Bir halk düşmanı

Hemen aklınıza muzır düşünceler gelmesin.

Dün tiyatroya gittik hanımla. Norveçli yazar Henrik İbsen’in 1882’de yazdığı ve konusu güncelliğini hiç yitirmeyen bir oyununun ismi sadece başlık.

Oyunda sahtekâr politikacı var, yıvışık yalama basın var, politikacıya yalakalık yaparak abat olan iş insanı var, koyun sürüsü cahil çoğunluk var. Bunlara karşın zaman zaman karısının desteğini almakta dahi zorlanan, baskılara direnen, taşlansa bile doğruları söylemekten korkmayan bir karakter de var.

Şehir Tiyatroları adına yakışmayacak özensizlikte sahneye koymuş. Arada çıkıp gidecektik ama yine de sanata ve sanatçıya kıyamadık, izledik sonuna kadar, finalde alkışladık da.

Tiyatro eleştirmeni değilim ama beğenmedim işte oyuncuların performansını. Hiçbir şey bilmesem bile 10’uncu sıradan Katrin Stockmann (Müge Akyamaç) hariç hiçbir sanatçının ne söylediğini anlayamıyorsam ekibin de biraz düşünmesi gerek. Kaldı ki meslek icabı kulaklarım sağır değil bayağı deliktir😊

Neyse, oyun bitti dönüş yolundayım, Göztepe’den Bahçelievler yönüne doğru hususi aracımın içinde seyrediyorum. D 100’den 1. Çevreyolu’na (Boğaziçi Köprüsü’ne giden yol) saptım.

Henüz birkaç kilometre gitmemiştim ki dikiz aynamdan yine o görgüsüzce yanan sönen yüzlerce ışığı fark ettim.

BU KEZ TECRÜBELİYİM AMA! 

Yine diyorum çünkü birkaç yıl önce yine bu mide bulandırıcı ışıklar arkamdayken ve yeri yarıp içine giremediğim için Haliç Köprüsü üzerinde iki motosikletli polis tarafından teröristmişim gibi durdurulup ceza yemiştim!

Tecrübeliyim ya hemen en sağ şeride geçip “Saltanat konvoyuyla yüz göz olmayayım gece gece” dedim. Dedim ama nafile; yol 3 şerit ve bu kez 3 şeridi de kapatmış, kaptırmış geliyorlar.

Yanarlı dönerli konvoyun artık “Viyi viyi viyi” sesleri de ensemde. Görsel ve işitsel olarak tam anlamıyla terörize olmuşken bir anda tüm hayatım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.

“Daha her şey bitmedi lan Serdar” diyerek silkindim ve kendime geldim birkaç saniye içinde.

Alternatiflerimi gözden geçirdim; daha önce denediğim için yeri yarıp içine giremeyeceğimi biliyorum, lisede fizikten hep 4 alıyordum. Yani uçamayacağımı bilecek kadar hâkimim Newton yasalarına. Dursam ezip geçecekler beni Devlet’in yoluna anasının çeyizinden çıkmış muamelesi yapanlar.

“Yenecem lan seni konvoy” diyerek son çare gazı kökledim. O da ne, 20 yıllık Ford oldu lord, yırtınıyorlar ama yakalayamıyorlar beni.

Zevkten dört köşe uçuyorum, bayır aşağı 170’i gördüm. Jammer mammer hız ölçme sinyalleri de işlemiyordur, ceza da yazamazlar. Yazımı referans alıp yeltenirlerse de “Kandırdıııım” diyerek sıyırırım, nasıl olsa teşneler!

MEĞERSE BEN DEĞİLMİŞİM

Tabii ki her güzel şeyin bir sonu var.

Tam o sırada Radyo Nostalji’de Yasemin Kumral, “Bim bam bom çatlasın düşmanlar, benim de artık bir sevgilim var” derken neşem 4’e katlanıyor, uçuyorum. “Almışım saltanatı arkama, tozumu yutturuyorum lan” havasında kostaklanırken kaçtı dev konvoy.

Altunizade ayrımına “Harrrş” diye sapıverdiler.

Kuzu kurdun yol Ford’undu yaşlı olsa da😎

Bir kez daha kazanmıştım.

Kenara çekilsen cezanı kesiyorlar, dursan eziyorlar, uçmak falan da hayal. Demek ki aynı hızda cevap verebilirsen bir süre sonra kurtulabiliyormuşsun vecalarından.

Kendime en yakın karakter olarak gördüğüm Doktor Stockmann halk düşmanı ilan edildi oyunun sonuna doğru düzüldüklerinin farkında olmayan düzen insanları tarafından.

“Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık mantığıyla ben de mi şimdi halk düşmanı oldum lan” diye düşünürken konvoy imdadıma yetişti!

serdardincbayli@gmail.com


 

Visited 127 times, 1 visit(s) today