşen ülkelerden biri. Yani kısır yapıp hava atmaya kalksan yedirecek komşu bulamayacağın kadar az insanın yaşadığı bir coğrafya.

İtibar ölçütleri ise halkın refahı, saray değil. Kız ondan şaşırmıştır, “Ulan benim evim bunun yanında kuş yuvası gibi kalıyor. Kişi başı yıllık gelirimiz 110 bin dolar, Türkler’inki 20 bin dolar bile değilken şu sarayı neleriyle yapmışlar acaba” diye hayrete düşmüştür olsa olsa.

Biz de, “Bizi çok beğendi zahir” diye bir tek istemeye gitmediğimiz kaldı.

SIKINTILI HEDİYE!

Zirve bitti, kimine hava attığımız kimine sonsuz sadakatlerimizi sunduğumuz liderleri uğurladık uğurlamasına ama yolluk olarak tamamına eziyet hediye ettik. 

Mühimmatıyla beraber tabanca vermişiz her bir lidere. Çoğu konsolosluklarına bırakmış, götürenler ateşleme mekanizmasını bozarak almışlar uçaklarına. Belçika Başbakanı Bart De Wever neredeyse tutuklanacaktı. “Lokum mokum vardır içinde” diye açmadan atmışlar bagaja. Ülkeye girişte polis teşhis etmiş tabancayı ve el koymuş. Derdini anlattıktan sonra salmışlar sabiyi.

Bağımsız demokrasi böyle bir şey, kanunların belirlediği çizgiyi geçtiğin an herkes eşit oluyor; başbakan maşbakan tanımıyor sistem. 

Tersi olsaydı da hediye tabancayla sıka sıka girse ülkeye AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan, omuzlara alıp AK Saray’a kadar götürmezsek ne olayım. 

Nato kafa nato mermer III

Evet bu başlığı sevdiğimi söylemiştim katil, sapık ve savaş meraklıları gitti ama yaptıkları bize kaldı.

Her zamanki gibi diğer natolu başlıklı yazıları okumayanlar için başlıktaki lafın ne anlama geldiğine bakalım…

– Bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kökeni Osmanlı döneminde konuşulan Rumcaya dayanır. Yunanca/Rumca “Ná to kefalí, náto mármaro” (İşte kafa, işte mermer) ifadesinin zamanla Türkçeleşerek dilimize yerleştiği kabul edilir. Mermer gibi sert ve şekil almaz bir kafayı sembolize eder.

KURTLU BİR KEK BİLE YOK

Bütünü bir tiyatro sahnesinden daha gerçekçi değil. AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan istiyor ki bütün dünya Türkler’in onu çok sevdiğini sansın. Bu sebeple ne kadar sevmeyeni varsa NATO’cuların görüş alanından çıkardı. 70’e 30 geridedir tahminim. O 30’un 25’i de menfaatleri sona erdiğinde tanımazlar bile. Neyse bu bizim derdimiz değil.

Gelelim asıl konuya…

Kısır günü yapan titiz ev kadınlarını kıskandıracak hazırlıklarla başımızın üzerinde dolaştırdığımız tipler değil bir kutu baklava, kurtlu bir kek bile getirmemişler.

TRUMP’IN KAFA KIYAK

Hasta ruhlu Donald Trump’ın parasını yıllar önce ödediğimiz F 35’leri vereceğinden çok umutluyduk, kol saati bile alamadık. Bir ara “Kendi yaptığımız uçakların motorlarını verecek” falan köpürttü yalama ve yalamaya teşne basın ama oradan da kol saati çıktı.

Adam kafa buluyor herkesle, uçmuş aklıyla; İran’a Japonya falan diyor. İşte o kafayla ağzına ne geliyorsa söylüyor ama hep bizi övdüğünü düşünüyoruz.

1.5 metreden hâllice Meloni (İtalya Başbakanı) bile ağzının payını veriverdi ama biz heyet halinde hayran hayran izledik manyağı. Kapıyı çekip gitti, arkasından bakarken elimizde ne F 35, ne Kaan’ın motoru vardı. Yedirdiğimiz Rize simitleri boğazında kalır inşallah.

İTİBARDA SINIR YOK!

Size bir de sır vereyim, sayısız uçağı, sarayı olan AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın artık bir de havaalanı var. Air Force One insin diye yapıldı ama bir daha ne zaman gelir Allah bilir. Kendine ait havaalanı olan tek lider oldu, şahlanış devam diyor ama bu konunun da bizle ilgisi yok.

Neticede evinden çıkarken bile izin almak zorunda olan Ankaralı’nın çilesi bitti. Metafor değil, televizyonda gördüm. Adam evinin sokak kapısını içeriden çalıyor, polis açıyor dışarıdan, “Nereye?” falan diye soruyor, “İşe gidecektim” diyor Ankaralı; salıyorlar dışarı adamı. Neymiş Macron koşabilirmiş saatler içinde.

NURAY ÖĞRETMEN

Kayınvalidemi kaybettim, çok üzgünüm. Tek kırıcı laf duymadım ağzından; kendim için değil, kimse hakkında kötü bir laf duymadım. İdare ederdi herkesi, 50-60 yıl önce okuttuğu öğrencileri arar, sorar, el öpmeye gelirlerdi. Müthiş bir zenginlik düşününce, n’apayım hanı hamamı; insanların sevgisini kazanabilmek fâni dünyanın en büyük zenginliği.

Tam bir Cumhuriyet öğretmeniydi, açık başıyla beş vakit namazındaydı. Sadece bilmesi gerekenler bilirdi namaz kıldığını, gösterişi utanılacak bir şey olarak görürdü. Cennet onunla çok daha güzel bir mekan olmuştur, yolun açık olsun anneciğim.