Aslında soru ekli başlık gazeteciliğin yazılmamış kurallarına göre atılamaz. Sebebini de çok basit izah ederlerdi gerçek gazeteci ağabeylerimiz, “Sen okuru bilgilendirmek için varsın, ona soru soramazsın.”
Ne kadar basit bir mantık değil mi!
O ağabeyler bugün yaşasalardı kendi tabirleriyle, mündecerat karşısında ne yaparlardı, nasıl başlık atarlardı kestiremiyorum.
Birkaç gündür pis bir el böğrümüze dalmış yüreklerimizi sıkıyor. Kaybolmuş çocuklar okul basıp arkadaşlarını katlediyor. Dehşet içinde gelişmeleri takip ederken duyduklarımızla endişe seviyemiz yükseliyor.
Yaşananlar karşısında herkes sütten çıkmış ak kaşık, herkes kendi meşrebinde olmayanı suçluyor.
Yalama basın faili bulmuş; seküler yaşam tarzı!
Yasama gelecek bir araştırma önergesine karşı, “RET” kalkanını kaldırdı bile.
Yürütme, “Siyaset yapmayın, oyarım” diyor.
Yargı çok meşgul, CHP’li belediyeleri kovalıyor!
İstifa ise çoktan unutulmuş bir erdem.
Eeee kim bulacak şimdi sorunun kaynağını, son günlerin bin derde deva ismi İspanya Başbakanı Pedro Sánchez mi!
SON ÇEYREK YÜZYIL
Gelin biraz beyin jimnastiği yapalım…
İki çocuk evdeki silahları kapıp okullarında katliama giriştiler. Bir tanesi yaralayabildi, diğeri maalesef 9 can aldı. Aralarındaki tek fark donanımlarıydı, ikincisinin silahları daha modern ve eğitimini almıştı ne yazık.
İkisi de eylemleri sonu o ya da bu şekilde hayatlarını kaybettiler.
“Katil öldü, dava kapandı, münferit olay bunlar” demek en kibar dille insanlığa sığmaz. Belli ki ülkenin koyu gri ağır havası bu hikayenin başrolünde. Yıllardır tohumları atılan kindar ve dindar nesil meyvelerini veren bir ağaca dönüştü.
Çocuk çeteleri, babalarının forsuyla ağır abicilik oynayan nargileci dar paçalılar, taskafa saç kesimleriyle kimlik arayışındaki varoş delikanlıları, o delikanlıların uydusu olmaya teşne plastik tırnaklı genç kızlar, sıçarken bile videosunu çekip yayımlamaya gayret eden influencer özentileri, masa donatıp, “Şuradaydık” diye instagramda paylaşan yavşaklar, otobüste metroda anıra anıra bağırıp konuştuklarını sanan vitaminsizler, gece 2’de müziği sonuna kadar açıp manitanın sokağında turlayan tüysüzler vs. Tamamı son çeyrek yüzyılın ürünü.
Neredeyse hepsi gelecekten umudu kesmiş ya da bir gün sonra nerede olacağına dair en ufak bir planı yok.
RACONU TEKS WİLLER KESSİN
Eskiden de maganda, zonta vardı ama onların bile bir adap erkânları vardı. Saygı gösterilmesi gereken yerde saygı gösterirler, en azından otobüste minibüste büyüklerine yer verirlerdi. Günümüzde barzo diye nitelendirilenler ise bambaşka; dindarlar mı bilemiyorum ama kindar oldukları çok aşikâr.
Üzerine pandemi mahvetti bu çocukları. Tam koşup oynayacakları, sevgililerinin elini tutup öpüşme hayali kuracakları yaşta eve hapsoldular. Hayırdan çok şer taşıyan teknoloji tüm kötülüğüyle ele geçirdi tazecik ruhları ve bırakmaya da niyeti yok.
Yine bir laf vardır gazeteciler arasında, “Kötü haber iyi haberi kovar” diye. Sanal alemde de farklı olmadı; internetin kötü yüzü cazip geldi bu kuşağa. İntegral çözeceklerine vahşetin çağrısına kaptırdılar kendilerini.
Bir de helikopter analarla poligoncu babalar devreye girince, aşırı yüklenen genç beyinlerin iflasıdır yaşadıklarımız.
Vahşi batının adalet dağıtan çizgi roman kahramanı Teks Willer‘in efsanevi sözüyle bitirelim…
– Bardağı taşıran son damla en suçlu değildir!