Posts Published by admin

Şahlanan kim!

Biz olacak değiliz ya tabii ki fotoğrafta gördüğünüz elma; tam 66 gram, sokakta olmasam tek lokmada yiyebileceğim, avucumda kaybolacak kadar küçük bir Amasya elması. Canım çekti, “Eve yürürken yerim” dedim kendi kendime marketten çıkarken. Cebime koyarken göz ucuyla baktım fişe, o da ne; tek bir elma 7 lira 92 kuruş.

DUYUN ARTIK MİLLETİN FERYADINI

“Şahlanıyoruz, uçuyoruz, kaçıyoruz, coşuyoruz” edebiyatı yapanlara duyurumdur.

“Dolar 3 lira olcahımış, 5 lira olcahımış” diye gözümüzün içine baka baka maytap geçenlere duyurumdur.

“Kur korumalı mevduat, faiz sebep enflasyon sonuç” gibi icatları olan ekonomistlere duyurumdur.

Yan bakanın, rakip gördüğünün özgürlüğünü elinden alıp siyaset yaptığını sananlara duyurumdur.

Son çeyrek asırda önceki 80 yılda yapılan her fabrikayı, limanı, yolu, köprüyü yok pahasına elden çıkarmasına, ormanları maden canavarlarına teslim etmesine, kısaca satılabilecek ne varsa satmasına rağmen ülkenin dış borcunu beşe katlayanlara duyurumdur.

Yüzde 35’lik (Ki market fiyatlarına bakarsak en aşağı yüzde 80’lik) enflasyona, “Etrafımızda savaşlar var” mazereti uyduranlara duyurumdur. Savaşan iki ülkeden Rusya’nın enflasyonu yüzde 7.1, Ukrayna’nınki yüzde 10 olduğunu da yetkili mercilere ayrıca duyuruyorum.

Ben bu ülkeyi yöneten ekip içinde olsam ve hap kadar bir elmayı vatandaşım 7 lira 92 kuruşa yiyorsa, “Allah’ım, ne yapıyoruz biz” diyerek aynaya bakmaya bile utanırdım.

Karine kumkumaları

Önce kelime anlamlarına bakalım; Türk Dil Kurumu’na (TDK) göre…

Karine:

Karışık bir işin veya sorunun anlaşılmasına yardımcı olan ipucu, belirti veya bulgu anlamına gelir.

Kumkuma:

1) Küçük testi, çömlek.

2) Zemzem, mürekkep vb. sıvılar konulan kap.

3) Mecaz anlamda: Kötü veya olumsuz bir özelliği kendinde fazlasıyla toplayan kimse, olay, olgu veya yer (Örnekler: fesat kumkuması, dedikodu kumkuması).

1 ve 2’nci maddelerin konumuzla hiç ilgisi yok.

KONUMUZ GS-FB DEĞİL

Bu başlığı gazetecilik hayatımda ikinci kez kullanıyorum, ilkini 2011 şike davası zamanında, dönemin Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Yakup Yılmaz için kullanmıştım.

Dönemin Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım şike yapmaktan gözaltına alınınca, “Masumiyet karinesi” diye yazı yazmıştı. Aynı Mehmet Yakup Yılmaz dönemin Galatasaray Başkanı Faruk Süren’in işleri iyi gitmediği bir aşamada, “Naylon Süren” diye manşet atmaktan çekinmemişti.

Neticede Faruk Süren tüm suçlamalardan aklanırken Aziz Yıldırım 1 yıl hapis yattı ve kanunsuz dinlemeden beraat etti, “Şike yapılmamıştır” diye de bir karar çıkmadı.

Bu arada “Masumiyet kumkumaları” başlıklı yazıyı Fanatik Gazetesi’nde yazmıştım ve künyenin en tepesinde Milliyet, Fanatik, Posta ve Radikal Gazeteleri’nin grup başkanı Mehmet Yakup Yılmaz’ın ismi vardı; en ufak bir taciz, sansür yaşamamıştım. Ne muhteşemmiş değil mi bir zamanlar basın. 

Neyse konumuz Galatasaray-Fenerbahçe sidik yarışı değil, hatta mümkünse ülkenin üzerindeki kara bulutlar dağılana kadar bu rekabet gündemi babalamasa. 

İLKE EVRENSEL AMA…

Ne demek masumiyet karinesi…

– Bir kişinin suçluluğu mahkeme kararıyla kesinleşinceye kadar suçsuz kabul edilmesini sağlayan evrensel bir hukuk ilkesidir.

YALPALAMA DÜZELECEKTİR

Masumiyet karinesinin ne kadar yanlı kullanıldığını anlatmak için çırpınıyorum. Çünkü bugün aynısı AKP’liler tarafından uygulanıyor. 

Hiçbir desteğe dayanmadığına inandığım İBB Davası’nda insanların yatak odası görüntülerini dahi trol gazeteciler vasıtasıyla gözümüze sokan zihniyet şimdi ülkeyi fondip yapanları açıklamamak adına masumiyet karinesinin arkasına saklanmaya çalışıyor. Kısmen başarılı olsalar da zaman bu isimleri mutlaka ortaya çıkartacak ve saklayanlarla beraber mutlaka yargılanacaklarını düşünüyorum.

NEYİN ÜZERİ ÖRTÜLÜYOR

Asrın soygunu yapıldı ülkemizde. Öyle böyle değil, tahmini kayıp 100 milyar doların üzerinde. BİST 100 endeksi 15 binlerden 11 binlere düştü. Türkçesi fondipçilerden sonra cebimizdeki 100 lira 70 lira oldu. 

Bizzat Adalet Bakanı Akın Gürlek açıkladı, isimleri masumiyet karinesi öne sürülerek açıklanmayan 214 kişilik bir grup 187 milyar lira götürmüş. Hem de sadece TERA, PUSULA ve HEDEF hisseleriyle. PUSULA vasıtasıyla sadece 19 kişi 70 milyar lira yutmuş. Ve bunların hepsi 13-16 Eylül tarihleri arasında paralarını çekenler. 12’sinde, 11’inde, 10’unda vs. çekilenleri de hesaba kattığımızı düşünürsek ki onların daha VİP olduklarını düşünüyor insanlar; soygunun boyutu korkunç rakamlara ulaşıyor.

PAPELCİLER’İ 20’YE KATLADIK

Meşhur bir dizi vardı La Casa de Papel diye, dünyayı salladı hem orijinalliğiyle hem de soygunun büyüklüğüyle. İspanyol Merkez Bankası’nı çok zeki ve becerikli bir ekip inanılmaz incelikli bir planla soyuyor. Cebellezi ettikleri toplam para 930 milyon euro, bizim papeller 20 milyar doları yok ediyorlar, hem de hiç zeka ve beceri istemeyen bir yolla; kilit noktadakiler göz yumsun yeter.

Birkaç rakamla olayın vahametini anlatmaya çalışayım…

Çalınan 20 milyar doları 100 dolarlık banknotlardan oluştursak… 

– 200 milyon adet banknot eder.

– 200 ton çeker.

– 133 orta boy otomobilin ağırlığına eşit.

– 40 en büyük cins filin ağırlığına eşit. 

– Üstüste dizersek 21.84 kilometre eder.

– 2.5 Everest Dağı ediyor. 

– O yükseklikten yolcu uçağı bile uçamıyor.

– Oksijen yok, ısı eksi 70’lerde.

– Yere sersek 290 futbol sahasını kaplar.

– Eve götürmeye çalışsanız 9 adet en büyük boy tıra ihtiyacınız olacaktı. 

– Saymaya kalksan yemeden, içmeden, uyumadan 4 yıl sürüyor.

– Bankaya yatırmak istesen bir nefeste birkaç bin dolar sayabilen makine hiç durmadan 4 ay çalışacaktı. 

HADİ LEN!

Bir de ülkenin kaybettiği 100 milyar doları hesaplamak isterseniz yukarıdaki rakamları 5’le çarpmanız yetecektir. Sonra çok üzgünmüş, çok kızgınmış, sonuna kadar gidilecekmiş; hadi len!

Uzaydı hayal oldu

2027 yılının bütçe teklifi AKP tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na “Dayanıklılık, refah ve dönüşüm” başlığıyla sunuldu. Hangi bakanlığa ne kadar pay ayrıldığı detayları gündemin yoğunluğundan gargaraya geldi ya da getirildi.

Bütçe teklifi dosyalarını Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz güle oynaya bağladı; ne olursa olsun neşelerini kaybetmemelerini gerçekten çok kıskanıyorum.

Trilyonlarla kafanızı karıştırmayacağım, birkaç mukayese tabloyu paaat diye ortaya koyacaktır.

BİR VAAT DAHA BOŞ ÇIKTI

Hani uzaya gidiyorduk bunun için de 2018’de Türkiye Uzay Ajansı’nı (TUA) kurmuştuk ya. Hatta “Bir rüya gerçek oluyor” sloganıyla yapılan kuruluş töreninde AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan, “2023 sonunda yakın dünya yörüngesinde ateşleyeceğimiz kendi milli ve özgün hibrit roketimizle Ay’a ulaşarak sert iniş gerçekleştireceğiz” diye müjdeyi patlatmıştı.

OLMAZ, OLAMAZ!

Tabii ki 2023’te sert ya da yumuşak hiçbir iniş olmadı. 24’te de olmadı, 25’te de olmadı, 26’da da olmadı, 27’de de olmayacak. Ve olabilmesi de mümkün değil, ancak birinden satın alıp kırmızı beyaza boyayıp fırlatırsak olabilir. Ama o da yerli ve milli kapsamına girmiyor. Aynı, yaptığımızı iddia ettiğimiz savaş uçakları gibi. Uçağı uçuran nedir, motoru. O motoru yurt dışından alırsan uçak da yerli ve milli olmaz. Ya o motoru aldığın ülkeyle savaşa girişirsen; anlatabildim sanırım derdimi.

DİYANET: 40 – UZAY: 1

Neyse ne diyorduk Ay’a sert, yumuşak inemiyoruz, sebebi çok açık; para harcamıyoruz da ondan. 2027 bütçesinde Türkiye Uzay Ajansı’na (TUA) 5 milyar 880 milyon lira ayrıldı. 2026 bütçesinden bile 20 milyon lira düşük. Enflasyonu falan da hesaba katarsak TUA çoktan gözden çıkmış. Kerterez alın diye belirteyim, 2027 bütçesinde Diyanet’in payı 229 milyar 64 milyon lira; TUA’nın 40 katı maşallah.

128 BİN YENİ ARAÇ!

Daha çarpıcı bir karşılaştırma çıtlatayım mı size 2027 bütçesi ile ilgili…

Başrol yine Diyanet’in; İçişleri, Dışişleri, Enerji, Kültür ve Turizm ile Ticaret gibi 5 ayrı bakanlığın bütçesinden daha fazla para ayrılmış. Enteresan değil mi! Kendi yorumunuzu kendiniz yapın, hava yağışlı düşüp bir tarafımı kırmak istemiyorum.

Haaa bir de makam aracı hikâyesi var ki evlere şenlik. Hani kamuda tasarruf tedbirleri vardı ya komple büyük yalan. 2027’de siyaset yapan arkadaşlara, bürokratlara falan tam 128 bin yeni otomobil alacağız, hem de en lüksünden.

UTANMIYORLAR DA!

Uzayla başladık ya son mukayesemizi de uzaydan verelim. Uluslararası Uzay İstasyonu (ISS) bizden ortalama 400 kilometre uzakta uzayın sonsuzluğu içinde dönüp duruyor, çok güzel. Bu arkadaşlara 128 bin yeni makam aracı alacağız ya seneye; uç uca eklesek 700 kilometre ediyor.

Ay’a çeşitli şiddetlerde iniş için çok küçük bir adım ama binbir melanetle uğraşan fakir ülkemiz için büyük bir utanç kaynağı.

Umarım bu tezatı bizim penceremizden hissedebilecek büyüklerimiz olur günün birinde.

Tom Miks şaşkın

Benim de büyük saygı duyduğum bir lafı vardır efsane çizgi roman kahramanı Tom Miks’in…

– Ne bütün beyazlar iyidir ne de bütün kızılderililer kötü. 

Zaman zaman hatta çoğu zaman tersine çevirerek de okumak gerekir bu lafı. Henüz bıyıkları yeni yeni terleyen bir ranger için büyük bir cümle ama hayatın neredeyse turnosol kağıdı bir laf.

Amerika kıtasına göçen Avrupalılar’ın yerel halkı katlederek toprakları sahiplenmesindeki küçük bir vicdan temizliğidir Tom Miks, Teksas, Zagor, Teks, Tom Braks, Kaptan Swing, Jeriko, Judas gibi çizgi romanlar. Zaten neredeyse tamamı İtalyan menşeili, Amerikalı yerleşimcilerin ve varislerinin zaten umurunda değil kızılderililer. Hollywood günümüzde kızılderilileri kumarhane işleten, tetikçilik yapan uyuşturucu bağımlıları olarak göstererek ecdatlarının yaptığı katliamları masumlaştırmaya çalışıyor.

Bu onların problemi diyerek kendi meselemize dönelim.

HEPSİ KÖTÜYMÜŞ!

Yok abi, şu ülkeyi fondipleme hikayesinde hangi taşı kaldırsan bir AKP’li çıkıyor altından. Genel başkan yardımcısından becerikli oğula, en üst seviye bürokratından gençlik kolu eski başkanına tamamı AKP’li. 

Karışmamışlar da ya çok üzgün ya çok öfkeli ama nedense onların da tamamı yumurta delikten çıkıp memleketin ortasında patlayana kadar ölümüne sessiz.

Her şeye gücü yeten, yapacağımız çocuk sayısından içtiğimiz sigaraya, yazılacak yazıdan arabalarımızın cam filmlerine, üniversitelerin kapanıp sonra tekrar açılmasına kadar her şeye karar veren, her şeyden haberi olan, muktedirlerin muktediri AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan bile yumurta omletlik olana dek bizim gibi seyretti felaketi. 

SAĞIR SULTAN DUYMUŞ

En tuhafı da bakıyoruz yine AKP’liler mağdur fondipten. Kimi, “Ben de para kaptırdım” diyor kimi, “Sonuna kadar, münferit, kime uzanırsa uzansın” diye soyulan halka şikayetlerini iletiyor.

Parayla, borsayla, dövizle hiç işim olmadı. Maaşım yattı ve ben onu yedim; yiyebildiğimi yedim yiyemediğimi de yemedim. Yani para piyasalarının içinde dolanmıyorum, kuyumcuya bile biri evlenirken çeyrek altın almak dışında girmişliğim yoktur. Ekonomist de değilim ve ekonomist olmadığımın da bilincindeyim…

Eeee ben bile 4-5 aydır biliyorum bu fonların batacağını. Youtube’da söylüyorlar, haberlerde söylüyorlar, twitter’da söylüyorlar. Hatta sağlamasını da yaptım aklımca, “Söyleyenleri o ya da bu şekilde susturduklarına göre bu fonlar  kesin batacak” diye.

HAYAL KIRIKLIĞIM DERİN

Bu sebeple kimse maval okumasın, timsah gözyaşları dökmesin, mağduriyet edebiyatı yapmasın, komplo teorileri üretmesin; herşey herkesin gözü önünde oldu. Kötüler ülkeyi fondip yaptılar diğerleri de dozerin çalışmasına hayran hayran bakan boşgezer gibi seyrettiler ülkenin soyuluşunu.

Ben burada iyi birilerini göremiyorum, Tom’a sordum o da görememiş ve şaşkınmış. Aynı zamanda üzgün ve öfkeliymiş.

Şahsım da hayal kırıklığıyla kıvranıyor; ulan kırk yılda bir bir lafın peşine takıldım o da fos çıktı!

FONDİP!

Bir gecede lider olan Özgür Özel ülkeyi bir yudumda hüpletmeye (Fondip denir buna bazı ortamlarda) kalkışan fon dolandırıcıları hakkında bilgiler vermiş; bence eksik ama bugüne kadarki en kapsamlı derleme.

BAKIN NELER DEMİŞ…

– Fatma Betül Sayan Kaya var. Orada da nefsine uymuş. ‘Tayyip Bey de üzgün.’ Öyle bir şey yok

– 455 bin kişi, aileleriyle birlikte 2 milyon kişi ve dolaylı etkilenen neredeyse 5 milyon kişi…

– Size bu fon gerçeğini şöyle açıklamak isterim: Paranızı çoğaltıp çalanlar değil de ona zemin hazırlayanlara bir bakın ki her birinin orada, fonda hesapları da var.

– Emre Alkin: Tera’nın tutuklu yönetim kurulu üyesi. Kim bu? Bizzat Cumhurbaşkanlığı Akademik İstişare Kurulu üyesi. Atamasının altında Erdoğan’ın imzası var.

– Kerem Alkin: Tera bağımsız yönetim kurulu üyesi. Türkiye’nin OECD Daimi Büyükelçiliği’ne Erdoğan tarafından atanmıştı. Varlık Fonu ve Halkbank’ın yönetimindedir.

– Emre Tezmen: Tera Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı, Fatma Hanım’ın ve ailesinin yakın arkadaşı.

– Erkan Kilimci: Tera’nın Başkan Vekili ve Genel Müdürü. Eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı. Atamasını Erdoğan yaptı; 200 liranın üzerinde imzası var.

– Fecir Alptekin: Tera’nın Yönetim Kurulu Üyesi, Cumhurbaşkanı Danışmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Üyesi.

– Abdülkadir Özkan: Yönetim Kurulu Üyesi, Başbakanlık Başdanışmanı, Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nda basın müşaviri.

– Erdin Özel: Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı. Önce inkâr ettiler, Anadolu Ajansı kayıtlarını silmeyi unuttular ve AK Parti Ekonomi İşleri Başkan Yardımcısı olarak basın açıklamaları ortada.

– Serdar Turan: Pusula’nın tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı, eski AK Parti Gençlik Kolları Başkanı.

– Muhammed Yarız: Pusula Portföy’de yönetici ve tutuklu, eski AK Parti İstanbul Gençlik Kolları Yönetim Kurulu Üyesi.

– Özdemir Ataseven: Özatadenizcilik Yönetim Kurulu Başkanı, AK Parti Tuzla İlçe Başkan Yardımcısı.

– İskender Balcı: Fonda yönetici, Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı.

– Hepsi Erdoğan’ın ekibi. Tamamının atamasının altında aynı mürekkep, aynı imza var: Recep Tayyip Erdoğan

– Burnunun ucunu göremeyenden, bu işlerden haberi olmayandan Cumhurbaşkanı olmaz.

– Bu kumpas çetesini, bu kirli çeteyi, asrın soygununu yapanları teker teker atayandan Cumhurbaşkanı olmaz.”

ÇEYREĞİ DOĞRUYSA!

Ana muhalefet partisinin başkanının tespit ve iddiaları. 

En başta söyledim eksik diye ama diyelim ki yarısı uydurma, hadi onun da yarısı abartı; illa ki çeyreği doğru fondipçilerin. 3 adet AKP genel başkan yardımcısının kendi, kocası, oğlu vs. vasıtasıyla bulaşmış asrın skandalına. Pisliğe bulaşanlar Yeni Partili olsalardı en yetkili isimler çıkıp, “Büyütecek bir şey yok” diyecekler miydi!

Asrın skandalı diyorum çünkü öyle. İlk etapta kayıp para 24.5 milyar dolar gibi görünse de borsadaki çöküşle (13 günde yüzde 21 değer kaybetti) beraber ülkenin zararı 91 milyar dolara ulaştı.

Bir toplama yapalım mı…

“Faiz sebep enflasyon sonuç ben ekonomistim” hamlesinin faturası 128 milyar dolar.

Bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu ve “Çökün Cehapeliler’in belediyelerine” operasyonlarının toplam maliyeti 250 milyar dolar.

Aradaki ufak tefekleri saymadan fondipçilerinki de 91 milyar dolar diyelim; 469 milyar dolar ediyor paçalda.

Türkiye’nin 2026 ikinci çeyrek sonu itibarıyla brüt dış borcu 539 milyar dolar. 

Sonuç; son 3-5 yılda yapılan ekonomik ve siyasi hatalarla ülkemiz neredeyse tüm dış borcunu kapatacak kadar doları sokağa fırlatmış.

ARADA AZ EĞLENELİM

469 milyar dolar nasıl bir para gelin biraz hayal kuralım. Diyelim tüm para 100 dolarlık banknotlardan oluşuyor; 4 bin 690 ton eder.

Hepsini tek bir kule yapacak şekilde üst üste dizsek 515.5 kilometre eder. Uluslararası Uzay İstasyonu’nun (ISS) Dünya yörüngesindeki yüksekliğini (Yaklaşık 420 km) rahatlıkla aşar ve açık uzayın derinliklerine ulaşırdı.

Yan yana halı gibi sersek 6 bin 800 futbol sahasını kaplayabilirdik.

Presleyerek istiflesek, 2 adet olimpik yüzme havuzu lazım.

Mısırlı kayıp amcadan miras kaldı, memlekete getireceksin; 188 adet tıra yüklemen gerek.

Sorun Aİ’ye (Artificial İntelligence – yapay zeka) milyon türlü cevap versin. Ben, “Kaç kot pantolonu cebine sığar?” diye sordum hâlâ düşünüyor sabi.

NORVEÇ’İ BİLE SALLADIK

Hani diyoruz ya çoğu zaman olmayacak bir iş için, “Norveç mi lan burası” diye. Vallahi de billahi de Norveç’i bile yerle yeksan ettik.

Efendim dünyanın en büyük varlık fonuna sahip Norges Bank Investment Management’ın (NBIM) SPK’nın incelemeye aldığı 10 Türk şirketinde hisse sahibi olduğu ortaya çıktı. 208 milyon dolarlık hisselerinin ne kadarını kurtaracağını bilmiyor Haland’ın hemşehrileri. Gerçi 2.3 trilyon dolarlık varlık fonu için devede kulak 208 milyon dolar ama adamların utanma duygusu var hâlâ. 

“Yağma Hasan’ın böreğine sakın bodozlama dalma, bedava peynir sadece fare kapanında vardır” diye düşünüyor elin oğlu. Çok para kaybetmedi Norveçliler ama haysiyetlerini kaybettiklerini hissediyorlar; bilmem anlatabildim mi ısrarla bu çamurdan da muhalefeti suçlayarak çıkmaya çalışanlara. Bir kez de, “Vay anasını, nasıl bir rezalete karıştık biz” diyebilin Allah aşkına!

Haaa bu arada milyon, milyar, trilyon dolarlardan bahsediyoruz ya günlerdir; bir ay boyunca, ye, iç, barın diye hesaplanan asgari ücret 573 dolar ünlü ekonomistlerin yaşadığı ülkemizde. Şimdi bir de cüzdanına bak, kaç doların olduğunu hesapla.

Hepimize sabır, direnecek güç diliyorum.

Hakiki turp

Turpun meşhur olduğu günü hatırlıyorsunuz değil mi! AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı başlatılan taarruzun ilk günlerinde, “Turpun büyüğü heybede” diyerek bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’nu işaret etmişti.

Aradan 1.5 yıl geçti, binlerce sayfalık iddianameden şu ana kadar 5 liralık yolsuzluğu ispatlanamadı. İsnat edilen suçların tamamı etkin pişmanlıktan yararlanmak isteyen uyanıkların uydurmaları ama konumuz bu değil.

BÜYÜK TURP BÖYLE OLUR

Ülke, ülke olalı Türkiye Büyük Millet Meclisi böyle büyük bir turp görmedi.

AKP’nin eski bakanı, hâlen AKP genel başkan yardımcısı bir siyasetçi kadın, kocasıyla bir olup 163 milyon 46 bin liralarını şanslı bir hisse senedi alarak 4.5 ayda 2 milyar 170 milyon liraya çıkartmışlar.

Kadının adı Fatma Betül Sayan Kaya, şanslı damat da İlyas Kaya; tam 2 milyar lirayı fondip yapıp paracıklarına para katmışlar.

Fatma Betül Sayan Kaya, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen haftaki Amerika Birleşik Devletleri seyahatinde bile yer almış. Gelen emirle de partideki tüm görevlerinden istifa etmiş. Şahsen bu kadarı beni kesmez!

PARALARI NEREDEN BULMUŞLAR

Herkes paralarını kısa sürede nasıl 13.5’a katladılar diyen konuşuyor. Tabii ki büyük bir skandal, ellerindeki siyasi gücü paraya tahvil eden, yetkilerini kötüye kullanan hatta bu arada kendi yaptıklarına yüzünü kızartmak yerine başkalarına çemkiren bir karakter. İnsanın kalitesi travmatik olaylarda ortaya çıkar, çıktı da!

Neyse benim kafama takılan iki soru var fondipin haricinde!

1) Maaşla çalışan bir karı-koca şaaaak diye 163 milyon lirayı nasıl borsaya basar?

2) Bu ikiliye borsaya gireceği ve çıkacağı tarihi kim üfledi?

GÖZLER ŞAFAK OPERASYONU ARADI

Bunların dışında bu ikili neden hâlen serbest, neden bu ikiliye şafak operasyonu yapılmadı, telefonlarına el konmadı?

AKP’nin bir şeyi olmak şahıslara ayrıcalık mı veriyor. CHP’li belediyelere karşı aslan kesilen, 50 lira bağışladı diye CHP’li siyasetçileri 1.5 yıldır hapiste tutan adalete kim inanır kardeşim. Bu tarafta cebellezi edilen miktar 2 milyar lira. Taşımaya kalksan, hani o yollarda gördüğünüz hafriyat kamyonları var ya; 1 tanesine anca sığıyor. Tam 11 ton 300 kilo, bantlarıyla beraber 11.5 ton.

DAHA BÜYÜK TURP ÇIKAR MI!

Uzun sözün kısası çok fena çuvalladılar. Rakiplerini dayanaksız bir şekilde yolsuzluk yaptıkları iddialarıyla suçlarken içlerinden birinin foyasının bu şekilde dökülmesi AKP’ye derin bir yara açtı. Çamaşır çok zor, çitile çitile çıkmayacak bir leke!

Bir de üzerine başka turplar da ortaya çıkarsa, tarihi hırsızlığa kitle bile tepkisiz kalamaz sandıkta.

En çok da bu karı-kocanın 2 milyar 170 milyonu hesaplarına geçirdikleri günün akşamında eve dönünce aralarında ne konuştuklarını merak ediyorum. Sorsam, sanırım söylemezler.

NOT: Yalama ve yalamaya teşne basına kanıp da asrın yolsuzluğunun acar adalet ve maliye bakanlıklarının bir operasyonu ile ortaya çıkarıldığını sakın düşünmeyin. Yolsuzluk bağıra bağıra yapıldı, taaa ki sistem tıkanıp şirketin temerrüte düşmesiyle (Bir sebep gösteremeden borcunu ödeyememek) patladı. Ek olarak da bunun böyle olacağını ülkenin yüzde 70’i, daha doğrusu hissenin fiyatlandırmasına bakan herkes biliyordu. Kısaca devlet kontrolünde bir hırsızlık oldu.

Ölemeyin e mi!

Bu lafı ilk kez cinayete kurban giden MHP’li Sinan Ateş’in annesi Saniye Ateş’in ağzından duydum. Oğlunun cinayetinin azmettiricisinin başkalarının ülküsü için kendi ülküsünden vazgeçen Devlet Bahçeli olduğunu iddia ederek bedduasının sonunda kendisine, “Ölemesin” demişti.

İnanılmaz güçlü bir beddua, benim bu yaşa kadar gördüğüm en içten edilmiş intizar. Türkçe Türkçe olalı böyle bir kargımak görmemiştir sanırım. Acılı bir annenin feryadı kadar hüzün veren bir şey yoktur sanıyordum, taa ki şu yukarıdaki fotoğrafı görene kadar! 

AYM, YARGILAMAYI ADİL BULMADI

Kızın adı Vera, bina ise Silivri Zindanları!

Babasını bu kız sadece hapishanede gördü. Vera’ya son kez hür olarak sarıldığında 2 yaşındaydı. Şimdi Vera 6 yaşında ilkokul öğrencisi. Yavaş yavaş değil, şimşek hızında durumu kavrıyor. 

Babası hapiste olan bir tek Vera mı? Tabii ki hayır ama Vera’nın babasını Anayasa Mahkemesi (AYM) bile neredeyse suçsuz ilan etti ama o hâlâ parmaklıklar arkasında.

Aİ’ye (Artificial intelligence – yapay zeka) sorunca şu soğuklukla Tayfun Kahraman’ın durumunu özetliyor…

“25 Nisan 2022’de tutuklanan ve cezası Yargıtay tarafından onanan Tayfun Kahraman’ın yargılama sürecinde Anayasa Mahkemesi (AYM), eylemler ile şiddet olayları arasında somut bir illiyet (bağlantı) kurulmadığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetmiştir.”

EĞİTİMİ ŞEHİR PLANLAMA!

Gezi Parkı olaylarında yaptığı açıklamalarla hükümeti yıkmaya teşebbüsle yargılandı ve 18 yıl hapis cezası aldı. Bekaa Kampı’nda falan yetiştirilmemiş Kahraman, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde şehir planlama okumuş. Aynı dalın yüksek lisansını aynı üniversitede yaptıktan sonra da İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında doktorasını tamamlamış.

Hükümeti yıkacak gibi de durmuyor fiziken, MS (Multiple Sclerosis) hastası. Bağışıklık sistemi omuriliğine, sinir sistemine saldırıyor.

UMARIM CEHENNEM VARDIR

Salmıyorlar Tayfun Kahraman’ı, elleri arkadan kelepçeli olarak penceresiz bir araçla getirip götürüyorlar duruşmalara. Görüntülerini izleyince kanımız donmuştu, resmen işkence yapıyorlar adama.

Umarım cehennem vardır ama o güne kadar…

Şu küçücük kıza bunları yaşatanların tekmili ölemesin e mi!

İnsan kalbiyle sever

Baktım, bu tonlarca ağırlıktaki laf kimseye ait değil. Çok kişi kullanmış ama ilk sahibi belli değil; bildiğimiz anonim bir özlü söz.

En bilinen ilk kullanımında bile net bu şekilde dillendirilmemiş. Hikayede, bir astroitte yaşayan Küçük Prens’ten bile ön plandaki tilki kitabın da ana fikrini şu sözleriyle verir, “İnsan ancak kalbiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.”

Sonra evrilmiş, binlerce harf işçisinin parmaklarından başlıktaki haliyle sağdan sola savrulmuş. Her biri değişik hikayelere hamur yapmış, sıklıkla aşk için yoğrulmuş.

Biçilmiş kaftan gönül ilişkilerini tarif için bu üç kelime. Aşkta beyin çalışsaydı Jül Sezar, Kleopatra’ya aşık olmaz, öldükten sonra da nöbeti Marcus Antonius devralmazdı. Tarihin en büyük aşkına stratejik gözle bakanlar da var ama ben kalplerin dansı olduğundan eminim.

GELELİM KONUMUZA

Ülke yanarken size tarihi aşklardan falan bahsedecek kadar Ertuğrul Özkök değilim.

Tam 24.5 milyar dolar çarpmışlar foncular, neredeyse fondip yapacaklarmış memleketi fonzip ayağına!

Tamamı mütedeyyin, tamamı AKP’nin ülkeye hediye ettiği şahıslar, tamamı yerli ve milli, tamamı Allah ve Peygamber’i dillerinden düşürmüyor. En azından aylardır (On ay önce bizzat ekonomi bakanı pısırık bir açıklamayla durumu anlatmaya çalışmıştı) yol verildiğine göre bu fondipçilere, CHP’ye yakın olmadıkları aşikâr.

Öyle büyük ki deve olan para, ülkedeki tüm belediyeler yolsuzluk yapsa kasadan çeyreği bile eksilmeyecek; bilmem anlatabildim mi!

Mayoya bulaşan zift gibi yapışmışlar milletin cebine; para etse iliklerini de emecekler kendini kurnaz sanan vatandaşların.

OH OLSUN DİYECEĞİM AMMA!

Be kardeşim ayda yüzde 10 kazanmak ne demek, hiç mi izan yok sizde. Oh olsun diyeceğim ama ucu her zamanki gibi yine bize saplandı. 17 Eylül günü 24.5 milyar bölü 86 milyon dolar ekstra borç yüklendi hepimizin sırtına. Adam başı 14 bin lira ödeyecek ve fon faciasını yine biz sübvanse edeceğiz.

Şaaaak diye ödemeyeceğiz bittabi ki, vergilerle, gereksiz artan akaryakıt fiyatları üzerinden, sofraya koyduğumuz tuzdan-domatesten, bebek mamasından, saç boyasına kadar kuruş kuruş tahsil edecekler.

Sonra, “Ama Almanya’da mazot 150 lira” martavalıyla bir sonraki krize kadar süründürüleceğiz. Kardeş, Almanya’da en düşük asgari ücret de 100 bin lira; onu da desene!

Bir de çok basit bir hesap var; 2002’de asgari ücret 7 çeyrek altın alabiliyorken bugünkü 2.5 taneye anca yetişiyor. Çay simit hikayesini uzmanına bıraktım!

SEVME ORGANLARI NE!

Neticede ülkeyi yönetenlerin hiçbirinin kalpleriyle millete bağlı olduğunu sanmıyorum. Hatta kalpleri olduğundan bile emin değilim. Beyinleriyle seviyorlar bizi diyeceğim ama gidişatta beyin ürünü bir şey de görünmüyor. Sanırım sevmek için başka bir yol buldular!

Kardeşim her geçen gün daha kötüye gittiğimiz gibi her geçen gün bir öncekinden daha kötü bir şey oluyor memlekette.

Eğitimi mahvettiler, cehalet hortladı.

Ekonomiyi mahvettiler, sefalet geldi.

Hukuku mahvettiler, adalet zihinlerden silindi.

Ben artık bizi kalpleriyle seven, kendi gibi düşünmeyenlere nefret dolu gözlerle bakmayan siyasetçiler istiyorum kainattan, çok şey değil.

Atatürk’ün kızları

Kendileri istemiyor sultan multan denmesini, direkt, “Bize Atatürk’ün kızları deyin” diyorlar.

Son yıllarda yüzümüzü güldüren ender unsurlardan biri Atatürk’ün kızları. Güldürmekle de kalmıyorlar, hüngür hüngür ağlatıyorlar.

Sevinçten, mutluluktan, gururdan.

O kadar ihtiyacımız var ki böyle şeylere şu karanlık günlerde.

Ekonomimizi ekonomiden anlamayanlar çökertiyor, eğitimimizi eğitimden anlamayanlar, siyasetimizi siyasetten anlamayanlar, diplomasimizi diplomasiden anlamayanlar, futbolumuzu futboldan anlamayanlar, basınımızı gazetecilikten anlamayanlar; kısaca her şeyimizi hiçbir şeyden anlamayanlar yönetiyor ve çökertiyorlar.

Bu dönemde Atatürk’ün kızları ilaç gibi geldi vallahi, ne muradları varsa kabul ola.

SAF EMEKLE GELEN BAŞARI

Öyle tesadüf eseri değil gelen bu başarı, 15 senelik emeğin ürünü.

Gelin size çok az yerde duyacağınız kadınlarımızın voleyboldaki başarısının sırrını çıtlatayım. Konu sakillik ve liyakatsizlik olsa çarşaf çarşaf yer alırdı gazetemsilerde ama konu saf emek olunca ve avantası da olmadığı için pek itibar görmüyor.

İSTİFA ONURLU BİR EYLEMDİR

Efendim yıl 2006, Erol Ünal Karabıyık voleybol federasyonu başkanı seçiliyor. Kimseye yalakalık yapmadan işini yapıyor, hatta 2012’de dönemin AKP’li spor bakanı Suat Kılıç’la ters düşüp basıyor istifayı. İlk istifası da değil, 1975’te tüm eğitimlerini alıp adım attığı polislik mesleğinden de 77’de gördüğü çarpıklıklara dayanamayıp istifa ediyor.

Düzgün bir tip, nereden mi biliyorum; Milliyet’te çalıştığım yıllardı ve devamlı ödül alırdı Milliyet’in geleneksel spor ödülleri yarışmasında. O ödülleri de okurlar belirlerdi, net liyakatle dağıtılırdı. Şimdi kim bilir ne oldu o yarışmaya; umarım devam etmiyordur! Her sene kimin yılın spor adamı olacağını tahmin edebiliyorsunuzdur diye düşünüyorum. Bu arada birkaç merhabadan başka bir tanışıklığım yok hiçbir voleybol federasyonu çalışanıyla, bilmiş olun da.

Neyse dönelim voleyboldaki başarıların sırrına…

FABRİKA VOLEYBOL

Karabıyık başkanlığı süresince sayısız tesisin kazanılmasını sağladığı gibi Fabrika Voleybol projesini de hayata geçirmeyi planlıyordu ki siyasetin çirkin yüzünün kurbanı oldu. Neyse ki yerine gelen Özkan Mutlugil, “Benden öncesi yerin dibine batsın” demedi projeyi geliştirip 1 Temmuz 2013’te açtı fabrikayı. 

Nedir Fabrika Voleybol, çok basit; Türkiye’nin dört bir yanında (özellikle dezavantajlı veya spor imkanlarına erişimi kısıtlı bölgelerdeki) 6-12 yaş arasındaki çocukların voleybol oynamalarını sağlamak. 

Bugün sahada gördüğünüz kızların büyük bölümü bu fabrikanın ürünü. Vargas da liyakatini bir sonraki federasyona aktarabilen voleybola gönül vermiş insanların kazandırdığı bonus.

HÂLÂ FUTBOL OYNANMASI MUCİZE

Yaaa işte böyle, hiçbir başarı tesadüfen gelmiyor. Tabii ki sahada ter döken kızların payı tartışılmaz. Ancak onlara uygun zemini hazırlayan gerçek spor insanlarının da şampiyonluklarda azımsanmayacak kadar emekleri var. 

Bilin bakalım yaz başındaki dünya kupasında neden döküldük!

Bir önce katıldığımız kupada dünya üçüncüsü olmuştuk. O zaman futbolun başında Haluk Ulusoy vardı. Her gelenin bir öncekini arattığı sonrakilere bakıp çay demleyebiliriz.

Hasan Doğan, Mahmut Özgener, Mehmet Ali Aydınlar, Yıldırım Demirören, Nihat Özdemir, Mehmet Büyükekşi veeee İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu. 

Bu tiplere rağmen hâlâ ülkede futbol oynanabiliyorsa mucizelere inanmanın vakti gelmiş demektir.

Atatürk’ün kızları ile şu isimleri aynı yazıda buluşturmasaymışım iyi olacaktı ama zarlar böyle geldi kusura bakmayın kızlar, sonsuz teşekkürler her birinize.

Lağım çocukları

Küfür dilimizin olmazsa olmazıdır ama bazen ettiğin zaman yaptığın benzetmeye kıyamazsın. Ben de bugün hayatın sillesini yemiş o kadınlara kıyamadım.

İt desem itlere kıyamam, eşşolueşşek desem eşeklere kıyamam, hayvan zaten demem, şeytan desem ona bile kıyamam; bunları yolda görse yabasını saklar.

Tabii ki fırsatçı lağım çocuklarından bahsediyorum…

Bazen Atatürk Olimpiyat Stadı’nda ortaya çıkarlar.  Yıl 2003, Galatasaray maçlarını orada oynuyor. Şampiyonlar Ligi maçı bitmiş, onbinlerce araba otoparkta sıkışmış, her yer sahra tuvaleti. Ülkece yeni şahlanmaya başlamışız ama koca stadı öylece açıvermişler. Otoparkta ne hela var ne de bir damla su. Maç biteli 2 saat olmuş ama daha kontak çevirmemişiz. Maç öncesinden kalan yarım biraları sigaraya katık yapıyoruz; açız, susamışız ve çişimiz var, sigara da bitmek üzere. Voltalıyoruz, gözümüz de ufukta kıpkırmızı görünen Başakşehir’i TEM’e bağlayan ana yolda. Belli daha uzun süre rehiniz.

Bir de ne görsek İskoç’la, minibüsün biri kaldırmış arka kapısını poğaça satıyor. Hani en dandiği vardır ya maça gidenler bilir; göbeğinde peynir aromasıyla domates kabuğu vardır; peynirli pide diye satarlar. O tarihte henüz paradan 6 sıfır atılmadığı için milyonlarla cebelleşiyoruz. Birkaç sene sonra yine aynı yere geleceğiz ama bugünden zorlamayayım sizi gereksiz sıfırlarla, 5 liralık poğaçayı 50 liraya satıyor albız. Bile bile gelmiş kasa kasa poğaçayla maç sonu karaborsa yapmak için. Biz almadık ama çoluk var çocuk var, sevgilisini maça getirmiş gençler var. Kapış kapış gitti o büzüşük poğaçalar. O günkü kadar intizar ettiğimi hiç hatırlamıyorum.

HER YERDELER!

Bu tip lağım çocukları her yerde ortaya çıkar. Havaalanında bomba patlar, çoluk çocuk can havliyle taksiye atarsın kendini; 500 – 1000 euro avanta ister bilmiş bilmiş cahilce mazeretler üreten şoförümsü.

Pandemi olur, 25 kuruşluk maskeyi 50 liraya satar lağım çocuğu eczacı.

Pandemide sokağa çıkma yasağı ilk ilan edildiğinde biraz da macera olsun diye ekmek almaya gittim. 1 lira 25 kuruştu o zaman ekmek (Ne şahlanmışız ulan 7 senede, bugün 20 lira😡) 10 liraya satıyor kahpe fırıncı, “Beğenmiyorsan alma” falan diyor artist artist. Önünde kuyruk yetiştiremiyor açlıktan öleceğini sanan ahaliye. Ben az ilerideki seyyar kokoreççiden tanesi 2 liraya kaptım 3 tane. “5 lira ver yeter ağabey” dedi utana sıkıla bir de garibim, 20 lira verip teşekkür ettim. Böylesi de var. 

KÖKÜNÜZ KURUSUN E Mİ!

Neticede yakaladığını yakaladığı yerde evire çevire beceriyor esnaf. Tabii ki hepsi değil ama illa ki çıkıyor her darda kaldığımızda karşımıza bir lağım çocuğu.

Sorsan yiğit Anadolu çocuğu, Allah’a ve peygamberlerine inanan dini bütün cuma kaçırmaz bir müslüman. Cehennemin bile tükürmesi gerek böylelerini.

Yolda domates kamyonu devrilir, kamyon şoförünü asfalta yatırır birkaç iyi insan teselli ederek ambulansı beklerler. Göbeğinden çükünü göremeyen bir tip iner karşı yolda duran Mercedes’ten. Yavşak yavşak gülerek iki sandık yarısı ezilmiş domatesi koyar bagajına defolur gider arsız bir hırsız olduğunun farkında bile olmadan.

Son lağım çocukları ise teyyareciler. Hangi havayolu bilmiyorum ama sanırım hepsi. Kıbrıs’ta yolcu gemisi battıktan sonra 2-3 bin lira olan Ercan-Çukurova biletlerini 35 bin liraya kadar yükseltmişler.

30 can gitti o cinayet gibi kazada, 2 gün bedava ya da maliyetine taşı lan insanları, batmazsın.

Hep diyorum, paramız pul oldu, kiralar uçtu, maaşlar öldü, adalet bitti, siyaset çürüdü falan diye ama esas ahlak kayıp gidiyor elimizden. Her şeyin telafisi var ama insanlığını kaybetmiş bir topluluğun geri dönüşü yok. 

Bu ahlaksızlıkları yapanlar yerine çok utanıyorum.