Baktım, bu tonlarca ağırlıktaki laf kimseye ait değil. Çok kişi kullanmış ama ilk sahibi belli değil; bildiğimiz anonim bir özlü söz.
En bilinen ilk kullanımında bile net bu şekilde dillendirilmemiş. Hikayede, bir astroitte yaşayan Küçük Prens’ten bile ön plandaki tilki kitabın da ana fikrini şu sözleriyle verir, “İnsan ancak kalbiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.”
Sonra evrilmiş, binlerce harf işçisinin parmaklarından başlıktaki haliyle sağdan sola savrulmuş. Her biri değişik hikayelere hamur yapmış, sıklıkla aşk için yoğrulmuş.
Biçilmiş kaftan gönül ilişkilerini tarif için bu üç kelime. Aşkta beyin çalışsaydı Jül Sezar, Kleopatra’ya aşık olmaz, öldükten sonra da nöbeti Marcus Antonius devralmazdı. Tarihin en büyük aşkına stratejik gözle bakanlar da var ama ben kalplerin dansı olduğundan eminim.
GELELİM KONUMUZA
Ülke yanarken size tarihi aşklardan falan bahsedecek kadar Ertuğrul Özkök değilim.
Tam 24.5 milyar dolar çarpmışlar foncular, neredeyse fondip yapacaklarmış memleketi fonzip ayağına!
Tamamı mütedeyyin, tamamı AKP’nin ülkeye hediye ettiği şahıslar, tamamı yerli ve milli, tamamı Allah ve Peygamber’i dillerinden düşürmüyor. En azından aylardır (On ay önce bizzat ekonomi bakanı pısırık bir açıklamayla durumu anlatmaya çalışmıştı) yol verildiğine göre bu fondipçilere, CHP’ye yakın olmadıkları aşikâr.
Öyle büyük ki deve olan para, ülkedeki tüm belediyeler yolsuzluk yapsa kasadan çeyreği bile eksilmeyecek; bilmem anlatabildim mi!
Mayoya bulaşan zift gibi yapışmışlar milletin cebine; para etse iliklerini de emecekler kendini kurnaz sanan vatandaşların.
OH OLSUN DİYECEĞİM AMMA!
Be kardeşim ayda yüzde 10 kazanmak ne demek, hiç mi izan yok sizde. Oh olsun diyeceğim ama ucu her zamanki gibi yine bize saplandı. 17 Eylül günü 24.5 milyar bölü 86 milyon dolar ekstra borç yüklendi hepimizin sırtına. Adam başı 14 bin lira ödeyecek ve fon faciasını yine biz sübvanse edeceğiz.
Şaaaak diye ödemeyeceğiz bittabi ki, vergilerle, gereksiz artan akaryakıt fiyatları üzerinden, sofraya koyduğumuz tuzdan-domatesten, bebek mamasından, saç boyasına kadar kuruş kuruş tahsil edecekler.
Sonra, “Ama Almanya’da mazot 150 lira” martavalıyla bir sonraki krize kadar süründürüleceğiz. Kardeş, Almanya’da en düşük asgari ücret de 100 bin lira; onu da desene!
Bir de çok basit bir hesap var; 2002’de asgari ücret 7 çeyrek altın alabiliyorken bugünkü 2.5 taneye anca yetişiyor. Çay simit hikayesini uzmanına bıraktım!
SEVME ORGANLARI NE!
Neticede ülkeyi yönetenlerin hiçbirinin kalpleriyle millete bağlı olduğunu sanmıyorum. Hatta kalpleri olduğundan bile emin değilim. Beyinleriyle seviyorlar bizi diyeceğim ama gidişatta beyin ürünü bir şey de görünmüyor. Sanırım sevmek için başka bir yol buldular!
Kardeşim her geçen gün daha kötüye gittiğimiz gibi her geçen gün bir öncekinden daha kötü bir şey oluyor memlekette.
Eğitimi mahvettiler, cehalet hortladı.
Ekonomiyi mahvettiler, sefalet geldi.
Hukuku mahvettiler, adalet zihinlerden silindi.
Ben artık bizi kalpleriyle seven, kendi gibi düşünmeyenlere nefret dolu gözlerle bakmayan siyasetçiler istiyorum kainattan, çok şey değil.