Posts Published by admin

Bayram müjdesi benden

AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan tahtından iniyor. 

Nereden mi çıkardım, kanka olarak evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nu seçti de ondan. Şimdiye kadar girdiği tüm seçimleri kaybetmiş birini yol arkadaşı yaparsan hüsranla oturursun. Tam 13 seçim kaybetmiş evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu. 14’üncüyü yüklüyor şimdi kariyerine.

“Alın size müjde işte, pilav üstü döner 600 lira olmuş, domates, biber fiyatları el yakıyor” desem daha mı mutlu olacaksınız. Bayramlık yapayım dedim.

KORKTUKLARINI BİLİYORUZ

Şaka bir yana buruk bir bayram yaşıyoruz ama inanın bugün yaşadığımız garabetin mimarları sizden çok daha kötü durumdalar. Aşırı korkuyorlar, biri seçimden, seçimdeki rakiplerinden korkup her türlü belden altı oyuna imza atıyor. Diğeri mancınıkla atıldığı parti başkanlığı koltuğunu tekrar kaybetmemek için kurultay yapmaya bile cesaret edemiyor.

Birine sorsak şahlanıyoruz, diğerine göre ise iktidar yolculuğu başladı. 

50 civarı IQ ile hayatı devam ettirebilirsin ama çok sık yardım alman gerekir. İşte bu durumdakiler bile bu ikilinin siyasette yolun sonuna geldiğini tahmin edebiliyor.

Balık da ağzında iğne denizden çıktığında çırpınır da çırpınır. Aslında o da bilir livardan kurtuluş olmadığını ama bir umut çırpınır. İşte o balık kadar bile şansları kalmadı.

MUHTAÇ OLDUĞUMUZ KUDRET…

Nihayetinde son yılları çok ağır geçen istibdad rejimine ayırdığımız sürenin sonuna geldik.

Güzel günler bizi bekliyor, dik durmalı, eğilmemeliyiz. Direncin sonunda kısa vadede emeklimiz bizi kıskanan Alman emeklisinin seviyesine çıkmayı hayal etmese de; yolsuzlukların, adaletsizliğin, tarikat cahilliğinin derhal kesileceğinden kuşkusu yok.

Bu ülke küllerinden doğdu, bir kez daha doğmaması için önünde hiçbir engel yok. Tüm fabrikalar, limanlar, tersaneler satılmış olsa bile muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut. 

Cümlenize iyi bayramlar…

Evlat olsa…

Evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu; Judas İscariot, Marcus Junius Brutus, Benedict Arnold ve Vidkun Quisling isimlerinin yanına kendi adını büyük bir pişkinlikle yazdırdı.

Kim mi bunlar, 2 bin ila 80 yıl önce yaşamış isimler ve onlar da evlat olsalar sevilmezlerdi. 

Judas Hz. İsa’yı Romalılar’a 30 gümüşe sattı, Brutus Jul Sezar’ın kankasıyken suikastında aktif rol alarak sırtına hançeri sapladı, Benedict Amerikan bağımsızlık savaşında general rütbesi taşırken meşhur West Point Kalesi’nin kapısını düşman İngilizler’e açtı, Quisling ise II. Dünya Savaşı’nda Norveç hükümetini devirip Almanya’yla kankalık yaptı. 

Kısaca…

Koyu bir hristiyana “Judas”, bir İtalyan’a “Brutus”, bir Amerikan milliyetçisine “Benedick” veya bir Norveçli’ye “Quisling” derseniz yumruğu burnunuza yersiniz.

80 – 90 sene sonra, bugünü yaşayanların tamamı artık yaşamıyorken bir Türk’e “Kılıçdaroğlu” dendiğinde o da patlatacak yumruğu.

GARABETE AKLIM YETMEDİ

AKP’nin ekmeğine yağ süren evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu bu hamleyle neyi hedefliyor anlamakta zorluk çekiyorum. Herhangi bir seçimde yüzde 1 (Bir) oy alma ihtimali olmadığını o da görüyordur herhalde.

İlk genel kurulda yine seçilemeyecek CHP’de, bunu da biliyordur.

“Sandığa giden CHP’yi görünce basar” diye düşünüyorsa CHP’den ayrılıp DSP‘yi kuran Bülent Ecevit’in 99 seçimlerinden birinci parti çıktığını hatırlamıyor olamaz. Hatta o seçimde Deniz Baykal liderliğindeki CHP’nin barajı geçemediğini unutmuş da olamaz.

Aklıma tek şey geliyor, CHP’yi bölerek seçimi tekrar AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’a kazandırmak.

Bunu da neden yapsın, daha 3 gün önce kendisini şamar manyağı yapan birine neden kıyak geçsin!

Vallahi aklım yetmedi!

MADALYONUN GERÇEK YÜZÜ

Bir de işin mali yönü var. Bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’na kurulan kumpasın maliyeti 60 milyar dolar oldu ülkeye; bu rakam bir de Pinokyo TÜİK’in sallaması. Aslında 300 milyar dolar diyor gerçek ekonomistler.

CHP butlanı ülkeyi çatırdatır bu kırılgan ekonomik ortamda.

Kötü rakamlarda ya dünya şampiyonuyuz ya da ikinci. Her koşulda ilk üçe oynuyoruz lanetlenmişler liginde. 

Eeeee bunu da görüyor herkes, neyin ısrarı. Sağlı sollu yumruklarla grogi olmuş boş boş bakıyoruz hakeme.

4 kişiye bir gün yetecek bir tencere etli yemek bin, etsiz 500 liraya kaynıyor.

Tedavüle çıktığı gün yani 1 Ocak 2009’da 131 dolar satın alan 200 liralık banknot bugün neredeyse 4 dolar ediyor.

1 Ocak 2009 ekonomimize butlan yapsak bugünkü 200 liralık banknotun alım gücü 6 bin lira olacak.

Ne demek, karıştırdın mı hesabı, basit anlatayım…

Ülkemizin ekonomisi 1 Ocak 2009’daki kadar güçlü olsa, nası yaşamamış olsak, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” icat edilmemiş olsa küçük bir pazar alışverişine harcadığın parayla lüks bir daireyi kiralayabilecektin.

Asgari ücretle 7 çeyrek altın alabilecektin, yani bugünün 76 bin lirası gücünde asgari ücretin olacaktı.

Şimdi daha net anladık mı neyin butlanına ihtiyacımızın olduğunu!

Olmasaydı olmazdık

19 Mayıs’ı gençlere, Türkiye’yi hepimize armağan eden Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e şükranlarımı sunuyorum.

Yolundan bir gün bile şaşmayacağız Atam, rahat uyu çünkü muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut.

Kedidir kedi!

Bugün size seçimli bir kedi köpek hikayesi anlatacağım ama her zamanki gibi ana konumuzla başlamakta fayda var; pahalılık.

AKP ve en ünlüsü de dahil ekonomistleri ülkeyi batırdılar. Öyle dibe vurduk ki anlatacaklarım karşısında dehşete kapılacaksınız.

Önce kendimden örnek vereyim; 2016 yılında ilk emekli maaşımı aldım. Asgari ücret bazında karşılaştırırsak bugünkü maaşımın 85 bin lira olması gerekiyor. Çeyrek altınla yaparsak aynı hesabı 190 bin lira. Vallahi on kere baktım, tekrar tekrar hesapladım ve bu rakamlar çıktı her seferinde. Eğer siz de 2016’daki gelirinizin ne kadar olduğuna ulaşabiliyorsanız, o yıl 210 lira olan çeyrek altın üzerinden karşılaştırma yapabilirsiniz.

KISKANMA LAN BİZİ İNGİLİZ

Hadi biz çukuruz, çamuruz, çapulcuyuz; her türlü mankurtluğu yapıp ülkemizi gül gibi yönetenlere nankörlük peşinde olabiliriz. Elin İngiliz’i ne ister ki sizden, kaldı ki zaten kıskanıyorlar bizi sonsuz hasetle.

Ama öyle değil işte, dehşet içinde izliyorlarmış bizi de biz onların surat ifadesini karıştırıp kıskanıyorlar sanmışız. 

İngiliz gazeteci Lizzie Porter bir market araştırması yapmış; 19 temel üründen oluşan sepetin Londra’daki maliyetinin 44,53 sterlin, İstanbul’daki sepetin maliyetinin 71,99 sterlin olduğunu tespit etmiş. Detaylar her yerde var, boğmayayım sizi hafta başı hafta başı.

Ama şunu bilmekte fayda var, İngiltere’de asgari ücret 2 bin sterlin; yani 120 bin lira. Bizimkinin su içinde 4 katı. Yani kıskanç İngiliz kazanırken bizden 4 kat fazla kazanacak harcarken de neredeyse yarı yarıya ucuza alacak aynı şeyi!

TAKSİRATMETRE ŞİŞTİ

Bu ekonomik tablo eşliğinde ister Anayasa değişikliğiyle, bütün butlanlarla seçime git; müsebbiblerinin seçilme olasılığı yok. Daha fazla zalimlik yapıp da taksiratmetreyi şişirmenin âlemi yok. Bu tarafta da öbür tarafta da günü geldiğinde ödemede kabarmadan başka bir işe yaramaz.

HAYVAN DOSTU CHP

Başta kedi medi demiştik ya, anlatayım.

Bir gecede lider olan Özgür Özel’in yukarıdaki fotoğraftaki kedisinin adı Zafer. Bir tane de genel merkezde bakılmak üzere köpek sahiplenmiş, onun adı da Mayıs.

Bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’nun Thor isminde bir Golden Retrever köpeği var. Ayrıca iyi kalpli İstanbullular’ın göz bebeği Boji var; toplu taşımayla İstanbul’u turlayan Kangal-Çoban kırması.

Mansur Yavaş ise belediyedeki makamını Khaleesi  isimli Siyam kedisiyle paylaşıyor.

SEÇİMDEN KORKUYORLAR

Niye mi öğrendik bu kedilerin köpeklerin isimlerini, anlatayım…

Normal tarihinde yapılırsa seçimlere tam 2 yıl var, yavaş yavaş huninin dar kısmına geliyoruz. Erken mi olur zamanlı mı olur bilemem ama bence erken treni kaçtı. “Hapis” dendiğinde korkan birkaç CHP’li var ama “Seçim” dendiğinde zangır zangır titremeyen AKP’li yok. Sadece seçimi kaybetmekten değil, her şeylerini kaybetmekten korkuyorlar. Düşünsenize, çakarlı araç olmayacak artık hayatlarında, lüks, şaşaa, koruma, özel uçak olmayacak. En acısı da dili dışarıda yalamaya hazır yalakalar geldiklerinden de çabuk çıkacaklar hayatlarından. 

Kısaca…

Tüm rakipler zindanlara atılsa da, ana; hatta yavru muhalif partiler kapansa da iktidarın bu ekonomik felaketle gireceği seçimde şansı Zafer’den, Mayıs’tan, Thor’dan, Boji’den, Khaleesi’den fazla değil.

Dava çöktü

Bahar dallarının tomurcuklanmaya başladığı 19 Mart 2025 Çarşamba günü sabahın ilk ışıklarıyla kurdelesi kesilen İBB Davası dün tüm hatlarıyla çökmüştür; en azından benim için.

Ne hukukçuyum ne de bu konuda ihtisaslaşmış bir gazeteci. Ama doğru ile yanlışı hayatın her dallandığı yerde görebilecek kadar aklım var. Gelişen olayların birçoğu tam da benim öngördüğüm gibi sonuçlanır.

Bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu davası için hükümet elemanları, adli erkân, siyasi aparatlar, sosyal medya trolleri, yalama basın devreye sokuldu ve dün gelinen nokta en sert İBB Davası destekçilerini bile düşündürdü.

Bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’nun gerçekten sadece 112’ye bir bağımlının yaptığı ihbarla casus ilan edildiğini gördük. Etkin pişmancı casuslukla suçlananların casus olmadığını söyledi mahkemede. Savcının da etkin pişmancının söylemesini beklediği laflardan başka argumanı yokmuş. 

MİT’İ BİLE ATLATMIŞLAR!

Böylesi ne görüldü ne duyuldu, birilerini casuslukla suçlamak bu kadar kolay mı!

Suçlananları hadi hiç sallamıyorsun; koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni, dışişlerini, MİT’ini falan da mı silip attın be arkadaşım. “Onlar uyuyor, casusu tek başına ben buldum” mu diyorsun yani. Ben MİT olsam çok kırılırdım bu davanın iddianemesini kaleme alanlara.

MASUMİYETİ KAŞELENİYOR

Süreçte birçok şeye kıraça gibi atlandı ama şu ana kadar en koyu AKP seçmenini bile ikna edemedi bu dava; bir sonraki cumhurbaşkanı Ekrem İmamoğlu’nun casus, hırsız, nursuz olduğuna dair.

Aksine her geçen gün halkın gözünde masumiyeti kaşeleniyor.

– “Çantalarla para” dediler, jammer çıktı.

– “Jammer alıp gizli gizli iş pişiriyorlar” dediler, jammerları bir önceki AKP’li belediye başkanının aldığı ortaya çıktı.

– “Lüks otoları garaja saklamış” dediler, otolar MHP’li milletvekilinin çıktı.

– “Özel uçakta âlem” dediler, özel uçak AKP’li iş insanının çıktı. Adam üstüne, “Ben bunlara kılım, uçak muçak kiralamam zaten” diye atar gider yaptı.

– “Kasada milyonlar var” dediler, korumanın silahıyla iki şarjörü çıktı.

– “Babasının bahçesinde Escobar’ı kıskandıracak kadar para gömülü” dediler, solucandan başka bir şey çıkmadı.

– “20 milyon euro rüşveti liderleri Manisa’da bir benzincide aldı” dediler, bir gecede lider olan Özgür Özel’in Ankara’da olduğu ortaya çıktı.

Sonra ne mi oldu!

NE YAPSALAR OLMUYOR

İşe oğullar, gelinler hunharca karıştırıldı. Evli bir çiftin en özel görüntüleri devletin, polisin, savcılığın korumasındayken ortalığa saçıldı.

Amaç ne, esirlerin direncini kırarak etkin pişmancı yapabilmek. Onu bile başaramadı iddianameciler. Direnci kırılan Gökhan Böcek itirafnamesinde parayı topladığını da dağıttığını da istedikleri gibi anlatamadı.

Neymiş efendim, bir iş insanının lafıyla topladığı parayı iyi giyimli, 35 – 40 yaşlarında tanımadığı şahsa teslim etmiş. Hem de arka kapıdan gizlice girdiği CHP genel merkezinde.

DEYİMLER YETERSİZ KALDI

İş çığırından aynı zamanda da zıvanadan da çıktı. Durumu anlatmaya bir özlü söz yetmiyor, karıştırıp pekiştirmek gerekiyor; açayım…

Ne demek zıvana, aynı kapıya çıkan birçok anlamı var. İcat etmeye mecbur kaldığımız özlü sözümüzdeki; bir mekanizmanın en önemli parçası. 

Ne demek çığır, gideceğin yolu gösteren kardaki cılız yol, ayak izi.

Yolumuzdan şaştığımız gibi elimizdeki pusulanın ibresi de zıvanasından fırlayıp karların altında kaybolmuş.

Nereye gittiğimizi kimse bilmiyor, Allah sonumuzu hayır etsin!

İşte yapı

Uzun süredir şampiyonluk sevinci yaşayamayan Galatasaray’ın rakipleri işin kolayına kaçarak peş peşe gelen şampiyonlukları yapıya bağladılar.

Onlara göre hükümet, federasyon, hakemler, derin devlet, silahlı kuvvetler, Trump ve Madonna işi gücü bırakmış Galatasaray’ı şampiyon yapmak için uğraşıyorlar.

Bu sabah Galatasaraylılar 4’ü üst üste olmak üzere toplamda 26’ncı şampiyonluğa uyandılar. Çevremdeki birçok Galatasaraylı’ya göre başkan ve hoca yetersiz, çok kötü oynuyoruz, takıma takviye şart, Osimhen de geldiği gibi değil, Barış‘ın kendine çeki düzen vermesininin şart olduğunu ve artık İcardi‘nin bırakması gerektiğini söylüyorlar.

HEİDİ’NİN POFUDUK BULUTLARI

İşte bunun için, “Sizin hayallerinizin bittiği yerde, bizim gerçeklerimiz başlar” diyebiliyor Galatasaraylılar. “Dört sene üstüste şampiyon olduk, ohhh yan gelip yatalım, Heidi gibi buluttan buluta atlayarak şampiyonluğun tadını çıkaralım” demediği için geliyor başarı.

Hiç unutmam, Galatasaray UEFA Kupası şampiyonu olmuş ben de ertesi sabah gazeteye gelmiştim erkenden. Milliyet’in Bağcılar’daki binasınım spor servisine zafer sarhoşluğuyla bağıra çağıra girdim nasıl olsa bu kadar erken ağır toplar gelmemiştir diye. Büyük yanılgı, İslâm Ağabey (Çupi) herkesten önce gelmiş yazısını yazıyormuş. Önce mutat fırçamı yedim sonra da, “Serdar çok büyük bir iş başardınız, tebrik ederim” dedi sesi titreyerek. “Bir şeyler yapmam gerek” mantığıyla olsa gerek, “Fenerbahçe Büyüklüğü” başlıklı yazısını yazdı gözlerimin önünde.

ELİM KIRILAYDI…

İslâm Ağabey klavye kullanmaz elle yazardı yazılarını, harflerinin boyları 1.5 – 2 santim olan çok karakteristik bir el yazısı vardı. Bir yazı yaklaşık bir düzine dosya kağıdından oluşurdu.

Baba yazar, Ediz (Sırapınar) bilgisayara geçirir, ben de yazıyı sayfaya çekip yayına hazırlardım. Son rötuşları yapan Ediz de yazının bulunduğu kağıtları getirir beraber tashihleri yapardık.

Sonra mı? Bir sonraki iş için etrafı temizlerdim. Ellerimle ayağımın ucundaki çöp kutusuna bıraktım o tarihi yazıyı. Hâlâ her aklıma geldiğinde çok üzülürüm; müzelik bir evraktı.

AKIL MI GAZ MI!

Niye mi anlattım bu anımı, çok basit. 18 Mayıs 2000 Perşembe sabahından bu yana değişen bir şey olmamış.

O sabah İslâm Ağabey’e sormuştum, “Ağabey Galatasaray niye yazmadın, Avrupa şampiyonu olmuş takım” diye. Cevabı çok netti, “Bugün herkes sizi yazacak, ben Fenerbahçeliler’e ümit vermek istedim, teselli lazım, moral lazım.”

“Ağabey, ne ümidi, ne tesellisi! Avrupa şampiyonu olmuşuz, çok büyüğüz yazısıyla avunur mu seninkiler” diye sordum. Bol küfürlü bir girişten sonra, “Olurlar olurlar, sen anlamazsın” dedi ve sigara odasına seyirtti.

31 yaşında genç bir gazeteci olarak iki camia arasındaki farkı o zaman daha net anladım. Biri akılla diğeri gazla çalışıyor.

EFSANE GERİ DÖNÜYOR!

Neticede gaz da lazım belki bazen ama salt gazla, kendini dev aynasında görmekle, paranoyak hislerle devam edildiği sürece ikincilikler de tehlikeye girer. 

Kuyruğuna teneke bağlanarak yollanılan Aziz Yıldırım‘ı kurtarıcı olarak görüyor Fenerbahçeliler’in çok büyük bölümü. “Efsane dönüyor” diye yürekleri kıpır kıpır. Efsane kendi gitmedi ki, küfürlü kafirli tezahüratlarla tarihin en başarısız Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’a verildi mazbata Aziz Yıldırım’dan alınıp. Sonra Ali Koç’un kuyruğuna teneke bağlandı. Geldiği gibi küfürle kafirle gitti Ali Koç. Sadettin Saran ise utanç içinde gitti, şimdi “Efsane geri dönüyor!”

Hem de sadece kızı istediği için!

Gerçekten akıl ve mantığa sığmayan bir şeyler var Fenerbahçe’de.

İYİ Kİ GALATASARAYLIYIM

Başarı sevgiyle gelir, hasetlenip yapı arayanlara yapay zekanın yalan yanlış yaptığı yukarıdaki görsele uzun uzun bakmalarını tavsiye ederim. Sonra da dünya yıldızı Dzeko‘nun tüpgaz önünde mutfaktan uğurlanış fotoğrafını zihinlerinde çevirsinler.

Kalite farkı ve sevginin gücü; yapının yapı taşları bu iki kriterle döşeniyor.

Tüm Galatasaraylılar’ın 26’ncı şampiyonluklarını kutluyorum.

Hedef 27’nci şampiyonluk.

Hedef 4’ten önce 6’ncı yıldız.

İyi ki Galatasaraylıyım📍🧡📍

Askıda Kılıçdaroğlu

AKP ve AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan sayesinde son yıllarda dağarcığımıza birçok kelime eklendi.

Mesela daha önce sıklıkla duymadığımız “Tensip”.

Önce kelime anlamına bakalım…

– Uygun görme, münasip görme veya yaraştırma. 

Ne zaman kullanılıyor; bakan, müsteşar, bürokrat, müdür, memur, müstahdem göreve geldiği zaman, “Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle…” başlayan bir cümleyle kolları sıvıyor. Bu iki kelimeyle makam, koltuk, kalem, kağıt, paspasa beyefendinin isteğiyle sahip olduğunu yedi düvele ilan ediyor ki maksimum saygı görebilsin.

SÜRTÜK, DÜŞÜK, ÇUKUR, ÇAMUR

Biçok da hakaret içeren kelimeyi öğrendik. Daha doğrusu daha önce bildiğimiz fakat siyasetle bağdaştıramadığımız kelimeleri duyduk ülkenin en yetkili ağzından.

Sürtük, düşük, çukur, çamur, çapulcu, mankurt bunlardan ilk akla gelenleri.

Yavaş yavaş hem dağarcığımız genişledi hem de hayret etme duygumuzu yitirdik. 

Evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığını bir gecede lider olan Özgür Özel’e kaptırmasıyla da “Mutlak butlan” girdi hayatımıza.

Hukuk dilinde bir hukuki işlemin, kuruluşundaki temel eksiklikler veya kanuna aykırılıklar nedeniyle en baştan itibaren geçersiz ve hükümsüz sayılması anlamına geliyor.

Bu kelimeyi daha önce duymadığınıza eminim. Ama AKP sayesinde öğrendik, bilgilerimize bilgi kattık.

SESSİZLİK İKRARDIR

Butlan, CHP’nin başının üzerinde Demokles’in Kılıcı gibi sallandırılıyor.

Sessizliğinden belli, dünden razı üzerinden iki seçim geçmiş mağlubiyetinin AKP tarafından iptal edilmesine.

Kısaca, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan kolay av olarak gördüğü evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nu tekrar CHP’nin başına geçirmek istiyor. 2028’deki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakibi olarak görmek istediğine de bire bin bahse girerim.

İktidar muhalefeti de kendi belirlemek istiyor. Çok tuhaf bir şey ama bu ülkenin sakinleri olduğumuz için şaşırmıyoruz tabii ki.

UTANMA VAR MI UTANMA

AKP, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan ve başkalarının ülküsü için kendi ülküsünden vazgeçen küçük ortak, evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararıyla CHP’nin başına geçmesini tabii ki isterler; bundan doğal bir şey yok.

Fakat evlat olsa sevilmez Kemal Kılıçdaroğlu’nun biraz kendisine, partisine, karısına, çocuğuna, torununa saygısı olsa demesi gereken laf çok belli…

– Kardeşim ben seçimi kaybettim, butlan mutlan anlamam asla kabul etmem böyle bir görevi! Mecbur kalırsam da tüzüğün emrettiği en yakın tarihte kongreyi toplar başkanlık seçimini yaparım. Maşa olarak kullandırtmam kendimi. 

Ne diyeyim, hırs iyi bir şey ama bu kadarı da artık utanmazlığa giriyor.

Demokles’in Kılıcı kılığında askıda Kılıçdaroğlu‘ndan başka bir şey olmadığının farkında olduğuna da eminim, hem de başkalarının tensipleriyle.

Hassaslar!

Yazıyı okuyacaksanız, başlamadan önce yukarıdaki fotoğrafa uzun uzun bakıp içinizi ferahlatın. İlerleyen satırlarda öyle daralacaksınız ki tekrar görsele dönüp hülyalara dalmanız gerekecek!

Hıdırellez bugün, baharın müjdecisi. Tabiat Ana‘ya en fazla niyaz ettiğimiz gün. Biz ne yapıyoruz bugün, yukarıdaki Perşembe Yaylası‘na verilen maden arama izninin şokunu yaşıyoruz. “Bu kadar da olur mu?” demeyin, vallahi doğru.

Ordu’nun Aybastı ilçesinde Perşembe Yaylası, tabiat harikası. Her ne kadar bir aşk hikayesi olsa da akıp giden suya da kıyamayıp, “Ordu’nun dereleri aksa yukarı aksa” diyene ilham bir coğrafya.

İstanbul Şişli’nin göbeğine gökdelen dikmek için uğraşan şirket Aybastı’ya da çökmeye çalışıyor. Deltaların göbeğinde değil belki maden sahaları ama akan suyunun kaynağına, havasına, otlayan koyununa, bal toplayan arısına tecavüz edeceği aşikâr.

8 Mayıs’ta direnmek için toplanacak vatanseverler, hani işiniz yoksa…

BOSCH YAPMAYIN

Anneler günü için elektrik süpürgeli bir reklam yapmış Bosch; kurguda bir kadın köpeğinden, “Çocuğum” diye bahsediyor…

Vay efendim sen misin böyle konuşan, bakanından bakamayanına kadar bir kesimde hezeyan!

“Hayvanı nasıl çocuk yerine koyarsın!” diye başlayıp artamayan nüfus problemini bu reklama bağlayan mı istersin, “İşte CEHAPE zihniyeti bu” diyen mi, “Siyonist güçler işbaşında” çığırtkanlığı yapan mı; tekmili saldırdı ve reklam yayından kaldırıldı.

Herkes bir şeyler söyledi, “Kedi köpek edindikleri için evlenmiyorlar, çocuk yapmıyorlar” bile diyenler oldu.

Ulan kadının belki aslan gibi kocası var, çok istemesine rağmen belki çocuğu olmuyor; kıçının kâhyası mısınız!

Hiç mi vicdanınız yok sizin, evlerimizin neşesi kediler köpekler de bir can.

GERİ VİTESE ÇOK GÜLERİM

Bu zevat çok hassas mı sanıyorsunuz?

Alakası yok, garantiye oynuyorlar. Bakan tepki gösterince arkasından orduyla geldiler. Tarikat yuvalarında çocuklar taciz edilir ses yok, el kadar bebeler para için öldürülür ses yok, 6 yaşında kız çocuğu gelin edilir ses yok, 13 yaşında çocuk 14 yaşında çocuğu öldürür ses yok; var tabii ki biraz ses ama sidikli bir reklama çıkan sesin yanında devede kulak.

Samimiyetinizi sevsinler. 

Yarın AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkıp, “Yahu ne alâkası var, hayvan sevgisi vs.” demesini çok isterim.

Geri vites gacırtısından bir gece uyuyamaz Türkiye.

Neyse, siz şimdi en başa dönüp muhteşem Perşembe Yaylası fotoğrafına (Beyaz noktalar otlayan koyunlar haaa aman pas geçmeyin) birkaç dakika daha bakın.

Neşemizi geri ver

Bugün 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, bildiğimiz adıyla İşçi Bayramı; herkesin gününü kutluyorum.

Öncelikle Doruk Madencilik işçilerine geçtiğimiz hafta yaptıkları ders niteliğindeki eylem için teşekkür ederim. Meydanların monotonlaşan “Direne direne kazanacağız” sloganına can verdiler.

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş da siyasetçiyim diye geçinenlerin alayına nasıl siyaset yapılacağını gösterdi. Pahalı marka takım elbise, bembeyaz gömlek, windsor düğümlü ipek kravatla bir karış ilerleyemeyen meslektaşlarına bir sweatshirt, bir kanvas pantolon, bir yağmurluk ve bir çift postalla yüksek lisans dersi verdi. Kucak dolusu teşekkür de Erkan Baş‘a.

YÜZDE 70’İMİZ YOKSUL

Dün TÜRK-İŞ (Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu) açlık ve yoksulluk sınırı Nisan 2026 rakamlarını açıkladı; buna göre…

– Açlık Sınırı: 34.587 TL

– ​Yoksulluk Sınırı: 112.661 TL

Ülkede yüzde 5’lik küçük bir kesim yatla, özel uçakla dolaşıyor. Yüzde 10’luk küçük bir kesimin istakoza ulaşımı var. Yüzde 15 de tatile, özel okula para bulabiliyor. Geri kalan yüzde 70’in yoksulluk sınırının altında olduğu net, ne kadarı aç kestiremedim. Meyve, süt, yumurta, et, tavuk yemeden ekmek, makarnaya abanan da açtır; oranı siz çevirin kafanızda.

KORKUDAN TAKSİM’İ KAPADILAR

Özgür basını elimizden aldınız, televizyonları, gazeteleri, radyoları elimizden aldınız. Sosyal medyadaki eleştirme özgürlüğümüzü elimizden aldınız; sesimizi kestiniz. 

Korkudan zangır zangır titrediğiniz için Taksim Meydanı’nını elimizden aldınız. 

Yetmedi mutlu azınlığı daha da mutlu edebilmek için dağları, ormanları, zeytinlikleri, tarlaları, bahçeleriyle birlikte evlerimizi, derelerimizi, ağaçlarımızı, köyümüzü elimizden aldınız.

Tepe tepe kullanın, güle oynaya harcayın.

Ama şunu da unutmayın…

O yüzde 70 var ya o yüzde 70; günde 3 öğün size, “Gözünüze dizinize dursun” diye saydırıyor. Bu dünyada yırtsanız tahtalı köyde şenlik var!

Tamamını elimizden aldığınız neşemizi daha da bozmayacak, belki birazını geri alacağımız küçük bir şey bekliyoruz sizden…

Bugün kimsenin canını yakmasanız, yeter bize. 

Skimpflasyon

Ülkenin en önemli sorunu pahalılık ve adalet eksikliği, bu havada insanın içinden ne Manisa Mesir Macunu Şenlikleri’nde yaşanan paçozluğu ne de Galatasaray’ın 4’üncü şampiyonluğa koşmasını yazmak geliyor.

Merakta bırakmadan bilmeyenler için başlığa koyduğumuz enflasyon çeşitlerinin en terbiyesizin ve arkadaşlarının ne anlama geldiğine bakalım.

Skimpflasyon: Fiyat aynı kalırken sunulan hizmet veya ürün kalitesinin düşürülmesidir.

Stagflasyon: Ekonomik durgunluk (İşsizlik) ile yüksek enflasyonun aynı anda yaşanması durumudur.

Shrinkflasyon: Fiyatın aynı kalıp, ürün gramajının veya boyutunun azaltılmasıdır.

Greedflasyon: Firmaların, yüksek enflasyon ortamını fırsat bilerek maliyet artışının üzerinde kar marjı koymalarıdır.

Sanırım klasik enflasyonun yanında yukarıda saydığımız tüm enflasyon çeşitlerini yaşıyoruz.

DOLMALIK BİBER 300 LİRA

Kafadan yazının görselindeki tabloya bakalım. Bu tezgah bir bakkala ait, kabul fiyatlar biraz piyasanın üzerinde ama biraz. En ucuzcu markette de çeri domates 250 kayme.

Kardeşim domatesine, biberine yüzlerce lira verirsek o tencere nasıl dolacak, nasıl kaynayacak. Dört kişiye bir öğün yetecek bir tencere etli yemek bin liranın altına pişmiyor. Asgari ücretle 28 öğün etli yemek yapabilirsin bu fiyatlarla; ayda var 90 öğün!

Kahvaltıyı öğünden saymayanı şarküteriye davet ediyorum; tek dilim pastırma 65 lira, ortalama bir bala bir lokma ekmek banmak 40 lira. Yağı bol bulabilenler için en pahalı öğün kahvaltı.

Eeee para bunlara yetmeyince ne yapıyor insanlar, kaliteyi bozuyorlar. Satıcı malın, alıcı hayatının kalitesini bozuyor. 

AZ ZAMANDA ÇOK LİG DÜŞTÜK

Sonra neymiş efendim, “Almanya bizi kıskanıyor”! 

Gel de onu markette çürük meyve-sebze reyonunda daha az çürüğü seçmeye çalışan başörtülü bacılara anlat. Mesela Almanya’da çıkma meyve-sebze reyonu olan market var mı!

Hadi boşver Almanya’yı, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde var mı! 

Öyle bir lig düştük ki, soluğu 4’üncü amatörde bulduk; daha beteri 6’ya 6 halı saha maçı. Mahalle takımı diyecektim ama artık mahalle arasında top oynayacak alan kalmadı. Mahallesine göre ya ev yapıyorlar ya rezidans buldukları boş arsaya. Köyde bile sahan garanti değil, vahşi madenciliğin dozerleri alıveriyorlar çocukların topunu çelik paletlerinin altına. 

MADENCİLER HANGİ GRUPTA!

En sahtekarı ise shrinkflasyon!

Taze kaşar paketleri 700 gramdı birkaç yıl önce, 600‘e indi, sonra 500‘e. Yakında 350 gramlık küçük boylarıyla buluşacak. Pakete önden baksan aynı ama öyle incelttiler ki artık klasik tostu doldurabilmek için iki dilim yan yana gerekiyor.

Sadece yiyecekte yok bu shrinkflasyon, her yerde.

Evyenin su gideri bozuldu, alelacele körüklü bir tane bulup taktım. Körüklü boruyu inceltmiş yezitler, su bile gidemiyor giderden! Ara ara, taslı sifon bulamadım civar nalburlarda; satılmıyormuş pahalı olduğu için. Pavyon mönülerini ağlatacak fiyatlandırmalarıyla meşhur yapı market yolu gözüktü.

Greedflasyon en sık rastladığımız hâli bu canavarın. Üretici bir sonra üretip satacağı malın kârını bir önceki satışa kaskallıyor. 

Stagflasyon ise her evin gözdesi, ya işsiz kalmış bir ebeveyn ya da iş bulamayan bir gencin olmadığı ev yok gibi. Acaba çalışıp da maaşını alamayan, alamadığı maaşı istediği için de dayak yiyen madenciler de bu gruba mı giriyor çözemedim.

MAAŞFLASYONLULAR

En meşhur ekonomist ekonomimizi düzeltemedi ama sanırım ekonomi dünyasına sonu …flasyonla biten yeni terimler hediye edecek.

Ne güzeldi ambulansların köpekler tarafından çekildiği, AKP’nin henüz ülkeye oksijeni getirmediği yıllardaki enflasyon.

Yüzde 70 olur, daha Pinokyo olmamış TÜİK de yüzde 70 açıklardı. O gün hükümetin başında kim varsa, refah payıyla yüzde 75 zammı yapıştırırdı maaşlara.

Yok itimflasyon yok şeyimflasyon bilmezdik, tek bir canavar vardı ve biz güçlüsü güçsüzü bir olup onu taşlardık. Yeni düzende güçlü şeyimflasyondan da para kazanıyor elimflasyondan da.

Giren çıkan dayak yemeden alabilse bile maaşflasyonlulara.