Posts Published by admin

Nato kafa nato mermer SON

Umarım son olur çünkü kazdıkça ölü sayısının arttığı helikopterin mezarlığa düştüğü fıkradaki gibi; bitmiyor NATO zirvesi tuhaflıkları. 

Önce başlıktaki deyim ne anlama geliyor ona bir bakalım, sonra görgüsüzlüğün resmini çizenleri anlatalım.

– Bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kökeni Osmanlı döneminde konuşulan Rumcaya dayanır. Yunanca/Rumca “Ná to kefalí, náto mármaro” (İşte kafa, işte mermer) ifadesinin zamanla Türkçeleşerek dilimize yerleştiği kabul edilir. Mermer gibi sert ve şekil almaz bir kafayı sembolize eder.

KANKAYA GEL KANKAYA

Bütün yalama ve yalamaya teşne basın İzlanda Başbakanı Kristrun Frostadottir‘in AK Saray’a hayran kaldığını yazdı çizdi. AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ı örnek alacağını söyleyenler oldu. İmam öksürünce kusmaya başlayan trol ahali kadının kapanıp müslüman olacağını bile uydurdu.

Bu kadar ezik, bu kadar kompleksli bir zihniyet düşünemiyorum. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, “Türkiye’yi çok seviyorum, Erdoğan harika bir lider vs.” diyerek Türkiye’nin lehine hiçbir karar almıyor. Parasını ödediğimiz F35’lere kesik attı, yerli ve milli uçağımız Kaan’a takılacak motorları satmıyor. Elinde olsa şalteri indirecek vanayı kapatacak ama sorsan kankamız.

Olmaz olsun böyle kanka olmaz olsun böyle pış pış. 

GELELİM İZLANDA’YA

Türkiye’nin çeyreğinin yarısı kadar (100 bin kilometrekare) yüzölçüme, 250’de birimiz (360 bin) kadar da nüfusa sahip. Yani 2.5 Konya kadar toprağı var Rize kadar da nüfusu. Kilometrekareye en az insan düşen ülkelerden biri. Yani kısır yapıp hava atmaya kalksan yedirecek komşu bulamayacağın kadar az insanın yaşadığı bir coğrafya.

İtibar ölçütleri ise halkın refahı, saray değil. Kız ondan şaşırmıştır, “Ulan benim evim bunun yanında kuş yuvası gibi kalıyor. Kişi başı yıllık gelirimiz 110 bin dolar, Türkler’inki 20 bin dolar bile değilken şu sarayı neleriyle yapmışlar acaba” diye hayrete düşmüştür olsa olsa.

Biz de, “Bizi çok beğendi zahir” diye bir tek istemeye gitmediğimiz kaldı.

SIKINTILI HEDİYE!

Zirve bitti, kimine hava attığımız kimine sonsuz sadakatlerimizi sunduğumuz liderleri uğurladık uğurlamasına ama yolluk olarak tamamına eziyet hediye ettik. 

Mühimmatıyla beraber tabanca vermişiz her bir lidere. Çoğu konsolosluklarına bırakmış, götürenler ateşleme mekanizmasını bozarak almışlar uçaklarına. Belçika Başbakanı Bart De Wever neredeyse tutuklanacaktı. “Lokum mokum vardır içinde” diye açmadan atmışlar bagaja. Ülkeye girişte polis teşhis etmiş tabancayı ve el koymuş. Derdini anlattıktan sonra salmışlar sabiyi.

Bağımsız demokrasi böyle bir şey, kanunların belirlediği çizgiyi geçtiğin an herkes eşit oluyor; başbakan maşbakan tanımıyor sistem. 

Tersi olsaydı da hediye tabancayla sıka sıka girse ülkeye AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan, omuzlara alıp AK Saray’a kadar götürmezsek ne olayım. 

Nato kafa nato mermer III

Evet bu başlığı sevdiğimi söylemiştim katil, sapık ve savaş meraklıları gitti ama yaptıkları bize kaldı.

Her zamanki gibi diğer natolu başlıklı yazıları okumayanlar için başlıktaki lafın ne anlama geldiğine bakalım…

– Bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kökeni Osmanlı döneminde konuşulan Rumcaya dayanır. Yunanca/Rumca “Ná to kefalí, náto mármaro” (İşte kafa, işte mermer) ifadesinin zamanla Türkçeleşerek dilimize yerleştiği kabul edilir. Mermer gibi sert ve şekil almaz bir kafayı sembolize eder.

KURTLU BİR KEK BİLE YOK

Bütünü bir tiyatro sahnesinden daha gerçekçi değil. AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan istiyor ki bütün dünya Türkler’in onu çok sevdiğini sansın. Bu sebeple ne kadar sevmeyeni varsa NATO’cuların görüş alanından çıkardı. 70’e 30 geridedir tahminim. O 30’un 25’i de menfaatleri sona erdiğinde tanımazlar bile. Neyse bu bizim derdimiz değil.

Gelelim asıl konuya…

Kısır günü yapan titiz ev kadınlarını kıskandıracak hazırlıklarla başımızın üzerinde dolaştırdığımız tipler değil bir kutu baklava, kurtlu bir kek bile getirmemişler.

TRUMP’IN KAFA KIYAK

Hasta ruhlu Donald Trump’ın parasını yıllar önce ödediğimiz F 35’leri vereceğinden çok umutluyduk, kol saati bile alamadık. Bir ara “Kendi yaptığımız uçakların motorlarını verecek” falan köpürttü yalama ve yalamaya teşne basın ama oradan da kol saati çıktı.

Adam kafa buluyor herkesle, uçmuş aklıyla; İran’a Japonya falan diyor. İşte o kafayla ağzına ne geliyorsa söylüyor ama hep bizi övdüğünü düşünüyoruz.

1.5 metreden hâllice Meloni (İtalya Başbakanı) bile ağzının payını veriverdi ama biz heyet halinde hayran hayran izledik manyağı. Kapıyı çekip gitti, arkasından bakarken elimizde ne F 35, ne Kaan’ın motoru vardı. Yedirdiğimiz Rize simitleri boğazında kalır inşallah.

İTİBARDA SINIR YOK!

Size bir de sır vereyim, sayısız uçağı, sarayı olan AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın artık bir de havaalanı var. Air Force One insin diye yapıldı ama bir daha ne zaman gelir Allah bilir. Kendine ait havaalanı olan tek lider oldu, şahlanış devam diyor ama bu konunun da bizle ilgisi yok.

Neticede evinden çıkarken bile izin almak zorunda olan Ankaralı’nın çilesi bitti. Metafor değil, televizyonda gördüm. Adam evinin sokak kapısını içeriden çalıyor, polis açıyor dışarıdan, “Nereye?” falan diye soruyor, “İşe gidecektim” diyor Ankaralı; salıyorlar dışarı adamı. Neymiş Macron koşabilirmiş saatler içinde.

NURAY ÖĞRETMEN

Kayınvalidemi kaybettim, çok üzgünüm. Tek kırıcı laf duymadım ağzından; kendim için değil, kimse hakkında kötü bir laf duymadım. İdare ederdi herkesi, 50-60 yıl önce okuttuğu öğrencileri arar, sorar, el öpmeye gelirlerdi. Müthiş bir zenginlik düşününce, n’apayım hanı hamamı; insanların sevgisini kazanabilmek fâni dünyanın en büyük zenginliği.

Tam bir Cumhuriyet öğretmeniydi, açık başıyla beş vakit namazındaydı. Sadece bilmesi gerekenler bilirdi namaz kıldığını, gösterişi utanılacak bir şey olarak görürdü. Cennet onunla çok daha güzel bir mekan olmuştur, yolun açık olsun anneciğim.

Nato kafa nato mermer II

NATO zirvesi var ya Ankara’da çok sevdim bu lafı ben. Katil, sapık, savaş meraklısı tipler ülkemizi terk edene kadar bu başlıktan vazgeçmeyeceğim.

Önce ilk yazıyı okumayanlar için ne manaya geldiğini bir kez daha açıklayayım…

– Bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kökeni Osmanlı döneminde konuşulan Rumcaya dayanır. Yunanca/Rumca “Ná to kefalí, náto mármaro” (İşte kafa, işte mermer) ifadesinin zamanla Türkçeleşerek dilimize yerleştiği kabul edilir. Mermer gibi sert ve şekil almaz bir kafayı sembolize eder.

MAZGALLARI JAPONLAR MI YAPTI!

Şimdi her kafası bozulduğunda, “Eyyy Netanyahu” diye esen AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Devlet Başkanı Binyamin Netanyahu’nun kankası Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Başkanı hasta ruhlu Donald Trump’a iyi bir ev sahibi olabilmek için çırpınıyor. Zirve için evler 182 milyon lira harcanarak panolarla kamufle edildi, yollar yapıldı, ilk defa yolla aynı hizada mazgalla tanıştı Ankaralılar. Bir fırsatını bulursam Ankara’ya gidip gözlerimle görmek istiyorum Japonlar’a yaptırıldığı iddia edilen mazgalları. Sonra Ankara’nın yarısını trafiğe kapadılar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron sabahları koşsun diye iki parka giriş yasağı koydular. Millet bahçeleri oldu illet bahçesi.

O POLİSLERDEN UTANDIM

Para bastılar şereflerine para.

Moto kuryelere yasak geldi, oteller civarında oturuyorsanız eve lahmacun söyleyemeyeceksiniz, taksiciler insana benzetildi. Gösteri mösteri zaten külliyen yasaktı, daha da abarttılar. Mesela bugün Trump ve yancılarını Ankara’nın diğer tarafında protesto eden 15 Türkiye İşçi Partili (TİP) genci milletvekili Sera Kadıgil’in çabalarına rağmen hunharca gözaltına aldılar. 15 gence yüzlerce polis gelmiş. Kahramanca çocukların kollarını büke büke, suratlarını asfalta bastıra bastıra, bağırta bağırta gözaltına aldılar. Öyle gaddardılar ki karşı koymayanları bile yere yatırıp işkenceye yakın şiddetle tıktılar polis otobüsüne. Yüzde yüz eminim ki o görüntüleri izleseler onlar da kendilerinden utanır. Ben şahsen bugün o polisleri onlar adına utanarak izledim.

NEREDE KALDI EYYY BARRACK!

Saymakla bitmez savaş hastası NATO’nun kopillerine yaranma çabalarımız. Mesela esti gürledi mi mangalda kül bırakmayan başkalarının ülküsü için kendi ülküsünden vaz geçen Devlet Bahçeli’nin gıkı çıkmıyor. Bize ölüm ve savaştan başka hiçbir şey getirmeyen NATO’yu bu kadar neden seviyor hükümetimiz, anlamak mümkün değil. Sömürge valisi gibi ortalarda dolaşan ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi küstah Tom Barrack zamanında zevzeklik yapıp, “Tamam sayın başkan, neye ihtiyacın var?’ diye sorduğumda ‘meşruiyet’ dedi. Çok akıllı biri. Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16’lar değil. Mesele meşruiyet” diyerek AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ı zan altında bırakmıştı. Bu sözlere asla inanmak istemedim ama beklediğim, “Eyyy Barrack…” çıkışı da hiç gelmedi.

STARBUCKS FATİHLERİ NEREDE!

Neyse esas merak ettiğim o Starbucks’larda rüzgar gibi esen kurt kanlı alperenler nereye saklandı. Çocukların önünden içtikleri kahveleri alıp yere döken, kolaları kaldırımlara patlatan ülkücü gençlik bu durumdan memnun mu. Niye bıyıklarını sarkıta sarkıta israil’in kankası ABD ve yancılarına derslerini vermiyorlar.

İki şık var; ya korkuyorlar ya da alperenlik bahane hasta ruhlu Trump ile hayat şahane mi diyorlar. Umarım korkuyorlardır.

Aksi takdirde yine iki şık var; ya gerçekten kafataslarının içinde mermer var ya da şeytan. Umarım mermerdir. 

Nato kafa nato mermer

Önce bu laf ne anlama geliyor ona bakalım…

– Bu deyimin Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ile hiçbir ilişkisi yoktur. Kökeni Osmanlı döneminde konuşulan Rumcaya dayanır. Yunanca/Rumca “Ná to kefalí, náto mármaro” (İşte kafa, işte mermer) ifadesinin zamanla Türkçeleşerek dilimize yerleştiği kabul edilir. Mermer gibi sert ve şekil almaz bir kafayı sembolize eder.

Eeee, niye girdik şimdi bu kuyuya; anlatayım…

Malum önümüzdeki günlerde Ankara’da NATO zirvesi var, dengesiz Amerika Birleşik Devletleri Başkanı dahil birçok ülkenin liderini ağırlayacak başkentimiz. Bu sebeple ağır bir makyajlama operasyonuna maruz kalıyor.

Ne mi yapıyorlar; fakir mahalleleri panolarla kapatıyorlar, bazı güzergahlarda insanların dolaşmasını yasaklıyorlar, otoparkları boşaltıyorlar, perma yeleli atlardan oluşan bir ekiple ilk defa karşılaştık mesela. Daha birçok önlem var ama benim dikkatimi en çok panolar çekti. 

AKP KENDİ AYAĞINA SIKTI

Yüksekliği 3 metreye yakın kilometrelerce pano döşediler gecekondu mahallelerin ana yola bakan cephelerine. Hediyesi 181 milyon lira diye yazıyor basın. “Bizden utanıyor mu Devlet” bölümünü söylemeyen, yazmayan kalmadı. Başka bir açıdan bakacak olursak durum bugün ülkeyi yönetenler açısından tam bir facia. 

Özellikle Altındağ ve Pursaklar pano işkencesinden en fazla etkilenen ilçeler. Literatürde “Gecekondu bölgesi” olarak anılıyor. 31 Mart yerel seçimlerinde AKP, Altındağ’da yüzde 47.25, Pursaklar’da yüzde 53.96 oy alarak belediye başkanlıklarını kazanmış. Yani bu iki ilçe için, “AKP’nin kalesi” ifadesini rahatlıkla kullanabiliriz.

BİR ŞEYLER YOLUNDA GİTMEMİŞ

Şimdi bu ilçelerde ikamet eden vatandaşlar, “Hiç şikayet etmeden, büyük bir sadakatle partimize uzun yıllar boyu destek verdik. Tam 22 yıldır kesintisiz AKP kimi aday göstermişse onu seçtik. Hâlâ panolarla bizi saklamaya çalışıyorlarsa demek ki bir şeyler yolunda gitmemiş” diye bir aydınlanma yaşamazlar mı!

Panoların arkasındaki kaldırımlarda, demir desteklerde sekerek, tökezleyerek yürüyen her Altındağlı ve Pursaklı‘nın aklında buna benzer bir soru işaretinin oluştuğunu düşünüyorum.

DİMYAT, PİRİNÇ, BULGUR

Sonuç olarak…

El âleme güzel görüneyim derken kankaları derin bir üzüntüye boğduklarını düşünemiyor mu bu kafa!

Deyimle başladık deyimle bitirelim…

“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” deyimini bundan daha güzel anlatan bir örnek bulabilmek oldukça zor.

Bir sonraki seçimde; karşı aday kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun o kemik AKP seçmeninin aklına alternatif aramak düşmez mi!

NOT: Yukarıdaki fotoğrafı kimin çektiğini çok aradım ama bulamadım. Sadece tüm telif haklarının Mega Ajans ve Rek. Tic. A.Ş.‘ye ait olduğu bilgisine ulaşabildim. Ajansı ve foto muhabirini tebrik ederim, koca bir hikaye tek bir kareye daha güzel sığdırılamazdı.

Adam gibi…

Klişe ve seksist bir laf gibi görünür ama değildir.

Bir işin veya davranışın düzgün, kuralına uygun, yakışık alacak şekilde ve hakkını vererek yapıldığını ya da yapılmaya çalışıldığını ifade eder.

Mesala 2002 Dünya Kupası yarı finalinde Brezilya’ya elendik ama adam gibi elendik. Bu sene hadi Avustralya kazaydı, adamlar basket ve rugby takımlarının devleriyle gelmişler falan filan.

Ama ya Paraguay…

Onlar da II. Dünya Savaşı sonunda ülkelerine para karşılığı sığınan Nazi güçleriyle mi çıktılar karşımıza, yooo.

Türkiye, Paraguay, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri’nden oluşan grubumuzda takım değerimiz ilk iki maçta yenildiğimiz iki takımın toplamının iki katı; gol atamadık gol. ABD’nin değeri bize yakın ve bizi yenen iki takımı güle oynaya harcadı. Son maçımızda isteksizliğimizle beraber bir felaket bizi bekliyor olabilir. Meraklısı için araştırdım. 1982’de Macaristan, El Salvador’u 10-1 mağlup etmiş; rekor onlarda.

Küçük de bir dip not vereyim, grubumuzdaki iki takım futbola futbol demiyor, soccer diyor ve popüler spor olmaktan çok uzak.

KEREM REZİLLİĞİ

Spor tabii ki skordan ibaret değil, milyon yan ürünü var.

Mesela iki maçta da gereksiz ve çok uzun süre oyunda kalan Kerem Aktürkoğlu’nun Paraguay maçında oyundan çıkarken tribündeki taraftar ona ne diye bağırırsa bağırsın, dönüp si..ir çekmesi futbol adına belki de turnuvanın en iğrenç görüntüsüydü. Bu tipin ne kendine ne de oynadığı takıma yararı var. Galatasaray birlikteliği bir süre bu problemli çocuğa kalkan oldu ama o dönemde bile yaptığı tuhaf hareketlerle Giresunspor maçı oynanırken Marcao’nun sabrını tüketmişti. Brezilyalı futbolcu sahalarda çok nadir görülen bir şekilde takım arkadaşı Kerem’i sahanın ortasında tekme tokat dövmüş ve kırmızı kart alarak oyundan atılmıştı.

Taraftara ettiği küfür sonrasında bu tipin Milli Takım’ın değil kadrosuna, maçlarında tribüne bile alınmaması gerektiğini düşünüyorum.

ALMANLAR’I KISKANDIM

Dedik ya milyon haber çıkar Kupa’dan. Dün oynanan Almanya-Fildişi Sahili maçı da güzel bir hikayeye vesile oldu. Kupa’nın gördüğü rağbet nedeniyle her şeyin fiyatı artmış Amerika Birleşik Devletleri’nde. Uçak, tren, maç bileti vs. ateş pahası. Alman seyircilerin bir bölümü de fahiş yol fiyatlarından şikayet edip New Jersey’deki maça New York’tan gelemeyip anca televizyondan izleyebileceklerini açıklamışlar. Durum futbolcuların kulağına gelince, New York’ta kalan yaklaşık 600 Alman taraftarın masrafını topladıkları parayla futbolcular çekmiş.

Bizimkiler de kendilerini eleştiren basın ve taraftara balkonda sigara içerek fırça ve saha içinde de içten bir si..ir çektiler. 

Anladınız herhalde; ne yazık ki saç, bıyık, kaş, kas göstererek adam olunmuyor çocuklar.

Artık sadece çocuksunuz, ne yazık ki Bizim Çocukları kalplerimizden attık. Yenildiğiniz, elendiğiniz için falan değil, adam gibi yenilmeyi beceremediğiniz için.

PERŞEMBENİN GELİŞİ

Sakillik sadece sahada yaşanmadı, Amerika Birleşik Devletleri’ne gidişimiz de ayrı bir komediydi.

Bir tanıtım filmi hazırlanmış, ilk Türkiye Futbol Federasyonu’nun internet sitesinde gördük. Büyük ihtimal İskeletor Başkan’ın bilgisi dahilinde yapılmıştır. İçinde futbol ve futbolcudan başka her şey var. İHA var, SİHA var, F16 var, savaş gemileri, füzeler falan envai çeşit mühimmat var.

AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşit çeşit pozu var, top oynuyor, tribünde, kürsüde, yürüyor, koşar gibi yapıyor; ne ararsan var; sanırsın takımın hocası, olmadı santrforu. Sorsan bu kadar görünmeyi belki kendi bile istemez ama kraldan çok kralcılıkta da sınır yok.

İşte ben tüm bunların toplamından üzgünüm. Yoksa sporda yenilmek de var elenmek de; ama makbulü adam gibi olanı.

Eminim ki siz hâlâ İskeletor Başkan’ın vaat ettiği Bodrum’daki villaların hayalini kuruyorsunuzdur. Şaşmaz, istisnalar hariç futbolcunun dini imanı paradır.

BİLMİYORUM KEMAL

Adam gibi lafı açılınca hemen aklıma geldi hiçbir şeyi adam gibi yapamayan, evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu.

Sözcü televizyonu kendisine altın tepside ihtiyacı olan aklanma imkanını tanıdı. Yine tüm beceriksizliği, tüm liyakatsizliğiyle fırsatı eline yüzüne bulaştırdı.

Sorulan tüm kritik sorulara “Bilmiyorum, okumadım, hukukçular baksın, öyle olması gerek” diye kaçamak cevaplar verdi.

Yayından önce CHP’lilerin yüzde 1’inin desteğine sahip olduğu söyleniyordu, o da uçtu gitti. 

Bence röportajı yapan gazetecilerin tüm yumuşak tavırları karşısında bile dağıldı. Biçareliği gözüne de sözüne de yansıdı, kimse silkelemedi ama o yine de silkelendi. 

Gerisini tarihe bırakalım, halkın “Hain” yakıştırması birkaç 5 yıl içinde iltifat gibi kalacaktır mutlak gariban için.

Remzi hür

Her gün ülkeyi ilgilendiren milyonlarca kötü şey oluyor, hepsine yüreğimiz kanıyor ama melanet yakına değince başka bir acı tat bırakıyor burnumuzun direğine.

Remzi (Sanver) ile arkadaşlığımız neredeyse yarım asırlık. Sebebi belli olmayan bir gerekçeyle tutuklandı serin bir ekim sabahı. Sebebi belli değil dedim ama aslında hikaye aynı, “Yargıyı şantaj amacıyla kullanmak”.

“Benim gibi düşünmezsen, benim rakiplerimi yok etmek için yalan yanlış bir şeyler yapmazsan alırım içeri.”

İşte son yılların modası bu siyasette. İktidarı kaybedeceğini anlayan AKP zihniyetinin son çırpınışları. Tabii ki bu tehditler karşısında dizleri çözülenler de oldu, koca bir sepette kaç çürük yumurta olursa o sayıda çözülme haaa. Büyük çoğunluk dimdik ayakta, iktidarın tarihe karışacağı günü bekliyor. Detay bilmiyorum ama büyük ihtimal Remzi’den de çözülmesini istemişlerdir ama tanıdığım Remzi lafla ezmiştir çirkin teklifi getirenleri.

Uzatmadan, rehin alınan Remzi’nin esareti sona erdiği için çok mutluyum, ailesine, Galatasaray ailesine, Mason ailesine, sevenlerine geçmiş olsun.

AKLIMI OYNATACAĞIM

Bu da bir tahliye ama aklım almıyor, böyle bir sapık nasıl insanlar arasına salınır. 

Salınanın adı Yusuf Ziya Gümüşel, 6 yaşındaki kızını 29 yaşındaki bir herifle evlendiren hasta ruhlu bir tip. Hiranur Vakfı denilen örümcek kafalıların buluştuğu İsmailağa Cemaati’nin yan kuruluşunun kurucusu. Sağlık sorunları nedeniyle yurt dışı çıkış yasağı ve ev hapsiyle salıverilmiş. Bebek gelin H.K.G’nin çektiği işkenceye dayanamayarak konuşmasıyla bir bebeyle evlenecek kadar hasta Kadir İstekli ile birlikte yargılanıp 18 yıl 9 ay hapis cezası almıştı. Aynı davada Kadir İstekli 37 yıl ceza almıştı, tabii ki o da tarikatçı.

Biz tarikatları sıklıkla taciz, tecavüz, kandırılma, korkutma, badeleme ile duyduk.

İsmailağa Tarikatı kurumu Hiranur Vakfı, Ensar Vakfı ve KAİMDER, Uşşaki Tarikatı, Süleymancılar, Badeci hoca en medyatik ve tacizin mahkeme kararıyla sabit olduğu kanıtlanan tarikatlar. 

Umarım 6 yaşındaki bebeye uçkur çözmeye yeltenen manyağı da bahaneyle salıveren bir hakim görmeyiz.

Hakim demişken, 6 yaşındaki kızını 29 yaşındaki adamın koynuna sokacak kadar sapık düşüncelere sahip birini insanlar arasına gönderen kararı imzalayan hakimin ruh hâlini çok merak ediyorum.

Bu günlerin geçeceğini umarak aklımı yerinde tutuyorum, sanırım siz de aynı hâletiruhiye içerisindesiniz.

Gulliver Devler Ülkesinde

Aslında 40 yıla yaklaşan meslek hayatımda teknik direktörleri birkaç istisna haricinde neredeyse hiç eleştirmedim.

Aylar boyunca, haftanın her günü takımındaki oyuncularla beraber olan o, soyunma odası gibi kutsal bir yerde öğrencilerinin gözünün içine bakan o, sağlık heyetinden günde defalarca rapor alan o, derdi olanı dinleyen o; ne haddime yattığım yerden bir teknik direktörü eleştirmek.

Haaaa, saha dışı yaptıkları için en babasını bile yerden yere vurmuşluğum vardır ama saha içi onun, taktik onun, oyuncu tercihi onun.

Ayrıca her Türk erkeği teknik direktördür ama o işin eğitimini alan gerçeğidir. Bakın fahri siyasetçiler ülkeyi ne hâle getirdiler. Fahri teknik direktörlük de olmaz, doktorluk da olmaz, avukatlık, gazetecilik, ekonomistlik de olmaz. Eğitim şart, okumak, üniversite vs. hepsi şart.

KARİYERİ ÇOK ŞIK

Konumuza dönelim hazır dünya kupasını yaşıyorken.

Teknik direktör dedik ya, bizim takımınki Vincenzo Montella; İtalyan. Eski futbolcu, Sampdoria, Roma gibi İtalya’nın en iyi takımlarında forma giymiş hatta İngiltere Premier League’e transfer (Fulham) olmayı başarabilmiş, kariyerli bir golcü.

Teknik direktör olarak da Roma, Sampdoria, Milan, Sevilla, Fiorentina gibi kalburüstü kulüplerde görev yapmış. Futbol bilgisini eleştiren, “Ben görüyorum, hoca görmüyor” diyenlere yanıldıklarını söyleyebilirim anca.

Onca kariyer boşa yapılmaz, bu yazıyı okuyan herkesten çok daha fazla futbol bilgisi, tecrübesi olduğundan kuşkum yok.

Amma bu kez ukalalığı bizzat kendim yapmak istiyorum.

YA OYUN PLANI YA FORVET YANLIŞ

Kardeşim Avustralya defansının göbeğindeki Souttar kimine göre 1 metre 98 santim, kimine göre 2.01 metre. Sağ stoper Circati 1.98, sol stoper Burges 1.94 metre.

Koy Efes Pilsen bench’ine, sırıtmazlar. 

Bizim forvet Kerem Aktürkoğlu 1.72 metre, Gulliver Devler Ülkesinde gibi bir durum söz konusu. Kişisel tecrübelerim bizim futbolcuların deklare ettikleri boydan birkaç santim az olduğunu da söylüyor.

Hadi Montella demiş olsun ki, “Kerem kısa ama cıva gibi, sıyrılır gider aralarından”.

Ama kardeşim öyle bir oyun planın da yok, Barış soldan girip orta yapıyor rakip ceza sahasının içine, sanki Oshimen var orada. Sağ kanat zaten felç, Hakan Çalhanoğlu’nun Zeki’ye verdiği enfes pas harici girişimimiz yok.

Eeeee, bu durum karşısında devler arasında ezilecek bizim çocuk sonucunu çıkarmak için dahi olmaya gerek yok.

Takımda Can Uzun var 1.86, Deniz Gül var 1.92; turist değiller, onlar da forvet. 

KEREM EZİLDİ DE EZİLDİ

Neden Montella farklı düşündü?

Çünkü o da futbolculuğunda forvetti ve onun da boyu 1.72 metre. 

İşte tarihi hata, “Kısalar da yapabilir” diye geldi büyük ihtimal. Yapar tabii ki ama ona göre taktik yapacaksın be hoca. Avustralya’nın çok kalite ayakları olmadığı için gizli favori gösterildiğimiz turnuvada bize karşı kapanıp oynayacaklarını geçen sene bile biliyordu biraz futbolla ilgilenenler.

Sen neden önlemini almadın, hadi kendi kariyerinden ve boyundan dolayı “Kısa futbolcudan da forvet olur” düşüncen var…

Tüm Türkiye gördü Kerem’in ezildiğini, ya taktiğini ya da forvetini değiştir. Kenan’ın oyuna girmesi bile hareket getirdi takıma.

Mağlubiyetin tüm yükü zaten biraz rahatsız bir tip olan Kerem’in omuzlarına yüklendi, yazık değil mi çocuğa hocam.

RAKI YOKSA HAFAKAN VAR

Dünya sonu da değil ha, bir önceki Dünya Kupası sahibi Arjantin de 2022’de Suudi Arabistan’a 2-1 mağlup olarak başlamış ve sonunda şampiyonluğa ulaşmıştı. 

Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri‘ne de Paraguay‘a da yenildik diyelim. “Ulan sizin için sabahın köründe kalktık” diye zırlayacak mıyız; kalkma kardeşim zor geliyorsa. Rakı içemiyoruz ya belki o saatte, ona huysuzlanıyoruz😊

Neyse, “Namaza uyanmıyorsunuz ama maça saat kurup kalkıyorsunuz” diye kişneyenleri umarım adalet sıklıkla başvurduğu Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesiyle cezalandırır.

216. MADDE

​“Halkı, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliğinin açık ve yakın bir tehlikeye düşmesi halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

Vitaminsiz

AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın parmağında oynattığı evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu bu kez de Parti Meclisi’nde oy kullanamasınlar diye 9 milletvekilini ihraç etmek istiyor.

Tüm peygamber develerinden özür diliyorum ama kolpadan diklendiğinde vallahi de benziyor. Nefret edilme meziyetini bin katına çıkardı son 20 günde vitaminsiz.

OĞLU BİLE…

Partinin milletvekilleri tarafından sevilmiyor.

Partinin il başkanları tarafından sevilmiyor.

Partinin ilçe başkanları tarafından sevilmiyor.

Partililer tarafından sevilmiyor.

Gönlü Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) yana olanlar sevmiyor.

Başka parti sempatizanları hâllerine bakıp tiksiniyorlar.

Halk desen bir kaşık su arıyor.

En son öz oğlu bile sorulan soru karşısında, “Babamın son yaptıklarını onaylamıyorum” dedi.

Baba olsa sevilmez meret…

Kendini rezil ettiği yetmiyormuş gibi; ailesini, CHP’yi, CHP’lileri utandırdı.

YİYORSA SOKAĞA ÇIK

Ne düşünüyor, nereye kadar ilerleyebileceğini sanıyor bilmiyorum ama sokakta yürüyemeyeceğini, yeni kankası adam göndermezse miting, toplantı vs. yapamayacağını net biliyorum. Hele hele çarşıda pazarda dolaşamayacağından adım gibi eminim. Halkın arasına çıktığı an tükürükle boğulur gibime geliyor.

HÜKÜMETİN CANKURTARANI

Tek seveni gündemi ekonomik çöküntüden CHP’ye kaydırdığı için AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan ve yandaşları. Bir de küçük bir iskemle için yüzlerini köseleyle kaplatan 20-30 fırsatçı. 

Kovmaya, kasaya konmaya, iptallere, ithamlara yetkisi var; kurultay yapmaya yok.

Yapma ya, maldık biz de; yedik!

“Hata ettim, kandırıldım, bir anlık zevk için ruhumu sattım. Özür diliyor ve evime dönüyorum” diyerek sahneden çekilmesi son şansı. Yoksa siyaset tarihine ne söylersem hakaret suçu oluşturacak kelimelerle geçecek. Bin yıl, on bin yıl, milyon yıl; insanlar yaşadıkça mide bulantısıyla anılacak ismi.

“Yüzüm çift kat astar” diyorsun ama eşinden, çoluğundan çocuğundan, torunundan biraz utanman varsa çık yeni kankanın yörüngesinden.

Sorsan hepsi Müslüman

Din bilgim iyidir, aklımın erdiğince kitapları okuyup anlamaya çalıştım. Çoğu yerde mantığım ağır bastı, bazı hikayeler çok etkileyici vs.

İnen kitaplardan da edindiğim ortak fikir; Yaradan insan elçiler kullanarak varlığını ilan etmiş ve kullarını ahlaklı ve dürüst bir yaşam sürmeleri konusunda uyarmış. Uymayanları da zamanı geldiğinde fani dünyanın bence en acı verici fiziki şiddeti olan yakarak cezalandıracağını korkunç ifadelerle anlatmış.

En keskin ayrım; Musevi inancına göre cennet – cehennem yok, bu dünya her hesabı kesiyor. Uzun ve sağlıklı bir yaşam en büyük ödül cennetle eş değer. Sıkıntılı ve kısa yaşam ise cehennemin karşılığı. Bu tasarıma haddim olmadan kafam basmadı. Netanyahu denilen bir ruh hastasının emriyle, bombalayarak öldürülen henüz günahla tanışmamış bebekler mi cehennemlik yani!

DİN Mİ AHLAK MI!

Buraya kadar ritüeller hariç tüm dinlerin ortak noktası insanları iyiliğe yöneltmek. Özellikle son din olan Müslümanlık’ta dürüstlük, ahlak sahibi olmak, hak yememek vs üzerinde çok durulmuş.

Çocukluğumdan hatırlıyorum, din bu kadar ön plana çıkmamış olmasına rağmen insanlık bugüne nazaran çok daha emin ellerdeydi. 4-5 yaşlarımızda sokakta oynardık, 7-8 yaşlarımızda sinemaya maça giderdik, 15-16 yaşlarımızda parayı denkleştirebilirsek kankalarla tatile.

Eskiden ülkece daha ahlaklıydık, başka deyişle yeni Türkiye’nin ahlak sorunu var.

YAKALAYAN YAKALADIĞINI…

Pazarcısından politikacısına, öğrencisinden öğretmenine, esnafından memuruna, erkeğinden kadınına herkes birbirini kandırmak için yarışıyor. Sorsan hepsi Müslüman, her lafın başında sonunda Allah’ı ağızlarından düşürmüyorlar ama arkanı döndüğünde pörsümüş hıyarı sokuşturuveriyor poşete pazarcı. Örnekleri çoğaltmaya gerek yok siz de biliyorsunuz yakalayanın yakaladığını oracıkta öpüverdiğini. Mesela piyasada satılan balların tamamının bal olmadığını, bala benzerlikleriyle sınıflandırıldıklarını biliyor muydunuz?

Bu kadar çok dolandırıcı haberi geliyor muydu eski Türkiye’de kulağınıza. 4 yaşında çocuğunızu parka yalnız yollar mısınız, 7-8 yaşındakini yalnız sinemaya, 14-15 yaşındakini yalnız tatile? Okul servis şoförlerinden bile işkillenmiyor muyuz hapçı mıdır otçu mudur diye.

En basiti kaç kişi trafikte size yol veriyor; çıkamayacağı kavşağa girene mi küfür edersin tek şeritlik ayrıma 4’üncü sırayı yapan yavşağa mı!

TOPARLAMAK ZOR OLACAK

Son 25 yılda birçok şey kaybettik ama birincilik ahlakta.

1 Ekim 2008’de yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlik Sigortası Kanunu’yla emeklilerin gelecekte alacağı maaş neredeyse yarı yarıya tokatlandı dini bütün hükümetimiz tarafından. Gerçek ekonomistlerin yalancısıyım vallahi.

Ekonomist demişken dinle ekonomiyi meç etme çalışmaları ekonomimizi çökertti. 5 yıl oldu hâlâ toparlayamadık. Pinokyo TÜİK yüzünden sabit gelirliler olarak yaşadığımız enflasyonun yarısı oranında iyileştirici ayara maruz kalıyoruz. Türkçesi, 2024’te emekli maaşınla 50 kilo et alabiliyordun bugün 25. 2028’de 12.5 kilo alabileceksin aynı Pinokyo TÜİK kalırsa başımızda.

Sonuçta eti de buluruz bir gün, ekonomimizi düzeltecek gerçek bir ekonomisti de. İşsizliği de hallederiz, doları da. Ama toplumun bozulan ahlakını geri getirebilmek çok zaman ve emek isteyecek.

Şakşak

Hepimiz biliyoruz ki evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) kayyum atanması adli, hukuki, tüzüksel, matematiksel ya da mistik bir olay değil, tamamen siyasi.

Sosyal medya evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir kukla, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ı ise bir kuklacı olarak yapay zekaya çizdiren kullanıcılarla dolu; bence o boyut aşıldı.

SIRIM, ŞAKŞAK, SAÇAK

Nedir sırım, şakşak ve saçak?

Kamçı ucuna takılan deri ya da ipten yapılmış aparat (Aslında aparat da fena değil😊). Kimi zaman kamçılanana daha fazla acı vermek kimi zaman da ekstra gürültüyle kamçının etkisini artırmak için kullanılır.

Evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu kuklalıktan mezun olalı birkaç sene oldu. O artık başkasının savurmasıyla gerdan kıran, çılgınca yalpalayan, asla dik duramayan bir kamçı ucu. Ben üç isim içinden şakşak ve saçak arasında kaldım, sizinki ne olur acaba!

Bir de evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nun düştüğü bu hâl karşısında kardeşlerinin, eşinin, oğlunun, gelininin, torunlarının ne düşündüğünü merak ediyorum.

Vallahi kolay bir ruh hâli değil, sabır diliyorum akraba ve hısımlarına. 

ÇÖKEN EKONOMİ KONUŞULMALI

Ülkenin derdi aslında CHP değil, çöken ekonomisi. CHP, içinde kavga varmış gibi yapılıp cambaza bak hesabı, profesyonelce kullanılıyor.

Enflasyonda Avrupa şampiyonuyuz, Pinokyo TÜİK‘e göre yüzde 32.37 ile bir numarayız, gerçek rakam marketlerde yaşadığımız kadarıyla iki katından fazla. En yakın takipçimiz yüzde 9.9 enflasyona sahip Romanya‘ya tur bindirmişiz.

Dünya’da 195 ülkenin arasında Venezuela, Güney Sudan, İran ve Arjantin’den sonra sondan beşinciyiz. Zırt pırt yardım ettiğimiz Somali’de enflasyon yüzde 5.7, taş taş üstünde kalmayan Filistin’de ise yüzde 21.78.

Sadece bu rakamlara bakarak ünlü ekonomistin ülkeyi 25 yılda nasıl batırdığını konuşmamız gerekirken CHP’yi tartışıyoruz ya, sanırım şakşakı hak ediyoruz.