Çektirdiğin kadar çek!

Bakın sesinizi çıkarıp, “Yeter ulan artık” demeyecekseniz yakın gelecekte sizi ne maceralar bekliyor…
Mülteci, sığınmacı, kaçak göçmen, düzensiz göçmen, üremekten başka yeteneği olmayan cahiller, sizi kesmeye gelen gözü dönmüş yaratıklar, din ile beyinleri yıkanmış caniler, taşeron Amerikan ordusu, kaybedecek bir çantası bile olmayan tecavüzcüler sürüsü!
Artık siz ne derseniz deyin adına; neticede bu ülkeye neredeyse 20 milyon insan soktular. Şu anda 80’e 20’yiz. Yirmi yıl sonra 100’e 50, kırk sene sonra 130’a 130 olacağız.
O zamana kadar bizi kesmedilerse sonrasında olabilecekleri düşünmek bile kanımı donduruyor!
Ülkeye henüz birkaç yıl önce çökmüş olmalarına rağmen hergün bir cinayet, tecavüz, saldırı, bıçaklama, yaralama, hırsızlık, gasp, eşkiyalık, sarkıntılık, yağmacılık haberlerinin başrolündeler!
Ufaktan organize olmaya da başladılar, sınırsız insan gücüne sahipler.
Acımasızlar, din adına ya da herhangi bir şey adına her türlü manyaklığı yapmaya hazırlar.

POLİSİN BARK BARKINI ARAR OLDUK!

Mesela anneni ve oğlunu almışsın Yeşilköy’de Marmara Denizi’nin o eşsiz kokusunu ciğerlerine çekiyorsun. O da ne balıkçı barınakları tarafından 8-10 mayolu mülteci geliyor. Yaşlar tam da sınırdan elini kolunu sallayarak geçenler ayarında, artı-eksi iki; 20 civarı. Yarısı mayolu, yarısı donlu. Az önce denizin içinde oldukları için yarısının tek varlıkları olan malları meydanda. Küstahça bağıra çağıra, sanki etraflarını kasten rahatsız etmek istermişçesine gürültü çıkarıyorlar. Ne yazık ki sadece rahatsız olmakla kalmıyorsun. İçinden bir tatsızlık çıkmaması için, bir tanesiyle istemeden tehditkâr göz teması kurmamak için niyet tutuyorsun. Ya da az önce devriye gezen polis otosunun o anda tekrar ortaya çıkmasını ve lüzumsuz yere binlerce kez çaldırdığı o sirenimsiyi bir kez daha “Bark bark” diye öttürmesini dört gözle bekliyorsun. Ama nafile, her zamanki gibi olmasını istediğin an yoklar.
Kahve söylersin tam ortasında damlar, 85 yaşındaki anana GBT yaparlar ama olmasını istediğin an yoklardır işte!

BİRE BİR KAVGA DA AŞK DA KALMADI!

Sen nasıl gençlerin gözünden esas niyetlerini okuyabiliyorsan onlar da seninkini okuyabiliyor. İçlerinden en yırtık olanı, “Bugün bir şey yapmayacağız ama pek yakında kanınıza talibiz” dercesine bakarak çetesini uzaklaştırıyor. Belli ki onların reisi de o!
Sevinsen mi üzülsen mi, değişik duygularla bir sigara yakıp, “Vay anasına” diyerek arkana yaslanıyorsun. Annem farkında yaşananların. Yapamadıklarımı da tahmin ediyor huyumu çok iyi bildiği için ki, “Oğlunu düşün sakın bir delilik yapma” diye sınırsız anne nasihatı sıralıyor.
O da biliyor 10 kişi olmalarına rağmen olası bir kargaşalıkta donlarından bıçak çıkartacaklarını.
Arap kültürü böyle çünkü; bire bir ne kavga var ne de aşk. İlla ki bir taraf diğerinden kalabalık olacak. “Aşkı” yanlış anlamayın, bir adamla evlenen dört midesiz kadından bahsediyorum!
Yirmi küsür senelik saltanatın sonucunda Kurtlar Vadisi sistemi çöktü ülkeye. Çetesi yanında olmadan en babayiğidinin teke tek kavgaya girmeye kıçı sıkmıyor. Gariban bir travestiye bile yedi polis girişiyor Kurban’da danaya girer gibi organize olup!

ENDORFİN ZARARLILARI!

Bu kez karınla gitmişsindir Yeşilköy’e. Vukuatsız geçen bir günün ardından eve dönerken yol üzerindeki eskinin meşhur şimdinin alelade dondurmacısına uğrarsın. Birer külah dondurma alıp ağzını tatlandıracaksın ama nafile. Bu kez işgalcilerin çocukları karşılar seni. Yiyeceğin iki top dondurmayı daha eline almadan boğazına dizerler yalvarmaya başlayarak.
Dondurmacı uyarır, “Abi sabahtan beri yüzer top yediler” diye. Sen huzur bulursun ama eşinin ana yüreği püreye dönmüştür bir kere. Hepsine alır dondurma teker teker neli istediklerini de sorarak. Sonra da o çocukların ne kadar şanssız olduklarını düşünerek gözyaşları içinde yer dondurmasını.
İki top dondurma oldu mu sana endorfin zararlısı!
İçinden, “Ulan bir dahaki sefere şu ilerideki bakkaldan çubukta iki dandik dondurma almazsam şerefsizim” der evin yolunu tutarsın.

BUNUN ADI NET HIYANET!

Sanırım çoğunluğunuz son 5-10 yılda habis bir ur gibi ülkeyi saran kalabalık için aynı şeyleri düşünüyorsunuz.
Demografik etkisi bir yana esas yara ekonomide açıldı kapanması imkansız bir şekilde. İki sene önce 2 bin liraya oturduğunuz dairenin kirasının şimdi 35 bin lira olmasının ana nedeni göçmenler, baba nedenini de hepimiz, en azından yüzde 48’imiz çok iyi biliyor.
Asya Hun Devleti’yle milattan önce 220’de başlayan Türk Devletleri arasında en kötü yönetileniz. Belki Osmanlı’nın son dönemleriyle yarışabilir, o kadar.
Neden Osmanlı’nın son dönemleriyle yarışabilir dedim. Bir kere ders çıkartılabilecek kadar yakın tarih. Belgeler, fotoğraflar, filmler var. Haremiyle, altın sandıklarıyla işgalcilerin gemisine binerek tüyen son padişah Vahdettin’in görüntüleri var.
AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Bir karış toprak kaybetmeden 33 yıl Osmanlı’yı yönetti” diye bahsettiği Abdülhamit’in tahtta oturabilmek için bugünkü Türkiye’nin iki katı büyüklükte toprağı bedel olarak dağıttığının belgeleri var.
O günlerde vatan o şekilde satılıyormuş, bugün başka şekilde.
İkisinin de tam karşılığı hıyanet!

Visited 3 times, 1 visit(s) today

Leave A Comment